"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Şapşal mektuplar

Ertuğrul ÖZKÖK

Beceriksizlik bazen insanı sempatik kılar. Tatlı şapşallıklar bazen, hiç beklemediğiniz insandan bir hoşluk portresi çıkarır.

Tatlı kaçıklıklar hayatı renklendirir.

Bütün bunlar, küçük gülümsemeler halinde, ‘‘hayatın şeyleri’’ kataloğuna girer.

Fransız Haber Ajansı AFP, kaza yapan bazı sürücülerin sigorta şirketlerine yazdıkları ilginç açıklamalardan örnekler vermiş.

İşte bunlardan birkaçı...

* * *

Adam arabasıyla giderken bir bisikletliye çarpmış.

Sigorta şirketine yazıyor:

‘‘İtiraf edeyim ki, kimsenin gelip gelmediğine bakmadan kavşağa girdim. Ama ne yapabilirdim, daha bir saat önce de oradan geçmiştim ve kimse yoktu.’’

Adam kaza geçirmiş. Bir yerden düşüp bacaklarını kırmış. Sigortaya yazıyor:

‘‘Düştüğümden beri yerimden kıpdayamıyorum. Sigortadan para almak için atmam gereken adımları bana bildirebilir misiniz?’’

Tatlı beceriksizlikler bazen bir Şarlo filmine bile dönüşebilir.

İşte bir kaza bildirimi daha:

‘‘İleriye doğru çıkmak isterken öndeki arabanın arka farlarına çarpıp kırdım. Tabii hemen geri çekildim. Ama geriye giderken bu defa arkamdaki arabanın ön farlarına çarpıp onu da kırdım. Sigorta káğıdını doldurmak için kapıyı açtığımda ise bu defa yandan geçen bisikletliye çarpıp yere devirdim.’’

Ve imzasını atmadan önce bildirimini şöyle tamamlıyor:

‘‘Bugünlük açıklayacağım şeylerin hepsi bu.’’

Aslında doğru olanı yapıyor. Bu kadar müthiş bir beceriksizin etrafını kırıp dökmesi elbette orada kalmaz.

Bunun daha yola çıkması, eve girmesi, evde oturması, yemek yemesi, banyo alması da var.

Bu tatlı şapşalın hayatı roman.

‘‘Arkası yarın’’ şeklinde sürüp gider.

Sigorta bildirimlerine dönelim.

Bir başka tatlı beceriksiz yazıyor:

‘‘Yaptığım kaza şu: Çalıştığım şirkette bir ‘açık kapı' uygulaması vardı. Arabamla cam kapılardan birine girdim.’’

* * *

Ama en tatlısı, en şapşalı, en nahifi o değil, şu:

‘‘Bir elma ağacının altında siesta yaparken iş kazasına uğradım.’’

O ağacın altı, siesta ve iş kazası.

Acaba nasıl bir işti?

Nasıl bir iş kazası geçirdi?

Acaba part-time Newton’luk mu yapıyordu?

Yerçekimi keşfi işinde mi çalışıyordu?

Haberde bu kadar ayrıntı yok.

Ama iş kazası olduğu kesin.

Bu defa sigortaya müthiş bir teessür bildirme yazısı:

‘‘Ehliyetimde yazıldığı üzere, kaza sırasında gözlüklerimi takmadığım için bana sigorta ödemesi yapılmayacağını öğrenince çok şaşırdım. Sizi temin ederim ki, o bisikletliye çarpmamda hiçbir kabahatim yok. Çünkü onu görmedim.’’

Evet, gözlüğünü takmamış ve bisiklet üzerindeki adamı görmemiş.

Niye ödemiyorsunuz adamın parasını...

Ama sigortacılar hep böyledir. İnsanı mutlaka zora koşarlar.

* * *

Bir de sempatik alkolik mektubu var.

Adam yazıyor:

‘‘Kanımda 2.10 gram alkol buldular ve şimdi beni mahkûm edecekler. Soruyorum, insanın 8 litre kanında bu kadarcık alkol çok mu?’’

Son mektup muazzam bir nahif veya görkemli bir temkinliden geliyor:

‘‘Arabamı iyi araba kullanmasını bilmeyen bir arkadaşıma ödünç vereceğim. Ama önceden size sormak istiyorum. Arkadaşım büyük bir ihtimalle kaza yapacak. Böyle olursa bana ödeme yapar mısınız?’’

Bu mektuba ne cevap verilir?

‘‘Tabii canım, emrin olur.’’

Diyorum ya, keyifli şapşallıklar, tatlı kaçıklıklar bu kahrolası ‘‘hayatın şeyleridir’’.

Hayat, onlar olmasa inanın çok kuru olur.



X