"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Lolita: Bir kumanın portresi

Ertuğrul ÖZKÖK

Farkında mısınız, bir süreden beri bütün Türkiye'nin bir Lolita'sı var. Çoğumuzun ortak bilincinin en mahrem yerine oturmuş İzmirli genç bir kız.

Hatta çocuklukla genç kızlık arasındaki o hünsa bölgede yaşayan sembolümüz.

Duygu Dikmenoğlu'dan söz ediyorum.

Her yerde onun fotoğrafı.

Duygu Dikmenoğlu'nu ortak bilincimizde ikona haline getiren şey nedir?

Saflığı temsil eden o berrak ve çocuksu yüzü mü?

Erken gelişen gövdesinin hatları mı?

Yoksa o yüzün perde arkasında saklı, adı hiçbir zaman konmayacak olan fettanlık mı?

Bunların hepsini bir araya getirirseniz ortaya çıkan şey nedir?

Yoksa bir Lolita mı...

* * *

Nabokov'un Lolita'sını ilk okuduğumda henüz bir lise öğrencisiydim.

Filmini seyrettiğimde liseyi daha yeni bitirmiştim.

Nabokov'u anlayabileceğim yıllar henüz çok uzaklardaydı.

Lolita'yla aramdaki yaş farkı dört, bilemediniz beşti.

O çocuk-kadın neredeyse yaşıtımdı.

Aradan yıllar geçti. Bu yıl ikinci Lolita'yı seyrettiğimde karşıma çıkan o çocuk bu defa çok farklıydı.

O aynı yaşta kalmıştı. Bense 35 yaş daha ilerdeydim.

O ebedi çocukluğu, hiç yaşlanmayacak olan bir fettanlığı, bense gelip geçmekte olan şeyleri temsil ediyordum.

O kalıcıydı. Bir Rimbaud portresi kadar, bir James Dean fotoğrafı kadar ölümsüzlüğü hak etmişti.

Bense yüzümü ebedi gençliğe kavuşturacak bir son fotoğraf yaşımı bile çoktan geçmiştim.

O hálá Lolita'ydı.

Bense ne yazık ki romanın kahramanı Humbert Humbert yaşıma gelmiştim.

Yani, en büyük ve en son inkár yaşıma ermiştim.

* * *

Nabokov'un romanının ne kadar rahatsız edici, ne kadar acıtıcı olduğunu yeni keşfediyordum.

O günlerden beri kafamda hep şu iki sual asılı durur.

Bir romancı, küçük bir kızla aşk yaşamadan Lolita gibi bir romanı yazabilir mi?

Acaba Nabokov'un eşi Vera, bu romanı yazan bir insanla nasıl yaşamıştır? Neler hissetmiştir?

Yani hayali bir roman kahramanını kuma olarak bütün hayatı boyunca yaşamak nasıl bir şeydir?

Bu soruların cevabını önceki hafta İngiltere'de piyasaya çıkan bir kitapta buldum.

Kitabın adı: ‘‘Vera: Bayan Vladimir Nabokov.’’

Vera Nabokov'a göre, eşi çocuk yaşta herhangi bir kızla aşk yaşamamış.

Öyleyse o yaştaki kız çocuklarının davranışlarını nasıl bu kadar iyi öğrenmiş?

Günlerce gençlerin bindiği otobüslere binmiş, onları dinlemiş.

Ama kitabın yazarına göre, Nabokov'un öğrencilerinden biriyle böyle bir ilişkisi olmuş.

Ya Lolita'vari bir tutku?

Nabokov hayatında eşi dışında tek bir kadınla büyük aşk yaşamış.

O da eşinden üç yaş küçük Rus asıllı İrina Yurievna Guadanini isimli bir kadın.

Nabokov'a, ‘‘Gülüşü beni öldürüyor’’ dedirten bir kadın.

Ama kesinlikle bir Lolita değil.

* * *

Nabokov'un İrina ile ilişkisi Vera'nın rest çektiği güne kadar devam eder. Lolita'nın yazarı, o gün İrina ile yolunu ayırır.

Aradan yıllar geçip, Lolita yayınlandığı zaman, İrina, orada anlatılan kişinin kendisini olduğunu iddia eder.

Nabokov'un buna cevabı ise Gift adlı kitabı olur.

Kendisi kitabını, ‘‘Sadakate övgü üzerine bir roman’’ olarak tarif eder. Romanın kahramanı Vera'ya tıpatıp benzeyen bir kadındır.

* * *

Lolita Amerika'da çok zor yayınlandı. Bütün büyük yayınevleri kitabı basmayı reddetti.

Bütün bu umutsuzluk yıllarında, kitabı yayınlatmak için en büyük mücadeleyi Vera verdi.

Ve başardı.

Zaten efsane bir kumayı ancak böyle efsane bir kadın taşıyabilirdi.

Değil mi...



X