"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Kutsal sandık tartışılıyor

Ertuğrul ÖZKÖK

Türkiye, son 150 yıllık tarihinin en önemli tartışmasını, bütün açıklığı ile yapıyor. Sorun şu:

Din siyasete karıştırılmalı mı, karıştırılmamalı mı?

İslami referans bir partinin programı olabilir mi, olamaz mı?

YENİ İÇTİHAT

Bu tartışma çok önemli ve belirleyici.

Çünkü 150 yıldan bu yana, dini siyasette kullanmak isteyen eğilim Türkiye'nin iç huzurunu etkiledi.

Hizbullah olayı ve Avrupa Parlamentosu'nun Avusturya ile ilgili ‘‘içtihadı’’ bu tartışmanın aniden alevlenmesinde ve belki de artık bir sonuca bağlanmasında etkili oldu.

O nedenle son üç haftadan bu yana özellikle İslami kesimin tartışmasını yakından ve dikkatle izliyorum.

Bence asıl önemli tartışma o kesimde cereyan ediyor.

Aynı tartışma bağımsız basında da çok çarpıcı şekilde devam ediyor.

Bu tartışma sadece Türkiye açısından değil, bütün Müslüman dünya ve onu izleyen ‘‘öteki dünya’’ açısından da önem taşıyor.

Bu tartışmalarda giderek yaygınlaşan bir eğilim var.

Dinin artık siyasete alet edilmemesi gerektiğini savunan insan sayısı artıyor.

‘‘İslam adına’’ yapılan Hizbullah vahşeti, ister istemez, bu kesimin ‘‘derin bilinçaltını’’ da etkiledi.

Avusturya'da ırkçı partinin zaferine karşı dünyada yükselen ses, ister istemez, ‘‘ayrımcılık’’ denen insanlık suçunun, sadece ‘‘ırk’’ esasına göre mi tayin edilebileceği sorusunu ortaya çıkardı.

DİNİ AYRIMCILIK

Radikal yazarı eski Büyükelçi Gündüz Aktan, son iki yazısında çok ilginç bir tartışmayı başlattı.

Yönelttiği temel soru şu:

‘‘Din ayrımcılığı da en az ırkçılık kadar lanetlenmesi gereken bir ayrımcılık biçimi değil midir?’’

Evet, bütün siyasetini bir ülkenin insanlarını ‘‘inananlar ve inanmayanlar’’ gibi, ortaçağ zihniyeti kokan tehlikeli bir ayrımcılık üzerine kuran siyasi partilerin durumu ne olacaktır?

Bugün sadece Türkiye'nin değil, bütün dünyanın cevap aradığı temel sorulardan biri de budur.

Ve sonunda mesele şu tartışmaya kadar geldi.

‘‘Demokrasi sadece seçim mi demektir?’’

Veya ‘‘Sandık, mutlak kutsiyeti olan bir sembol müdür?’’

Ya da ‘‘Sandığın mutlak bir dokunulmazlığı var mıdır?’’

Bu soruları soran sadece ben değilim.

28 Şubat sürecinde, Refah Partisi'nin mutlak masumiyetini savunan bazı yazarlar bile bu soruyu sormaya, hatta bu konuda taraf olmaya başlıyorlar.

Türk siyasetinin son 15 yıldaki en büyük iki sorunu, yolsuzluk ve dinin insafsızca bir siyasi sömürü aracı haline getirilmesi oldu.

İNANAN-İNANMAYAN

Bunun en marjinal noktası ise, bu siyasi eğilimin Türkiye'yi ‘‘inananlar’’ ve ‘‘inanmayanlar’’ olarak ikiye bölmesiydi.

Bu terminoloji sadece İslami kesimin entelektüellerinin bir jargonu olarak kalmadı.

Aynı zamanda, onun siyasi partisi olan Refah'ın halk kitlelerine sunduğu bir ‘‘yeni ayrımcılık’’ programı haline dönüştü.

Erbakan'ın, ‘‘Bize oy vermeyen, patates dinindendir’’ cümlesiyle slogan haline gelen bu ayrımcı zihniyet, şimdi kendini Naziler'in ırk ayrımcılığı ile aynı terazi kefesinde buluyor.

Şimdi umut verici bir gelişme var.

İslami kesimde ve onu destekleyen ‘‘müttefik’’ kesimde de bu tutum sorgulanıyor.

En azından, ‘‘Bizde hiç mi kabahat yok’’ sorusu, faydalı bir bakteri gibi bu kesime de sirayet etmiş durumda.

Ben bu tartışmanın hem Türkiye, hem de dünya açısından fevkalade olumlu bir sonuç vereceğine samimi olarak inanıyorum.

MARJİNAL TERMİNATÖRLER

Toplumu bir demir perde gibi, inananlar ve inanmayanlar diye ikiye ayıran zihniyet sorgulandıkça bu duvarlar alçalacak, delikler açılacak ve oradan baktığımızda sandığımızdan daha fazla ortak noktamızın bulunduğunu göreceğiz.

Demokrasi, on yıldan bu yana ilk defa hem dini, hem de kendini insafsızca hırpalayan bu ayrımcı tavrı, keyfi tarifleri sorgulamaya başlıyor.

‘‘Kutsal sandık’’ fikrinin sorgulanması, beraberinde o tahripkár ‘‘popülist’’ zihniyeti de sorgulayacaktır.

Umarım bu tartışma da iflah olmaz marjinal terminatörlerin gadrine uğramaz.

X