"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Topal ördeğin adabı muaşeret dersi

Ertuğrul ÖZKÖK

Evet, bu genç başkan hepimizi şaşırtmaya devam ediyor. Dün çevremde herkes birbirine aynı soruyu soruyordu: ‘‘Clinton'ın kendisi için hazırlattığı klibi seyrettin mi?’’

Ben de gördüğüm herkese bu klibi anlatıyordum.

Koskoca ABD Başkanı'nın kendi kendini ‘‘ti'ye’’ aldığı o muziplik klibini.

Ve herkes hem karşısındakine, hem kendi kendine aynı soruyu soruyordu:

‘‘Niye bizim böyle bir başkanımız yok?’’

* * *

Gelin daha da genelleştirelim.

Niye bizim böyle siyasetçilerimiz yok?

Filmin gösterildiği salondaki tepkilere baktım.

En çok da Clinton kendi kendine gülüyordu.

Kahkahalarla gülüyordu.

Klibi defalarca seyrettim.

İnsan; hele hele ABD gibi bir devin başkanı olan bir insan, kendi kendinle nasıl bu kadar dalga geçebilirdi?

O psikolojiyi keşfetmeye çalıştım.

Orada müthiş bir ‘‘kendine güven’’ duygusu gördüm.

En az onun kadar büyük bir ‘‘başarı’’ gördüm.

Bir devlet başkanı düşünün ki, Kosova Savaşı için o tarihi kararı vermiş.

Ülkesinin ekonomisini, tarihinin en parlak dönemlerinden birine sokmuş.

Kendisiyle ilgili sayısız badirdeyi atlatmış.

İnsan hakları ve düşünce özgürlüğü kavramını, çocukluğumuzun ‘‘Demokrasi halkın halk adına halk tarafından yönetimidir’’ gibi basit tarifinden çıkarıp, bugünün çok önemli ayrıntılarına kadar genişletmiş.

Ve ayrılmasına üç adım kala, oturup kendi kendini bir güzel ‘‘ti'ye’’ alıyor.

* * *

Bu insan küçülür mü?

Toplum onu ciddiyetsizlikle mi suçlar?

Yaptığı iş bir başkana yakışmaz mı?

Evet, çevrenize kulak verin, biraz uzaktan gelen sesleri işitmeye çalışın.

Özellikle de, lacivert elbiseler giymiş, yakaları kolalı, suratları asık, kaşları çatılmış o ciddiyet kalelerinden gelen mırıltıları, giderek homurtu haline dönüşen o mırıltıları dinleyin.

Onların ‘‘Böyle hafif meşreplikler bir başkana yakışır mı’’ diyen mırıltılarını mutlaka işiteceksiniz.

Çünkü onların lügatında bir başkanın kendi kendiyle dalga geçmesi diye bir madde yoktur.

Onların adabı muaşeret kitabında böyle laubaliliklere yer yoktur.

Hatta kahkaha atmak bile yoktur.

Siyasetçinin, devlet adamının mizahtaki azami sınırı, gülümsemektir.

Onların ahlakında dalga geçmek, adaba aykırıdır.

Sürat limitini geçmek, istiap haddini aşmaktır.

Onların gözünde, kaş çatmak, surat asmak, burun kıvırmak, siyaset raconunun, devlet adabının anayasasıdır.

O anayasanın değiştirilemez maddesidir.

Başkan Clinton giderayak hepimize yeni bir ders veriyor.

Yeni yüzyıl siyasetçisinin, milenyum devlet adamının yeni portresini çiziyor.

Siyasetin, devletin yüz hatlarını yumuşatıyor.

Karşımıza, gülücükler atan bir devlet makyajıyla çıkıyor.

* * *

Yeni yüzyılın yeni devleti budur.

O devletin yeni siyasetçisi, yeni yöneticisi budur.

Bundan böyle gözlerimiz ister istemez böyle devlet başkanlarını arayacak.

Klasik siyasetçilerimizin çatık kaşları, kahkaha atmamaya yeminli simaları kafamızın bir yerine mutlaka takılacak.

Çünkü Clinton kafamızdaki o beşuş devlet adamı imajını değiştirdi.

Yeni standartlar koydu, çıtayı yükseltti.

Hem de bunu kendi kendisi ile alay ederek, kendi kendini ti'ye alarak yaptı.

Clinton çoğumuzun gönlünde, ‘‘Ağır ol da molla desinler’’ devrini kapattı.

Onu yeniden açmaya yeltenen her devlet adamı o malum soruyu kafamıza yeniden takacak.

‘‘Bizim neden böyle devlet başkanlarımız yok?’’

Dün Meclis'te yeni cumhurbaşkanı oylanırken, benim kafam buna takılmıştı.

X