"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Kukuletalı kahramanlar

Ertuğrul ÖZKÖK

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın PKK'nın Avrupa'daki önde gelen sorumlularından birini Avrupa'da yakalayıp Türkiye'ye getirmesi, ne anlama geliyor?

Dün bu soruyu yönelttiğim devletin üst kademe görevlilerinden biri, şu yanıtı veriyor:

‘‘Bu, MİT'in savunma amaçlı istihbaratla yetinmediğini, artık taarruzi istihbarata yöneldiğini gösteriyor.’’

‘‘Taarruzi istihbarat’’, Türkiye için yeni bir konsept.

Çünkü, Türkiye'nin istihbarat stratejisi geçmişte daha çok ‘‘savunma’’ amaçlı bir çerçeve içinde kalmaktaydı.

PKK tehdidinin Türkiye sınırları dışında çok geniş bir coğrafyaya yayılması, Türkiye'yi ister istemez istihbarat alanında da bu zihniyet değişimine zorladı.

KABUK ÇATLADI

Türkiye istihbarat alanında da artık kendi kabuğu içinde kalamayacağını gördü.

Sonuçta, yeni istihbarat ve tehdide karşılık verme konsepti de önemli bir değişimden geçti.

MİT timinin Cemil Hoca isimli PKK sorumlusunu bir Avrupa ülkesinde ele geçirmelerini, işte uzun bir zamandır Ankara'da hem MİT içinde, hem de devletin diğer üst kademelerinde tartışılan bu yeni istihbarat stratejisinin bir uzantısı olarak görmek gerekiyor.

Askerler de bu stratejinin dışında değiller.

SAKIK'LA BAŞLADI

Nitekim, bu stratejinin ilk etkili örneği, askerler tarafından Kuzey Irak'ta gerçekleştirilmiş, PKK'nın iki numaralı ismi Şemdin Sakık, 13 Nisan 1998'de Kuzey Irak'ta özel timler tarafından yakalanıp Türkiye'ye getirilmişti.

Bunu, terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın Kenya'da yakalanıp MİT mensuplarınca, MİT tarafından kiralanmış bir uçakla Türkiye'ye getirilmesi izledi.

Ve son olarak yine MİT'in özel uçağı ve yine bir MİT timi. Uçağın kalkış noktası bu kez bir Avrupa ülkesi.

Her üç operasyonun ortak bir yönü var. Her üç operasyon da Türkiye sınırları dışında gerçekleştiriliyor.

Ve her üç operasyonda da güzergáhın varış noktası, Türkiye'deki mahkeme salonları oluyor.

Biri Kuzey Irak, ikincisi Kenya, üçüncüsü Avrupa...

Bu operasyonlar yan yana konulduğunda çıkan anlam çok açık:

Türkiye de artık bir İsrail ya da ABD gibi kendi toprakları dışında operasyonel kabiliyete sahip olan bir ülke.

Türkiye her üç operasyanda da PKK'ya ve dünyaya şu mesajı veriyor:

‘‘Tehdit nereden geliyorsa, orada üzerine gideriz... Kaçabilirsiniz, ama saklanamazsınız...’’

Türkiye bu operasyonal kabiliyetini sergileyerek, aynı zamanda büyük bir bölge gücü olmanı önemli bir gereğini de yerine getirmiş oluyor.

ÖNEMLİ BİR AYRINTI

Bu noktada, MİT içinde geçmişte tartışma konusu olan önemli bir ayrıntının da altını çizeyim.

Hatırlanacaktır, Öcalan'a dönük ilk sınırdışı operasyon 1996 Mayıs ayında Anayol hükümeti zamanında Şam'da gerçekleştirilmişti. ‘‘Mercedes operasyonu’’ diye bilinen bu harekát yapıldığında başbakan Mesut Yılmaz'dı.

İçi patlayıcı dolu olan minibüs Öcalan'ın bulunduğu evin biraz uzağına park edilip infilak ettirilince istenen sonuç elde edilememiş, Öcalan operasyondan sağ olarak kurtulmuştu.

MİT, bu olayı büyük ölçüde taşeronlarla gercekleştirmişti. Bu operasyonda istihdam edilen en önemli taşeron da Yeşil'den başkası değildi.

TAŞERONSUZ DÖNEM

Son dönemde MİT'te ortaya çıkan önemli bir strateji değişikliği de taşeron kullanma yönteminden vazgeçilmesi oldu.

MİT, artık bu tür operasyonlar söz konusu olduğunda işi doğrudan kendi kadrosundaki timlerine havale ediyor.

MİT, gerek Kenya, gerek son Moldova operasyonunu, taşeronlara ihtiyaç duymaksızın kendi mensuplarıyla gerçekleştirdi.

Bu gelişmelerle birlikte özgüveni giderek güçlenen bir istihbarat teşkilatıyla karşı karşıyayız.

Bu teşkilatın o kukuletalı kahramanlarını tanımıyoruz. Onlar fotoğraflarda ya da televizyon görüntülerinde, hep bir uçağın içinde ya da kapısında yüzlerini saklayan maskelerle karşımıza çıkıyorlar.

Her seferinde bir teröristin kolundan tutuyorlar.

Ama görevleri bitip maskelerini çıkarttıklarında, sokakta birer sade vatandaş olarak aramıza karışıyorlar. Onları hiçbir zaman fark etmiyoruz.

Onlar, ülkeleri için çok büyük bir hizmet yapmış olmanın hak edilmiş gururu ile yanımızdan sessizce geçiyorlar.



X