"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Elalem bunu yutar mı sanıyorsunuz






Ertuğrul ÖZKÖK

Dün ‘‘milli gurur’’ üzerinde durmuştum. Bugün de ‘‘egemenlik’’ kavramına bakalım. Soru şu:

Türkiye'nin IMF ile yaptığı anlaşma, ‘‘egemenliğinin teslimi’’ anlamına mı geliyor?

Bazılarına göre ‘‘evet’’.

Ama kim ‘‘bazıları?’’

Bana göre, kafası hálá 1960'ların karma ekonomisine sahip ve sırtını yüksek gümrük duvarlarına dayamış kapalı ekonomi nostaljiklerinin.

Böyleleri için IMF'yle anlaşma, bir anlamda milli egemenliğin tek taraflı olarak devredilmesidir.

1970'lerin ve 80'lerin gazetelerine bakarsanız, oralarda bu zihniyetin parmak izlerini manşetlerde görürsünüz.

Oysa 1980'lerde başlayan ve özellikle de 1989'da duvarların yıkılışıyla ortaya çıkan açık ekonomilerde ve küresel düzende IMF'yle yapılan anlaşmalar, basit birer bankacılık muamelesinden başka bir şey değildir.

IMF'NİN MÜŞTERİSİYİZ

Yani siz, IMF'ye gidip ondan kredi isteyen müşteriden başka bir şey değilsinizdir.

IMF de size belki krediyi veren değil, ama kredi musluklarını açan bir kontrol müessesesidir.

Şimdi gelelim içinde bulunduğumuz durumu hepimizin, hatta 1970 nostaljiklerinin bile anlayabileceği bir dille anlatalım.

Olay aynen şöyle:

Siz bir bankadan kredi almışsınız.

Sonra bu krediyi gidip güzelce barlarda, kumarhanelerde yemişsiniz.

Her yıl lüks bir araba satın almışsınız.

Evinizin dekorlarını durmadan değiştirmişsiniz. En pahalı şarapları içiyorsunuz, yılda 2 defa dünya seyahatine çıkıyorsunuz.

Tabii yine batmışsınız.

IMF Mİ SUÇLU, BİZ Mİ

Şimdi yine aynı bankaya gidip ‘‘Yahu ben battım, mahvoldum, aman bana yeni kredi verin’’ diyorsunuz.

Bankacı da diyor ki, ‘‘Yahu kardeşim, sana kredi veriyoruz, parayı har vurup harman savuruyorsun. Krediyi geri ödemiyorsun, iflas noktasına geliyorsun. Şimdi sana nasıl para vereyim?’’

Ama siz eski ve hatırı sayılır bir müşterisiniz. Dolayısıyla ısrar edince tekrar kredi açmaya yanaşıyor.

Ama bu defa size bazı şartları var. Onları tek tek sayıyor:

‘‘1- Artık barlara, kumarhanelere gitmek yok. 2- Lüks araba almak, her yıl dünya gezilerine çıkmak, durmadan ev satın alıp ev değiştirmek, parayı çarçur etmek yok.’’ Bunları söylüyor ve size ‘‘Şimdi bunları yapacağına dair bana yazılı ve imzalı bir mektup vereceksin’’ diyor.

Siz de bu mektubu yazıp bankaya veriyorsunuz.

Paranın ilk dilimini de alıyorsunuz. Ama daha ikinci dilimi almadan sizi yine o barların birinde görüyorlar. Bu arada arka kapılardan geçip nasılsa görmezler diye arabanızı da bir güzel yeniliyorsunuz.

Banka bunları fark edip paranın ikinci bölümünü vermeyi erteleyince de, yaygarayı basıyorsunuz:

‘‘Ama sen benim işime karışıyorsun.’’

İnsaflı olup kendi kendimize soralım:

Burada bankanın bir kabahati var mı?

Gittiğiniz yolun sonu belli. Yine o aynı duvara toslayacaksınız.

Adam sizi uyarıyor, ama siz ‘‘Egemenlik elden gidiyor’’ diye feryat ediyorsunuz.

SÖZÜMÜZÜ TUTMUYORUZ

IMF'ye verilen belgenin adı ‘‘Niyet Mektubu’’.

Niyet Mektubu kelimesi, Amerika gibi verilen sözün çok önemli olduğu ülkelerde kanun mertebesinde geçerli belgelerdir.

Bundan saptığınız zaman, verdiğiniz sözü tutmayacaksınız demektir.

Şimdi siz kurumun başında başarısızlığını kanıtlamış bir genel müdürü oradan almak yerine taltif ediyor, üstelik yönetim kurulu başkanı yapıyorsunuz.

Telekom'un bürokratlarını Başbakanlık'ta değil, parti genel merkezinde kabul ediyorsunuz.

Devlet bankalarını kontrol altına alacağız diyorsunuz, bu işi yapmak üzere oraya getirdiğiniz yönetici kapıda personelinden yumruk yiyor, ailesi tehditler alıyor, siz çıkıp, ‘‘Merak etme, senin arkandayız’’ bile demiyorsunuz.

Hatta, üstü örtülü kelimelerle ‘‘Yahu bu adamı da başımıza bela ettik galiba’’ diye demeçler veriyorsunuz.

Tabii o Niyet Mektubu'nu gönderdiğiniz insanlar da bütün bunları görüyorlar.

BİZİM NİYETİMİZ NE

Onlar ‘‘Niyet Mektubu uzmanı’’. Mektuba yazılanlar ile yapılanlar arasındaki farkı en az sizin kadar görüyorlar.

İşte bütün bunların sonucunda da geldiğimiz nokta bu oluyor.

Artık kendi kendimize şu soruyu sorup samimi cevabı vermenin zamanı geldi:

Bu ülkenin ekonomisini kurtarmaya niyetli miyiz, değil miyiz?

Eğer niyetliysek, ülke ile parti arasına yüksek duvarlar çekeceğiz.

Sanmayın ki o yüksek duvarlar partinin aleyhinedir.

Hayır, tam aksine o duvarlar yükseldikçe, ülkenin ekonomisi düzeldikçe partinin itibarı da, oyları da yükselecektir.

Anlayacağınız, artık şark usulü kurnazlık dönemi kapanıyor.

Çünkü parayı veren banka bu numaraları yutmuyor.

X