"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Pakize'nin yazılarını kim yazıyor?

Ertuğrul ÖZKÖK

PAKİZE Suda'yı yıllarca önce afişlerinden tanıdım. Sarışın güzel bir kızdı. Güzel bacakları vardı. Şarkı söylüyordu. Şarkısıyla tanışmamıştım, ama iki özelliğini çok iyi tanıdığımı zannediyordum.

Birincisi, çok güzel bir kızdı.

İkincisi ise İzmirli idi.

* * *

Yıllar sonra bir akşam Ece'nin Kuruçeşme'de açtığı kulübe gitmiştim.

Pakize'yi ilk defa orada dinledim.

İtiraf edeyim, İzmirli olduğu için keyif alacağımdan emin olarak gitmiştim.

Yanılmamışım. Çok keyif aldım.

Sadece İzmirli olduğu için değil. Pakize, insanı eğlendirmesini bilen bir sanatçı.

Aradan yıllar geçti.

Bir gün magazin müdürümüz Orhan Olcay geldi.

‘‘Biliyor musunuz, Pakize çok iyi mizah yazıları yazıyor’’ dedi.

Üzerinde durmadım...

* * *

Bir ay sonra yine geldi.

‘‘Yine çok güzel şeyler yazmış, lütfen bir okuyum’’ diye ısrar etti.

Okudum...

Ama yine de öyle üzerinde çok fazla durmadım.

Orhan bıkmadı, usanmadı, inancı hiç kırılmadı.

Bana Pakize'nin yazılarını düzenli olarak getirmeye devam etti.

Tabii ben de okumaya.

Türkçesi müthişti.

Ama mizah yeteneği ve olayları alaya alabilme kabiliyeti her şeyin üzerindeydi.

Bir de Türkiye'de ve dünyada olupbiteni izleme kabiliyeti.

Üç veya beş ay...

Şimdi tam hatırlamıyorum, ama üç veya beş ay durmadan kapalı devre yazı yazdı.

O yazdı, ben okudum, sonra çöp tenekesine attım.

Çöp tenekesi diyorum, çünkü yazılarını daktilo ile yazıyor ve Orhan'a fakslıyordu.

Önüme káğıt olarak geldiği için, ben de doğal olarak çöp tenekesine atıyordum.

* * *

Gerçekten müthiş bir mizah duygusu ve kabiliyetiyle yazıyordu.

Her şeyi, herkesi tiye alma zekásı ve üslubu muazzamdı.

Ben Hürriyet'te güler yüzlü ve kinayeli coğrafyalar kurmak istiyordum ve Pakize hiç kimseyi kırmadan, yıkıp dökmeden, hakaret etmeden, incitmeden bu coğrafyayı doldurmaya adaydı.

En keskin kinaye bile onun kaleminde keyifli bir müstehzilik haline dönüşüyordu.

* * *

Pakize benim aradığım tatlı cadı idi. Güler yüzlü simyacıydı.

Kapkara, kömür kadar kara bir yergiyi elmas kadar kıymetli ve hoşa giden bir mizah haline dönüştürme sanatına sahipti.

İşte böyle bir günde ona yazı yazdırmaya karar verdim. Bana ilk yazdığı yazının üzerinden belki de beş, altı ay geçmişti.

Ve böylece yazmaya başladı.

Ama bizim sektörümüz acımasızdır, kıskançtır, sıradışı olanı, kalıpları zorlayanı kabul etme ahlakı ve cesaretine sahip değildir.

* * *

Pakize yazmaya başladığı andan itibaren etrafımdaki enkazdan gelen o sesleri işitmeye başladım.

‘‘Mahallemizde bir şarkıcı eksikti, o da geldi.’’ En hafifi buydu. Daha ağırları, daha acımasız olanları, daha gaddarca olanlarını burada aktarmak istemiyorum.

Sırf Pakize'yi üzer diye, onun keyfini kaçırır diye yazmıyorum.

Hele hele anlı şanlı gazetecilerden, yıllarca yöneticilik yapmış ‘‘düzgün şahsiyetlerden’’ gelenleri, hiç aktarmak istemem.

İçiniz kaldırmaz, isyan duygularınız kabarır.

Ben kulaklarımı tıkadım, kendi ellerimle Pakize'nin kulaklarını da tıkadım.

Pakize yazmaya devam etti. Ece Bar'da şarkı söylemeye de devam etti.

Onun hayatı tiye alan, hafif meşrep ama düzeyi hiçbir zaman belden aşağı düşmeyen zekásı ve tatlı üslubu, kendini samimi insanlara kabul ettirmeye başladı.

* * *

Ama köşeli kafalı o melun çevrenin gazabı henüz dinmemişti.

Bir gün o tuhaf söylenti etrafa yayılmaya başlandı.

‘‘Pakize Suda'nın yazılarını kim yazıyor?’’

Bilin bakalım kim yazıyormuş?

Pakize bir gün bana geldi. Ağlamaklıydı. Elinde bir dergi vardı. İçinde de bir dedikodu:

‘‘Pakize Suda'nın yazılarını aslında Sezen Aksu yazıyor.’’

Buyrun altından kalkın.

Pakize... Türkiye'nin belki de en iyi gazete okuyan insanı. Babası, şerefli bir gazeteci. Kızı, şarkı söyleyen gerçek bir sanatçı ve gerçek bir aydın.

Ama o kafa var ya o mendebur kafa... Kafatası diye taşıdığı kemik yığınını kompartımanlara ayırmış, her birinin içine kendine göre kutuları yerleştirmiş o kafa.

Pakize'yi de o karanlık küçük kutulardan birine koymuş. O bir şarkıcıdır, yazı falan yazamaz. Şarkı söylüyor ya, entelektüel olamaz. Allah'ın ona verdiği rol, elinde mikrofon şarkı söylemektir.

Sanki şarkı söylemek dünyanın en saygın işlerinden biri değilmiş gibi, kendi kafasının şekline benzettiği kutulardan birinin içine Pakize'yi koymuş.

* * *

Ama Allah'tan Pakize o kutulara sığmıyor.

Bendini çiğneyip aşıyor ve o her şeyi kategorize etme meraklısı, dar kafalı sözde aydına haddini bildiriyor.

Bana göre Pakize, Amerikalıların ‘‘Success Story’’, yani başarı hikáyesi dediği şeye en güzel örneklerden biri.

Ama bana göre Pakize, her şeyi kategorize etme meraklısı sıradan fanatiklere karşı verilmiş en güzel mücadele öykülerinden birisidir.

Pakize'yi bir kere okuyun.

Dikkatle, önyargısız okuyun.

Oradaki zekáyı, samimiyeti, ayrıntı tutkusunu ve kendi kendiyle alay edebilme cüretini hemen fark edeceksiniz.

Mehmet Yılmaz'ın ‘‘Yazarlar’’ kategorisini genişletmek gerekirse en banko adaylarımdan biridir.

Yanlış anlamayın, sadece İzmirli olduğu için değil.

Gerçekten bir yazar olduğu için...

X