"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Sadece bizde bir defaya mahsus

Ertuğrul ÖZKÖK

Cumhurbaşkanı Demirel'in danışmanları ilginç bir liste hazırlamışlar. Danışmanlar, Avrupa'daki bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ayrıntılı bir dökümünü çıkarmışlar.

TÜRKİYE SIRADIŞI

Seçim sistemi üzerinde çalışma yapılan 26 ülkenin sonucu şu:

Bu ülkelerden sadece Türkiye'de cumhurbaşkanları bir dönem seçilme hakkına sahip.

Geriye kalanların hepsinde en az iki defa seçilme hakkı bulunuyor. Bazılarında ise seçim tahdidi yok.

Yani bu bakımdan bütün Avrupa'da, cumhurbaşkanı seçimi konusunda ‘‘sıradışı’’ kalan tek ülke Türkiye.

Ortaya çıkan ikinci çarpıcı sonuç ise şu:

Bu 26 ülkenin 17'sinde cumhurbaşkanları direkt olarak halk tarafından seçiliyor.

Bunlar, Fransa, Romanya, Slovakya, Polonya, Portekiz, Bulgaristan, İrlanda, Finlandiya, Avusturya, Slovenya, Makedonya, Hırvatistan, Gürcistan, Litvanya, Ukrayna, Moldova ve Rusya.

Buna karşılık, dokuz ülkede ise cumhurbaşkanlarını parlamento seçiyor.

Bu ülkeler de şunlar:

Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Almanya, İtalya, Yunanistan, Arnavutluk, Letonya, Estonya ve İsrail.

Durum böyleyken Türkiye'de, cumhurbaşkanının ikinci defa seçilme hakkına sahip olmasını sağlayacak Anayasa değişikliği konusunda ‘‘gereksiz ve abartılı’’ bir siyasi manevra başladı.

MANEVRA ALANI

İşin ilginç tarafı, bu siyasi manevraların artık ‘‘gözden saklanamaz’’ hale gelişidir.

Tabii bu da, bu manevraları yapan parti ve siyasetçilerin lehine olmuyor.

Buna karşılık, verdiği sözde duran, o konuda poliktik manevra yapmadığı izlenimi veren politikacılar da bundan puan topluyor.

Başbakan Bülent Ecevit, Demirel'in görev süresinin uzatılması teklifini ortaya atarken amacı, bu seçimin istikrarı olumsuz etkilemesini önlemekti.

Bu konuda liderler arasında bir mutabakat da oluşmuştu.

Ancak son bir hafta içinde bu mutabakat hızla bir kaosa doğru gidiyor.

Bu arada borsanın bile bu negatif beklentiden etkilendiği gözleniyor.

ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, önceki hafta baş başa yemek yerken, ‘‘koalisyonun istikrarına çok önem verdiğini’’ söylemişti.

Hatta kendisine açıkça, ‘‘Demirel seçilmezse siz aday olur musunuz’’ diye sorduğumda şu cevabı vermişti:

‘‘Kendiliğimden olmam. Ancak koalisyonun istikrarını bozmayacaksa böyle bir şeyi düşünürüm.’’

İKİLİ Mİ OYNUYOR

Şimdi ANAP'ta ortaya çıkan son duruma bakıp, ‘‘Yılmaz ikili oynuyor’’ denilebilir mi?

Etrafta böyle bir imajın giderek yayıldığı açık.

Ancak ben şahsen çok sayıda ANAP'lı milletvekili ile konuştum.

Bu partide Demirel'in seçimine karşı küçümsenmeyecek bir direnişin olduğu görülüyor.

O nedenle Yılmaz bu konuda partisine ne ölçüde hákim bilemiyorum.

Demirel ise bu konuda liderlerin kendisine verdiği söze, bana göre biraz ‘‘fazla iyimserlikle’’ güveniyor.

Yakınındaki bir kişiye şunu söylemiş:

‘‘Bakalım partilerine ne kadar hákimlermiş göreceğiz.’’

DAVA ARKADAŞI-YOLDAŞ

Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin basın bürosu çok iyi çalışıyor.

Partisinin her grup toplantısından sonra konuşmasının tam metni gazetelere fakslanıyor.

Bu konuşmaların küçük bir bölümü basına yansıyor.

Oysa Bahçeli'nin konuşmalarında, çoğu kez çok önemli temalar işleniyor.

MHP Lideri'nin dünya görüşündeki gelişme bu konuşmalarda açıkça görülüyor.

Bütün bunlara baktığım zaman Bahçeli'nin hedefini net bir şekilde görüyorum.

Bahçeli, MHP'yi hızla merkeze doğru çekiyor.

Ama bunu yaparken, milliyetçilik temasından da vazgeçmiyor. Tam aksine bu temaya yeni ve çağdaş bir içerik veriyor.

Bütün bu konuşmalarda dikkatimi çeken bir husus var.

O da, bölüm aralarında partili arkadaşlarına seslenirken kullandığı ifade.

Bahçeli, MHP milletvekillerine seslenirken ‘‘dava arkadaşlarım’’ ifadesini kullanıyor.

Bu ifade Türk siyasetinde kullanılan bir ifadedir.

Ancak son yıllarda merkez partiler bu tür ifadelerden vazgeçtiler.

‘‘Dava arkadaşı’’ kavramı bana hep, Marksizm'in ‘‘yoldaş’’ kavramını hatırlatmıştır.

O nedenle Bahçeli'nin üslubundaki bu ifade bana nedense eskiden kalan ‘‘nostaljik’’ bir kavram gibi geliyor.

X