Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Esas orantısız güç kullanımı

Son 15 günde atılan gazı, sıkılan tazyikli suyu, TOMA’ları falan küçümsediğim yok.

Nasıl küçümseyeyim, biri polis dört kişi öldü, binlerce insan yaralandı, halen derin koma halinde hastanelerde uyutulan ağır yaralılar var.
Yani ortada gerçekten bir ‘orantısız güç kullanımı’ var.
Ama ben bugün başka bir ‘orantısız güç kullanımı’ndan söz edeceğim. Belki de, yaşamak zorunda kaldığımız bütün bu olayların arkasında yatan esas nedeni bu ‘orantısız güç’ oluşturuyor.

***

Masum veya hainane bir talebe dayansın fark etmez; en ufak bir muhalefet kırıntısının hükümet tarafından başa gelebilecek en büyük muhalefet dalgası gibi görülmesi ve ona karşı tam güçle yüklenilmesi...
Anlatmaya çalışacağım ‘orantısız güç’ bu.
Türkiye’deki somut durum şu: İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, bütün rakiplerinin toplamından fazla oy alıyor. En yakın rakibine neredeyse iki kat oy farkı atıyor. Bu durumun 15 günlük Gezi olayları sonrasında da dramatik bir değişime uğradığını düşünmüyorum.
Ben düşünmüyorum. AK Parti’nin önde gelenleriyle, stratejisini çizmesine yardım eden danışmanlarla vs konuşuyorum, onlar da oy dağılımında dramatik bir değişiklik olmadığı ve olmayacağı inancında.
Ama yine de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, neredeyse bütün siyasi gücüyle, partisinin ve taraftarlarının bütün gücüyle Gezi eylemcilerine yükleniyor. Hatta yüklenmeye daha yeni başladı bile diyebiliriz.
Sahiden orantısız bir güç bu. Bilgisayar kullanan ‘beyaz yakalılar’ arasında bile orantısız. Bakın, herkes Twitter’dan anlamlar çıkarıyor. Atlanan bir şey var; taa 1 Hazirandan beri Gezi protestolarını protesto edenlerin bazı ‘hashtag’leri de aslında TT listesi adı verilen listeye giriyor. Hem de kolayca giriyor.
Bu AK Parti’nin gücü. Ve parti gücünü karşısındakinin gücüne hiç bakmaksızın kullanıyor. Her seferinde kullanıyor.
Esas ‘orantısız güç’ tam da bu.

***

Tabii bu gücün her seferinde sonuna kadar kullanılması ister istemez hem karşıda bir güç birikmesini engelliyor, daha doğrusu caydırıcı oluyor hem de ‘baskıcılık’, ‘otoriterlik’, ‘çoğunlukçuluk’ gibi kelimeleri içeren eleştirilere.
AK Parti, belki evet Gezi Parkı olaylarını çok kötü yönetti, olmayan bir krizi ölçüsüz polis şiddetiyle yarattı, ama bugün gelinen noktada hemen hemen herkesi kendi istediği siyaset minderine de çekti.
Gezi Parkı için referandum önerisi, pratik bir geçerliği şu an için şüpheli de olsa, esasen iktidarın ‘orantısız güç kullanımı’nın vardığı son nokta: Referandum önerisine karşı çıkacak herkes ‘demokrasi dışı’ ilan edilecek, bu yolla 31 Mayıs’tan beri sokakta olan kalabalıklar da mahkum edilmek istenecektir.
Günlerdir, belki tarihinde ilk kez savunma pozisyonunda olan AK Parti ilk kez yeniden inisiyatifi almış gibi gözüküyor.
Esasen Gezi Parkı’nın yerine yapılmak istenen kışla değil önemli olan. Önemli olan zaten muazzam olan siyasi gücün bir kez daha tahkim edilmesi.

Türkiye’deki muhalefetin çıkmazı

İktidardaki AK Parti’nin her fırsatta kullanmaktan çekinmediğini söylediğim ‘orantısız gücü’nü dengelemenin bir tane bilinen yolu var: Bu partinin oylarını dengeleyecek bir muhalefete sahip olmak.
Ancak, muhalefet partilerinin Gezi Parkı sebebiyle sokağa dökülen ‘beyaz yakalılar’ı bile temsil edemediği, onların oyunu alıyor olsa bile ‘kerhen’ aldığı ayan beyan gözükürken bu nasıl olacak?
Farkında mısınız bilmiyorum; 31 Mayıstan beri ortada olan ve ciddiye alınabilir nitelikteki ‘muhalif söylem’in tamamı aslında bir cümlenin çeşitli versiyonları: ‘Başbakan bugünkü gibi davranmasın, daha iyi bir insan olsun, bizi doğru anlasın, toplumda bizlerin de yaşadığını kabul etsin, bizi rahatsız etmeden iktidar olsun.’
Bu, pasif ve ricacı bir savunma çizgisi. Başbakan Erdoğan’ın ‘ulusun babası ve değişmez lideri’ olduğu fikri öyle içselleştirilmiş ki, neredeyse Erdoğan’ı yine Erdoğan’a şikâyet ediyoruz.
Bu anlayışla, bu ön kabulle ‘orantısız güç’ dengelenebilir mi, siz karar verin.

 

 

X