Eskişehir’in çamurundan heykele ve seramiğe

Hürriyet Haber
13 Mart 2017 - 11:33Son Güncelleme : 13 Mart 2017 - 11:33

Ülkemizin yetiştirdiği önemli seramik ve heykel sanatçısı Tuba Önder Demircioğlu’yla sanat hayatı, aldığı ve verdiği eğitim üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik.

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Cam Anasanat Dalı’nda lisans eğitiminizi tamamladınız. Güzel sanatlar alanında birçok bölüm varken siz bu bölümü seçmeye nasıl karar verdiniz?

Ben Eskişehir’de doğdum ve büyüdüm. O zamanlar Eskişehir’in çamurları meşhurdu.  Çocukluğumun büyük kısmı bahçemizde çamurdan evler, şehirler, insanlar yaparak geçti. Kiremitleri toz hale getirip su ile karıştırıp boyardım onları. Sonraki ortaokul ve lise yıllarım ise hep kıyafet tasarlamak ile geçti. Kısacası içinizde var olan şeyler, elbet bir gün gün yüzüne çıkıp hayat biçiminize dönüşmek istiyor. Ailem beni çok destekledi. İki yıl sınavı kazanmama rağmen kayıt yaptırmadım. Güzel sanatlar sınavını kazanınca ailem neden bile demedi. Babam bana en uygun bölüme karar verebilmemiz için müthiş araştırdı. Ve benim aşırı isteğim ve onların inanılmaz destekleri ile büyük bir aşk ve sevgiyle tercih ederek okudum. Allah herkese böyle mutlulukla ve aşk ile yapabilecekleri işler nasip etsin.

 

Seramik sanatının daha iyi anlaşılması ve daha da yaygınlaşması adına belediyelerle ortak çalışmalar yapıyorsunuz.

Seramik sanatı çok etkileyici ve inanılmaz bir ifade gücüne sahip. Dolayısıyla da beynim sürekli üretiyor. Ve bunların açık alanlarda birçok insanla buluşmasını arzu ediyorum. Hem İstanbul hem de tüm ülkemiz açık hava müzelerine dönüşsün, insanlar ile bire bir ilişki içinde olan sanat eserleri caddelerde, meydanlarda, parklarda olsun arzusundayım. Bazı belediyelere sosyal sorumluluk projeleri kapsamında sergiler yapıyorum. Merkezden uzak semtlerde. En yakın zamanda gerçekleşecek olan Çetin Emeç Demokrasi Parkı içinde bulunan. Koruma Çocuk Ruh Sağlığı binasının dış cephesine ON metrekarelik çocuk atölyemin gerçekleştirdiği bir duvar panosu uygulaması yapacağız. Kadıköy belediyesinin desteklediği ve bize alan verdiği çalışmanın teması ise “Tüm dünya çocukları için özgürlük ve mutluluk.”

 

Sizi araştırırken sanatınızın felsefe ve düşünce ile harmanlandığını öğrendik. Size göre doğru sanat nasıl olmalıdır? Sizin için düşüncenizi doğru aktaramadığınız bir sanat ya da felsefesiz bir sanat neden olamaz?

Bence bunun belli bir tanımı olamaz. Göreceli bir şey sonuçta. Bence bir düşünceyi, fikri ya da bir temayı barındıramayan bir eser dilsiz kalır. Sanat üreten kişinin yapıtı onun yorumlamasıdır. Olayları nasıl ele aldığı, nasıl bir sorun ortaya koyduğu ya da çözüm getirdiği. Onun sorunlara bakış açısını, manifestosunu ya da nasıl yorumladığını, iç dünyasına verdiği biçim aracılığı ile tanıklık ederiz. Bu da eseridir. Böyle bir anlatma sahip olmayan, herhangi bir felsefeyi barındıramayan bir eser art ile artisan arasında arafta kalır bence. Eserin gerçek değeri, barındırdığı fikirde saklıdır. Sanat doğadan, yaşamdan, günlük olaylardan ya da geçmişten ilham alabilir. Bu sınırsızdır. Aynı temalar üzerinden üreten birçok sanatçı vardır. Farkları ise düşünceleri, anlatım biçimleri ya da çözümlemelerdir. Kimlik böyle oluşur. Bu sebeple düşünceyi ya da felsefeyi barındırmayan bir eser benim için çok anlamlı değildir.

 

Hem sanatla uğraşan biri olarak hem de bir öğretmen olarak eğitim verdiğiniz insanlara ve genel olarak aslında bütün öğrencilere neler tavsiye ediyorsunuz?

Evet ve bundan inanılmaz keyif alıyorum, mutlu oluyorum. Bilgi, tecrübe paylaştıkça büyüyor. Seramikçi olarak aldığınız eğitim sadece yolunuzun başlangıcı. Kalıcı eserler bırakabilmek kolay olmuyor. Çok fazla birikim ve tecrübe, aynı zamanda çok fazla deneyimlemeniz gerekiyor. İyi matematik, iyi kimya bilgisine sahip olmanız lazım. Ve ben inanıyorum ki bu birikimleri kendinize hapsetmek, saklamak son derece yanlış, paylaşmak gerekli. Bilgi paylaştıkça çoğalıyor. Benim öğrencilerim, workshoplara katılanlar kullandığım her tekniği öğreniyor ve her malzemeyi kullanıyor. Bu konuda eleştiriler alsam da ben bunun doğruluğuna inanıyorum. Bilgimi aktarmak beni besleyen en önemli kaynak. Öğrencilerim de harika eserler üretiyor. Bilgi herkeste farklı şekilleniyor. Tüm bunlar gelecek nesillere bugünü anlatan hafıza olarak aktarılacak, bu nedenle çok önemli. Genç sanatçılara söyleyebileceğim, kendimin de geçtiği süreçleri düşünerek, edindiğim tecrübelere dayanarak şunlar olabilir: Kesinlikle çok okumalıdır, çok çalışmalılar, çünkü yetenek bir yere kadardır. Onu çalışarak geliştirip desteklemez iseniz yetenek hiçbir şeydir. Bu tamamen bana ait olan bir fikir, telefon ve bilgisayarları üzerinde geçirdikleri zamanı azaltmalı ya da sınırlandırmalılar. Kendinle ya da eserinizle geçirmeniz gereken zamandan çok çalan bir öğe. Kesinlikle tamamen reddetmiyorum ama üretim zamanlarının dışında kalması gerektiğine inanıyorum. Eğitimlerinin yanı sıra mutlaka bir sanatçı atölyesinde olmalılar. Bilgi onlara gelemeyeceği için mutlaka bilginin peşinde olmalılar. Bir de öğrenciliği hiç bitmeyen çok maceralı bir hayatın içinde olduklarından ötürü tadını çıkarmalarını tavsiye ederim.

 

Röportaj: Erkmen Özbıçakçı

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı