Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eskişehir ütopyamız olsun

Hülya Sezgin’in “Anadolu’dan Esintiler” isimli sergisi, Konak Belediyesi Alsancak Türkan Saylan Sanat Galerisi’nde açıldı.

HÜLYA SEZGİN, çok takdir ettiğim bir İzmirli naif ressam. Halen bir bakımevinde huzur içinde yaşamakta olan İzmir’in simge naif ressamı, eşsiz fırçaya sahip usta ressamı, değerli büyüğüm Fatam Eye’yi yıllar öncesinden tanımış ve ona bağlanmış bir sanat muhabiri kökenli yazar olarak, nerede bir bayan naif ressam görsem ve tanışsam, içim hemen pır pır eder..

Çünkü Fatma Eye ablamızdan öğrendiğime göre, naiflik yalnızca sanatta çocuksu doğallık değil, aynı zamanda eşsiz bir doğa sevgisi, dizginlenemez bir dünya ve yurt aşkı, aynı zamanda sınırsız bir hümanizmadır, yani insanlık idealidir. Muazzam bir çalışkanlıktır, muazzam bir çevreyi izleme ve tespit ettiklerini tuvale aktarma azmidir.

Tanıdığım Hülya Sezgin de, işte böyle bir naif ressam.. Dr.Hakan Tartan başkanlığındaki Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi Sanat Galerisi’ndeki “Anadolu’dan Esintiler” isimli son sergisini mutlaka izlemelisiniz. Kültür Müdürü Ayla Sert ve ekibinin sunduğu bu sergi, bizi Anadolu’ya götürecek ve kendi özümüzle buluşturacaktır.

ESKİŞEHİR GERÇEĞİ

Ben, bugün Hülya Sezgin’in Eskişehir izlenimlerini sunmak istiyorum. Geçenlerde bu şehri gezen ve inceleyen naif ressamımız, Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve kadrosunun yaptıklarına hayranlık duydu.. Bir sanatçı güzüyle, bir sanat şehrinin gezilmesinden sonra elde edilen bu izlenimlerin, İzmir için kafa yoranlara bir kriter olmasını dilerim. Sözü ona bırakıyorum:

“Kentini tanımak, turizm beldesi yapmak isteyen belediye başkanlarına duyurulur. Bu işin sırrı sanattan geçiyor. Sanatla güzelleştirdiğiniz kente turist akın ediyor, ticaret canlanıyor, esnafın yüzü gülüyor.

Eskişehir sanki bir Avrupa kanti.. Deniz seviyesinden yüksek bir kara iklimine sahip, önce üşüyorsunuz, sonra alışıyorsunuz, çünkü nem yok.
Şehrin içinden geçen Porsuk Çayı çevresinde 26 köprü var. Hepsinin adı farklı ve numaralı. Seine nehrindeki gibi çok süslü, döküm oymalı, şık lambalı köprülerin üzerinde kendinizi Paris’te sanıyorsunuz. Her yere insana keyif veren, hayranlık uyandıran esprili heykeller konmuş. Kimisi yollarda, kimisi köprülerde, kimisi parktaki banklarda. Heykellere bakarken onların canlı olduğunu sanıyorsunuz. Bir öğretmen hanımla köylü teyze bankta oturmuş sohbet ediyor. Kucağında tavuğuyla yorulmuş bir başka köylü az ilerde duruyor. Mitolojik tadlı heykeller, ağ çeken balıkçılar, daha neler neler. Park ve bahçeler, gün ışığının gün boyunca depolanması sonucunda hava kararınca otomatik olarak aydınlanıyor.

Porsuk Çayı modern bir plaj olmuş.. Yazın çocuk çocuk serinliyor. Tarihin en eşsiz körfezine sahip olan İzmir’in Eskişehir’in yüzde biri kadar denizden (sudan) faydalanamadığını düşündükçe içime afakanlar bastı.

HİÇ ÇÖP YOK

Sonbahar ve kış yapraklarını dışında çöp yok. Türkiye’de kişi başına en çok yeşil alan düşen kent burası.. Tüm okullar bir yerde, kamu binaları bir yerde. Fabrikalar şehir dışına çıkarılmış. Boşalan binalar sanat merkezlerine dönüştürülmüş. On yıldır doğal gaz var. Dirlik düzen, tıkır tıkır işleyen bir makine gibi..
Kent Park’ta engellilerin kullanması için özel sandalyeler var. Engellerin en özgür yaşayacağı kent burası yine. Tüm sokaklar engelliler için özel düzenlenmiş. Şapkamı çıkarttım.  Harika bir sanat ve kültür sarayı var. İçinde opera salonu, tiyatro salonu bulunmakta.
Sazlı Park, harika bir bilim, sanat ve kültür parkı olarak parlıyor. 400 bin metrekare alana sahip. 25 bin metrekarelik havuzu, korsan gemisi, açık hava tiyatrosu, şatosu, bilim merkezi, çocuklar için masalsı oyun alanları, heykelleriyle ülkemizin en doğal ve güzel parkı yaratılmış. Su üzerinde yarışmalarıyla, trenle gezilen uçsuz bucaksız köşeleriyle burası bir cennet..

GÖZ KAMAŞTIRAN TARİH

Kaldırımlarda hiç araba park etmemiş.. Kafelerden tek bir masa ve sandalye çizgisini aşıp ortalığa yayılmamış.. Kurşunlu Camii ve Külliyesi, Atlı Han, Lületaşı Çarşısı, Cumhuriyet Tarihi Müzesi, Cam Müzesi, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin can yoldaşı Şeyh Edebali’nin türbesi, Odun Pazarı, evler, konaklar, hanlar, kervansaraylar, türbeler, Hafız Ahmet Efendi Konağı pırıl pırıl parlıyor, benzersiz biçimde. Tarih göz kamaştırıyor..
Eskişehir’i gezip tadına baktıktan sonra artık şehir ütopyamız, burası oldu..
Anadolu’nun her şehri, Eskişehir olmalı..
Ama sevgili şehrim İzmir de, böylesine öksüz kalmamalı..
Sanat, ne zaman İzmir’i kucaklayacak?
Sanat, salon gösterilerinden çıkıp ne zaman sokaklara taşacak?
Haksız mıyım?”

Usta naif ressam

1958 yılında Çankırı’da dünyaya gelen Hülya Sezgin, 25 yıllık bankacılık mesleğinden emekli olduktan sonra Güzelbahçe Halk Eğitim Merkezi Nuraydın Kurtul Atölyesi’nde resim çalışmalarına başladı. Kendine özgü naif tarzla Anadolu halk kültürünü, yok olmaya başlayan geleneksel değerlerimizi, şehirlerimizi, evlerimizi, mahallelerimizi, insanlarımızı resmetmeye başladı.
Kişisel sergiler açtı, karma sergilere katıldı. Yurtdışı ve yurtiçi festivallerde yer aldı, yarışmalarda başarı kazandı. 2011 Rusya Federasyonu Güzel Sanatlar Akademlisi ve Devlet Televizyonu işbirliği ile düzenlenen Uluslarası At Resimleri Yarışması’nda 250 yapıt arasından finale kaldı, kataloğa girdi. Rostov ve Taganrog şehirlerinde eserleri sergilendi. Rusya Güzel Sanatlar Akademisi’nden diploma ve başarı belgesi kazandı.
Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü özel koleksiyonunda, yurt içi ve dışındaki koleksiyonlarda eserleri bulunun sanatçı, halen İzmir’de evindeki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor.
“İzmirli Sanatçılar Birliği Plastik Sanatlar Bölümü” yöneticisi ve “Femin&Art İzmir Şubesi” Başkanı olan sanatçı, aynı zamanda İbrahim Irmak yönetimindeki (www.haberhürriyeti.com) internet sitesi haber portalında kültür-sanat yönetmeni ve köye yazarlığı yapmakta. Yurt için ve dışındaki çeşitli akademik dergi ve gazetelerde yazıları, makaleleri, söyleşileri ve tabloları yayınlanmakta.

Eskişehir’deki kadırga tarihe gönderme yapmakta

Eskişehir kara kenti olmasına rağmen, içinden geçen Porsuk nehrinin çağdaş düzenlemesiyle sanki deniz kenti olmuş. Rıhtıma bağlı kadırga önünde Hülya Sezgin ve eşi Hikmet Sezgin, Türkler’in Akdeniz  hakimiyetini düşündüler.


Orta Avrupa tarihi kentleri gibi

Yemyeşillikler içinde çağdaşlıkla tarihi ustaca buluşturmuş Orta Avrupa kentlerini andıran Eskişehir’de insan kendini mutlu hissediyor, gördüğü her güzel şeyin kendi yaşadığı yerde de olmasını arzuluyor.


Özgür heykeller her köşebaşında

Eskişehir yerel yönetimi, heykeltraşları önemli ölçüde destekleyerek, bir çok heykel yaratılmasını sağlamış ve şehrin dört bir yanına yaymış. İnsan, gerçekten bir Anadolu şehrinde olup olmadığını sorgulamak zorunda kalıyor.


 

X