Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eski Türkiye insanları

Ahmet Hakan’ın dün komedi sanatçılarıyla ilgili yazısını okurken düşüncelere daldım.

Müjdat Gezen’i düşündüm...
Vaktiyle sinema okulunda rica ettik diye işini gücünü bırakıp diploma filmimize yardıma gelişini...
Ferhan Şensoy’u düşündüm sonra...
Brecht tiyatrosuyla ortaoyununu harmanlayıp mizah algımızı değiştirdiğini...
O olmadan ne Cem Yılmaz’ın ne de Yılmaz Erdoğan’ın tam olarak anlaşılabileceğini...
Tabii Levent Kırca ve Metin Akpınar’ı da... “Derin mevzuları halkın anlayacağı dilden anlatma” maharetlerini.
Hepsinin ortak noktası “Eski Türkiye” insanları olmalarıydı.
Yani 1923 ideallerinin henüz yaşadığı bir ülkede doğmuş, büyümüş ve sanat yapmışlardı.
Haliyle, 2002 sonrasının “Yeni Türkiye”sinde kendilerini yalnız ve ötekileştirilmiş hissediyorlardı.
¡¡¡
Bugün 10 yıl öncekinden farklı bir ülkede yaşıyoruz.
Üstelik herhangi bir 10 yıllık fark değil. Her şeyin farklılaştığı, yapısal bir değişim.
Belki heykeller vinçlerle kaldırılmadı, kimse tankların üstüne falan çıkmadı ama değişim neredeyse tamamlandı.
80 darbesiyle dumura uğrayan, 90’lardaki çatışmalar ve enflasyonla çatırdayan, 2001 kriziyle de tamamen çökertilen cumhuriyet, Ak Parti iktidarında külliyen “restore” edildi.
Sonuçta ortaya “Yeni Türkiye” çıktı.
Onu kuranların da “yukarılarda” görmek istediği başka sanatçılar, yazarlar, kanaat önderleri vardı.
Bazılarına coşku ve iyimserlik, bazılarına da keder ve karamsarlık veren bu halin adını artık koymak zorundayız.
Ancak o zaman anlayabiliriz bu ülkenin yalnız ve dışlanmış hisseden insanlarını.

Müslüman ateist

Tuğçe Kazaz, “Budistim, Hıristiyanım ya da değilim ama ezanı duyunca müziği kapatırım” diyor.
Aklıma Octavio Paz’ın, “Ben ateistim ama Hıristiyan ateistim” sözü geldi. Neye inanırsak inanalım mahallenin dini bizi etkiliyor, beyin kodlarımızı şekillendiriyor.
Marksist bir tanıdığım sürgünden döndüğünde ezanı duyunca nasıl ağladığını anlatmıştı.
O ezanın içinde tüm geçmişi vardı çünkü: Ailesi, ilk aşkları, çocukluğu... Tıpkı Meryem Ana’nın ateist bir batılının bile ruhunu okşaması gibi. Bu yüzden Tuğçe hangi dini seçerse seçsin, hatta ateist bile olsa “Müslü-man” kalacak. Telaşa mahal yok.

İncir  Çekirdeği

Sevişmek: İki başlı ve dört kollu bir yaratığın
doğuşu.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI