"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Hababam sınıfı Havana'da

Ertuğrul ÖZKÖK

BİLİYOR musunuz, Küba'da eğlenen milletvekillerimizin görüntülerini izlerken aklıma Beatles'ın yeniden gösterime sokulan ‘‘A Hard Days's Night’’ filmi geldi.

Bu filmi lise yıllarımda İzmir'de Amerikalılara ait bir sinema salonunda seyretmiştim.

Onların siyah takım elbiseleri, Beatles botları ile koşuşları hálá gözümün önünde.

Küba'ya giden milletvekillerini seyrederken işte bu sahneleri hatırladım.

İçimden ‘‘Oh be’’, nihayet ‘‘Ağır ol da molla desinler’’ ırkına ait olmayan bir milletvekili tipi gördüm diye geçirdim.

* * *

Eğlendiler, keyif aldılar.

Hayatın sadece F tipi cezaevleri, af, şu bu kanunları, 312'nci maddeden ibaret olmadığını hiç olmazsa bir hafta için hatırladılar.

Hayat renklerinin, sadece Meclis koridorlarının gri tonlarından ibaret olmadığını öğrendiler.

Kadınları öptüler.

Puro içtiler.

Plajlarda koştular, plaj voleybolu oynadılar, güzel kadınlara baktılar.

Bütün yaptıkları bundan ibaret.

Yani bir haftalığına teneffüse çıktılar.

Okulu kırdılar.

En kötü ihtimalle tutun ki, okulun tuvaletinde gizli gizli sigara içtiler.

Söyler misiniz, ne var bunda bu kadar yaygara yapacak?

* * *

Onları seyrederken gözümün önüne Güdük Necmi'ler, İnek Şaban'lar, Badi Ekrem'ler geldi.

Yüzlerindeki ifadelerde, yıllar sonra mektebine dönen Hababam mensuplarının keyfini gördüm.

Bir haftalık gezinin hiçbir anında, aklımdan ‘‘Yahu bu adamlar ne yapıyor’’ diye bir soru geçmedi.

Hele hele ‘‘Türk milletvekiline yakışır mı’’ gibisinden ahmak bir soru hiç geçmedi.

Onlarla birlikte Küba'yı, puro sarılan atölyeleri, plajları, kafeleri gezdim.

Kıskanmadım desem inanın yalandır.

Keşke ben de orada olsaydım, diye düşündüm.

En çok da, DSP ve MHP gibi gülmeyi unutmuş iki partinin mensuplarının bu kadar eğlenmesine sevindim.

Yıllar öncesine döndüm.

1964 yılının bir şubat günü, Namık Kemal Lisesi'nden bir grup arkadaşımla ilk defa Ankara'ya gidiyoruz.

Başımızda bir öğretmen var. Kuşetli bir vagondayız. Dalga geçiyoruz, gırgır geçiyoruz.

Eskişehir civarında kar başlıyor. Üzerine bembeyaz bir kar örtüsü serilmiş Anadolu bozkırı, ay altında pırıl pırıl parlıyor.

* * *

Daha ilk akşam, ilk çılgın maceramızı yaşıyoruz.

Küçük yaşımızı saklamak için fötr şapka takıp, takma bıyıklar yapıştırarak Bent Deresi'ne gidiyoruz.

Yani geneleve.

Ama polisler bizden uyanık, kapıdan çevriliyoruz.

Akşam Türk Kuşu misafirhanesinin kaloriferli yatakhanelerinde müthiş bir geyik muhabbeti başlıyor.

Yaptığımız işle övünüyoruz.

İlk Beatles yıllarıydı.

Saçlarımızı daha yeni uzatmaya başlamıştık.

Mahalle kunduracısına yaptırılmış ısmarlama Beatles botlarının lastikleri oradan buradan fırlıyordu.

Ankara'yı ilk defa görüyorduk.

Ve çok eğleniyorduk.

Devrimci hafakanlar henüz ruhumuzu basmamıştı.

Anlayacağınız, henüz keyifli birer hergeleden başka bir şey değildik.

Tıpkı Küba'da çılgınca eğlenmeyi keşfeden milletvekilleri gibi.

* * *

Küba'ya giden milletvekillerini gözlerinden öpüyorum.

Hepsine kocaman bir bravo.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu kayıt dışı mensuplarını işte bu cüretlerinden dolayı kutluyorum.

Hadi bir arkadaşlık yapın.

Bütün öteki arkadaşlarınıza da okulu kırmayı, Meclis'i ekmeyi öğretin.

Onları da yüreklendirin. Podyalarını, önlüklerini atıp, biraz teneffüse çıksınlar.

Tutun ki bugün aşı günü ve yarın tatil...

Biraz cesaret, biraz cüret, biraz da isyan duygusu...

Sadece bu yeter.

X