Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Esas tepkiyi erkeklerin göstermesi gerekmez miydi?

KONYA’daki Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Orhan Çeker’in sözleri küçük çaplı bir infiale yol açtı.

Nasıl açmasın ki, Prof. Dr. Çeker, dekolte giyinmiş bir kadının bir anlamda tacize/tecavüze davetiye çıkardığını, dekolte giyinen kadının tacize uğraması halinde suçun bir bölümünün de o kadında olduğunu söyledi.
Bu sözleri söyleyip pişman da olmadı, ertesi gün televizyona çıkıp tekrar etti Orhan Çeker.
Ve bunun üzerine hemen hemen her kesimden kadının tepkisini de aldı.
Fakat nedense bu sözlere tepki gösteren erkeğe ben rastlamadım. Belki ben görmemişimdir, belki tepki gösteren erkek de olmuştur ama esas dikkat çeken kadınların haklı tepkileriydi.
Biraz üzerinde düşünecek olursanız, Prof. Dr. Orhan Çeker’in sözlerinin aslında çok derin, çok köklü bir anlayışı yansıttığını göreceksiniz.
Ona göre, erkekler cinsel açlık hatta sapıklık içindeki varlıklar.
Bir mini etekli kadını gördüklerinde, bir saç teli gördüklerinde, bir çıplak kol gördüklerinde, biraz göğüs çatalı ortaya çıktığında erkeğin ilk tepkisi, karşısındaki kadını taciz etmek oluyor.
Bu böyle olduğu için de, Prof. Dr. Çeker, kadınlara ‘dekolte giyinmeyin, tacize davetiye çıkarmayın’ diyor.
Erkeklere ‘Taciz etmeyin’ demiyor mesela. Kim bilir, belki de ona göre kadın teni görünce, kadın saçı görünce cinsel arzuların kurbanı olmak, o kadına saldırma isteği duymak erkeğin doğasının gereği. ‘Erkek öyle yaratılmış’ diye düşünüyor belki.
* * *
Aslında Prof. Dr. Çeker’e teşekkür etmeliyiz. Bu tartışmayı bu kadar çarpıcı bir yerinden başlattı diye.
Mesele ‘dekolte’ gibi duruyor ama aslında daha derin. Çünkü kimine göre mini etek dekolte bile değildir, kimine göre saçının telinin gözükmesi dekoltedir.
Mesele, esasen örtünme meselesidir. Kadının cinsel obje olmaktan başka türlü görülmemesi meselesidir. Mesele, erkeğin kadını kendi malı olarak görmesi meselesidir.
Ve ‘endişeli modern’ ya da
düpedüz muhafazakar fark etmez, erkeklerin bu sözlere tepki vermemesi, verseler bile bunların cılız laflar olması hiç de boşuna değil.

Kimin ‘yaşam tarzı tehlikede’ erkeklerin mi kadınların mı?

BİLİYORSUNUZ, islamcı geçmişini gizlemeyen ‘muhafazakar demokrat’ bir iktidar tarafından yönetiliyor ülkemiz son sekiz yıldır. Bu siyasi hareketin sandıkta yükseldiği 1994 yerel seçiminden beri bitmeyen bir yaşam tarzı endişesi tartışmamız da var.
Peki ama bu ülkede yarın öbür gün kazayla bir teokratik düzen kurulacak olursa yaşam tarzı tehlikeye girecek olanlar, ya da oraya kadar gitmeyelim ülkenin genel muhafazakarlaşmasıyla kendi yaşam tarzını tehlikede görenler esas olarak kimlerdir?
Ben size cevabını vereyim: Kadınlardır.
O yüzden yıllardır sesimi duyurabildiğim kadar söylüyorum: Laiklik için tepede verilen kavgalar değildir önemli olan, önemli olan kadınların özgür, eşit bireyler olarak toplum hayatına katılmasıdır.
Biliyorum, pek çok ‘endişeli modern’ için başörtüsü erkeğin kadın üzerindeki egemenliğinin simgelerinden biri. Ama bence eğer başörtüsü o kadının sokağa çıkmasını, hayata karışmasını, iş sahibi olup çalışmasını ve bu yolla kendi bireyselliğini elde etmesini sağlıyorsa, kadının özgürlüğüne bir engel değil aksine yardımcı bile olabilir.

Kadının namusu erkeğin namusu

BİR erkek olarak itiraf ediyorum: Bir kadının sokakta yürürken üzerinde hissettiği erkek bakışlarından nasıl etkilendiğini, o an ne hissettiğini bilemem.
Ama işin fenası şu ki, o an kadınların ne hissetmesi gerektiğini de söyleyen esas olarak erkek dünyası, erkek bakış açısı, erkeğin namus anlayışı, erkeğin ahlak anlayışı.
İlahiyat profesörünün sözlerine yansıyan da bu anlayış, kadınla erkeğin flörtünü ahlak dışı gören de bu anlayış, töre cinayetine cevaz veren de bu anlayış.

X