"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Ve işte çöl başlıyor

Ertuğrul ÖZKÖK

KÜÇÜKKEN, çok küçükken başlayan bir macera yolculuğu acaba nasıl biter? İşte şimdi çöl başlıyor. Dubai'nin bir Amerikan sahil şehrine benzeyen hudutları 40 kilometre geride kalmış.

Şoförümüz güçlü 4x4'ümüzün lastiklerini indiriyor.

Belirgin bir serin rüzgár, çölün en üst tabakasındaki kumları hafif bir sis gibi gözümüzün önünden kaydırıyor.

Ağzıma götürdüğüm kolanın teneke kutusu bir anda dev bir deniz kabuğu haline dönüşüyor.

Çölün rüzgárı, bu kutu içinden geçerken büyüyor ve bir çöl fırtınası olarak kulaklarıma ulaşıyor.

Çöl başlıyor. Eşim ve ben hayatımızda ilk defa çöldeyiz. Çantamda bir tek kitap var.

Kanat Atkaya geçenlerde Sahaflar Çarşısı'nda bulmuş.

‘‘İki Çocuğun Devriálemi...’’

Jano ile Yanik, bana ilk Indiana Jones maceralarımı yaşatan iki çocuk.

Çantamda bu on ciltlik kitabın sadece son cildi var.

Küçükken, çok küçükken başlayan hayali bir macera nasıl sona erer?

* * *

Bu maceramı kırk yıl aradan sonra işte burada, çölün başladığı bu küçük benzin istasyonunda tamamlamak istiyorum. Kitabın son sayfası, ‘‘Baba Ocağı’’ başlığıyla sona eriyor. İki çocuk Paris'te bir tren istasyonunda kendilerini bekleyen babalarına kavuşuyorlar.

Ve hayallerimin kitabı şu cümlelerle sona eriyor:

‘‘Hep beraber otomobillerle hareket ettiler.

Jano ile Yanik'in devriálem seyahatleri de böylece sona ermiş oldu.

Bundan sonra büyük bir gayretle okula devama başladılar. İkisi de subay olmak istiyorlardı.

Bu gayretlerinde muvaffak olarak kıymetli iki subay oldular.’’

* * *

Arabamızın lastikleri iniyor ve çöle giriyoruz.

Hayatımda ilk defa bir çöldeyim.

Denizlere alışmış ufkumu ilk defa kumlar işgal ediyor.

Macera ve yalnızlık ilk defa bu kadar benliğime işliyor.

Önümüzdeki kum tepelerine hızla saldırırken, son günlerde eşimin başucu kitabı haline gelen ‘‘İnsanlığın Mahrem Tarihi’’ adlı kitap aklıma geliyor.

Orada şöyle bir cümle vardı:

‘‘Hayal gücünüz hiç kimsenin ve hiçbir grubun dokunamayacağı yegáne parçanızdır.’’

Üç gün de olsa iyice kirlenen gerçeklerden kaçıp bir çöl yalnızlığına sığınmak insana iyi geliyor.

Giderken yanınıza maceralarınızın el kitabıyla sadece hayallerinizi almak sizi daha da iyi yapıyor.

O sapsarı ufka bakıyorum.

Çölle ilgili ne kadar çok film görmüşüm, ne kadar çok hikáye dinlemişim.

Şöyle küçük bir bilanço çıkarıyorum.

Neredeyse tamamına yakını çölün kötülükleriyle ilgili şeyler.

Ama son yıllarda çölün içindeki muhteşem romantizmi keşfettik.

O düşman ufuk kayboldu. Onun yerine yalnızlığın muhteşem Mekke'si yükseldi.

* * *

Şimdi çölde gün batıyor.

Yıllardır güneşin dağlar arkasında veya denizin bitmediği yerde kayboluşuna akraba olmuş ruhum, şimdi yeni bir hayale hazırlanıyor.

Bu defa güneşi kumlar yutuyor.

Ve ben bir kum tepesinin üstünde, bitmeyen bir çölün bitmeyen ucunda yavaş yavaş kaybolan güneşi seyrediyorum.

O düşman çöl gitmiş, beni sadece hayallerimle baş başa bırakan aşina bir yalnızlık coğrafyası kalmış.

Artık benim ülkem işte bu hudutlar...

Kaçtığım yer sanki bana ait değil.

Yalnız kalabildiğim bu yer sanki benim üç günlük geçici vatanım olmuş.

Osmanlı buraya kadar gelmiş mi, gelmemiş mi umurumda değil.

* * *

Bana geçici olarak sığınma hakkı vermiş olan bu bitmeyen kum dünyası artık her şeyim.

Orada güneş batarken kumların ortasında yapayalnız, ama mutlu bir haymatlos gibiyim.

Sanki ruhum ikinci pasaportunu almış gibi. Artık güneş battı. Çöl serinliği, tepelerin üstündeki kumlarla birlikte küntleşmiş ruhumun üzerindeki ince tabakaları da alıp götürdü.

Şimdi Dubai'ye dönüyoruz.

Çöl bitti, yalnızlık bitti.

Geriye sadece çantamdaki o küçük kitap kaldı.

‘‘İki Çocuğun Devriálemi.’’

Ve bir de sadece bana ait olan, tapusunu kimsenin ele geçiremediği, mülkiyetine kimsenin sahip olamadığı hayallerim.

Çöl bana iyi geldi...

X