"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Devlet sözünü tutmalı mı?

Ertuğrul ÖZKÖK

ÖNCEKİ ay Moskova'nın ünlü Arbat Sokağı'nda geziyorum. Sokağın tam ortasına konmuş seyyar kulübelerde Sovyet dönemine ait bazı eşyalar satılıyor.

Çoğunun üzerinde orak çekiç var.

Komünist Partisi'nin flama ve bayrakları şimdi birer turistik eşya haline dönüşmüş.

Bir zamanların komünizm fetişi orak çekiç, nostaljik bir hatıra eşyası olmuş.

ÖLÜM SEMBOLÜ

Cezaevlerinde ölüm orucu yapanların koğuşlarında orak çekiç amblemlerini görünce aklıma Arbat Sokağı geldi.

Kendi kendime sordum.

Bütün dünyada anlamını kaybetmiş olan bu sembol, nasıl olur da bizde hálá örgüt militanlarını ölüme götüren bir inanç sembolü olarak varlığını sürdürebilir.

Bir başka olayı daha hatırladım.

1988 yılında Hürriyet'in Moskova Büro Şefi olarak çalışırken, Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı'nın bir üst düzey yetkilisi ile konuşmuştum.

Bana ilginç bir gözlemini anlatmıştı.

1976 yılında Havana'da Dünya Komünist Gençlik Kongresi yapılmıştı.

Konuştuğum Sovyet yetkilisi o kongreye katılmış. Bana şu gözlemini aktardı:

‘‘Orada bütün dünyanın komünist partilerinin gençlik örgütlerine ait bölümleri gezdim. Yanılmıyorsam sadece birinde Stalin resmi vardı. O da Türkiye Komünist Partisi'ninkiydi.’’

Dünya o günden bu yana bambaşka bir yere geldi. İnternet çağına girdik.

Ölüm oruçları için bir internet sitesi bile kurulmuş.

Ama bakıyorum, Türkiye'nin çıkardığı örgütler bu değişimden habersiz.

PKK hálá Marksist bir örgüt.

Ölüm orucu yapan örgütler hálá Sovyet döneminin sembollerine sadıklar.

CARLOS BİLE BİTTİ

Artık hiçbir şeyi değiştiremeyeceği ispatlanmış terör ve silahlı mücadele hálá siyasi bir propaganda aracı olarak kabul ediliyor.

Bu neden böyle?

Türkiye neden hálá terör denen insanlık suçunu bağrından koparıp atamıyor.

1970'li yılların bütün terör örgütleri birbiri ardına kayboldu.

Terör Avrupa'dan elini ayağını çekti.

Şimdi ortada sadece Türkiye kökenli terör örgütleri kaldı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi toprağının ürünü olan bu sosyolojik olguyu mutlaka incelemeli ve bunun sağlıklı bir teşhisini koymalıdır.

DEVLETİN SÖZÜ

Türkiye Cumhuriyeti son cezaevi olayında bence çok önemli bir psikolojik adımı attı.

PKK ile masaya oturmayı bir saniye bile düşünmeyen devlet, cezaevi olayında aracılar vasıtasıyla görüşmeyi kabul etti.

Hatta pazarlık yaptı.

Bazı konularda geri adım attı. F tipi cezaevlerine geçişin ertelendiğini bizzat bakanının ağzından açıkladı.

Ne yazık ki bunlar sonuç vermedi. F tipini aşan aşırı istekler olayı bu noktaya getirdi.

Şimdi ilginç bir konu tartışılıyor.

Müdahale sonucunda cezaevlerinden alınan bazı hükümlüler F tipi cezaevlerine yerleştirildi.

Tartışma şu:

Hükümlülerle yapılan anlaşma sonuçlanmadığına göre Adalet Bakanı'nın verdiği bu söz geçerli midir?

Bence devletin ağzından çıktıysa geçerli olması gerekir.

Bakanlığın F tipi cezaevlerinde uzmanların öngördüğü değişiklikleri yaptırması, ortak yaşama alanlarının Batılı standartlara çekilmesi için verdiği sözleri tutması yararlı olur.

Artık koğuş sistemine dönüş söz konusu olmayacağına göre, yeni yerleşim düzeninin cezaevlerini bir sorun olmaktan çıkarması için en kısa zamanda bir çalışma başlatılmalıdır.

İşkence ve infaz iddialarını ortadan kaldıracak bir cezaevi denetim mekanizmasının kurulması gerekir.

Devlet bunu mahkûmlar istediği için değil, öyle olması gerektiği için yapmalıdır.

ASIL ÇÖZÜM

Ama yukarda söylediğim gibi asıl yapılması gereken çalışma, bu ülkenin neden hálá terör olgusunu bağrından söküp atamadığını, neden bu insanları sağda solda, dini alanda fanatik olmaktan, kesin inançlılar psikolojisinden çıkaramadığına bakmak gerekir.

Çünkü gerçek huzur ancak bu uzun vadeli yatırımla sağlanabilir.

X