"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Oyun kuşu

Ertuğrul ÖZKÖK

ŞİMDİ düşünüyorum ve hatırlamaya çalışıyorum. Doğan Hızlan'la ilk defa nerede karşılaşmıştım? Galiba Balıkpazarı'nda bir restorandaydı.

Öğretim üyesiydim. İki günlüğüne İstanbul'a gelmiştim.

Bir arkadaşımla o lokantaya gitmiştik.

O da oradaydı.

Sedat Örsel aracılığıyla benden ‘‘Gösteri’’ Dergisi'ne yazı yazmamı istemişti.

Ben de hemen kabul etmiştim.

* * *

O güne kadar küçük marjinal dergilerde yazıyordum.

Enis Batur'la birlikte, eşlerimize düğünde takılan altınları bozdurarak bir dergi çıkarmıştık.

Adı ‘‘Yazı’’ idi.

Bin altı yüz tane satınca fena bozulmuştuk.

Yanlış anlaşılmasın, az sattığı için değil, tam aksine çok sattığı için bozulmuştuk.

Bizim marjinal tavrımızın bu kadar müşterisi olmamalıydı.

Kendimizi ‘‘ötekilerden biri’’ gibi hissetmiştik.

Ama içimdeki küçük şeytan beni tahrik ediyordu.

Bir yandan da kendime daha geniş bir dünya arıyordum.

Hürriyet'in ‘‘Gösteri’’si işte o günlerde çıkıyordu.

Büyük medya, küçük dünyama el atıyordu.

İçimdeki şeytan bana ‘‘Hemen kabul et’’ demişti.

Dışımdaki ‘‘isyancı’’ ise hayır diyordu.

İçim dışım kavga ediyordu.

Ben arada kalıyordum, durmadan dayak yiyordum.

İçimdeki şeytan kazanmıştı.

Kabul etmiştim.

İçimdeki isyankár hergele, beni terk edip gitmişti.

Bir daha dönmemek üzere gitmişti.

Ben onun, o benim ihanet ettiğimi düşünüyordu.

* * *

Doğan Hızlan'ı ilk defa o akşam, o lokantada görüyordum.

Papyonluydu.

Beni hiç şaşırtmamıştı. Sanki beni yıllardır tanıyor gibiydi.

Daha o gün onu çok sevmiştim.

Geçen perşembe sabahı Cumhuriyet Gazetesi'nin kitap ekinin kapağında onun fotoğrafını görünce ne kadar sevindim.

Cumhuriyet onun için özel bir sayı yapmış.

Ne kadar hak edilmiş bir saygı diye düşündüm.

Ve oturup gazetedeki kapı komşumu düşünmeye başladım.

Doğan Hızlan'ın kapı komşusu olarak portresini yeniden çizmeye çalıştım.

Gördüm ki o portre, bir 1980 akşamında, yıllar önce çizilmişti.

Oysa aradan ne yıllar geçmiş, neler yaşanmış.

Komşuluk hukuku hangi imtihanlardan geçmiş, hangi vartaları atlatmış.

Bu meslekte arkadaşlıkların kaderini güzellikler, yardımlaşmalar değil, çekememezlikler, kıskançlıklar, yalan dolan ve iftira tayin eder.

O bile yıkamamış.

Geriye aynı Doğan Hızlan, aynı papyon kalmış.

Kapı komşum Doğan Hızlan kimdir?

Özdemir İnce onu tarif etmek için şöyle diyor:

‘‘Bu tören meşrudur. Çünkü Doğan oradaydı...’’

Benim için ise...

Kendime en yakın yer olan kendi dışım.

Yani kapı komşum.

* * *

Cumhuriyet'in kitap ekinde bir şiir kitabının tanıtımını okudum. Kitabı ısmarladım, ama henüz gelmedi.

Oğuz Ökdem'in ‘‘Uzak’’ adlı kitabı.

Orada şu mısralar vardı:

‘‘O hep bakardı

annemdi göğsümün üçüncü dili

ve derdi ki

oyun kuşu ol oyunlarda

uç ama uzak diye bir yer yoktur aslında.’’

Tanıtım yazısını yazan Altay Öktem bu yarım kalmış şiiri çok güzel tamamlamış:

‘‘Uzak diye bir yer vardır aslında. Ama insana en uzak yer kendi içindedir.’’

İnsanın kendi içindeki ‘‘o yer’’ uzaklaştıkça, kapı komşularının önemi artıyor.

Hele hele o kapı komşusuna olan mesafesi, kendi içindeki yerden daha kısaysa...

X