"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Ciguli'yi çok sevdim

Ertuğrul ÖZKÖK

Ciguli'yi ilk defa önceki hafta gördüm. Bir arkadaşımın oğlunun sünnet düğününde sahneye çıktı.

Şapkanın altındaki o plastik suratı gördüğüm an, gözümün önüne bir başka surat geldi.

Visconti'nin çok sevdiğim filmi ‘‘Venedik'te Ölüm’’de, göz hafızamdan hiç çıkmayan bir sahne vardır.

Prof. Gustave Von Aschenbach, kolera altında inleyen Venedik'in en güzel otelinin açık restoranında yemek yemektedir.

* * *

Yaşlı profesör, genç bir çocuğa áşıktır.

Ama o aşk, bir Yunan heykeline hayranlıkla, eşcinsel bir tutku arasındaki hünsa bölgede dolaşmaktadır.

İşte o sahnede, bir İtalyan müzik topluluğu masaya gelir.

Gitar, mandolin ve kemandan oluşan bu trio şefinin bir dişi eksiktir.

O boşluğun yanında altın bir diş parlamaktadır.

Altın diş ve yanındaki o kara delik, bayağılığın katalizörü olarak suratın ortasına oturmuştur.

Ama asıl berbat olan şey, suratındaki o plastik bayağılık ve ona son rötuşu yapan gülüşüdür.

Suratın özellikle yanak bölgesine sürülmüş abartılı bir kırmızı fondöten bayağılık dekorunu tamamlamaktadır.

Islak, sırılsıklam bir rüzgár, otel bahçesindeki restoranın bir ucundan girip ötekinden çıkmaktadır.

Palyoçovari müzisyen, dişlerinin arasından tıslayarak gelen bir sesle, İtalya'ya mahsus bu rüzgárın adını telaffuz eder:

‘‘Şirokko...’’

O plastik surat, Prof. Aschenbach'ın áşık olduğu henüz delikanlı bile denmeyecek güzel Tadzio'nun sanki anti tipidir.

Biri asaleti, zarafeti, güzelliği, öteki ise bayağılığı ve çirkinliği temsil eder.

* * *

Ama bu tuhaf bir çelişkidir.

Çünkü o gece otelinin bahçesindeki müzik şahanedir.

Akdeniz, notaların balesi halinde bahçeyi dolaşır.

Mandolin belki de hiçbir yerde bu kadar güzel bir enstürman değildir.

O abartılı makyajlı, bayağı surattan böyle bir müzik nasıl çıkabilir?

Düşünürsünüz ve hakikat bütün açıklığı ile önünüze dikilir.

Surattaki bayağılık, ruhtaki ve müzikteki bayağılığın siyamlı ikizi değildir.

Yüzün, ruhun aynası olduğu tezleri her zaman geçerli değildir.

Notre Dame'ın kambur Ouasimodo'su, aslında iyi bir ruhun çirkin ambalajından başka bir değildir.

* * *

Ciguli'yi ilk defa o akşam dinledim.

O plastik surat beni hiç şaşırtmadı.

Sesi kısılmış bir televizyonda gördüğüm suratın aynısıydı.

Plastik, abartılmış bir Fellini suratı.

Onu görünce, Venedik rutubetinde bana doğru eğilip, ‘‘Şirokko Sinyor, Şirokko’’ diyen surat aklıma geldi.

Ama o suratın arkasındaki müzik...

Hiç kıvırtmadan, oradan buradan dolaşmadan söyleyeyim.

Ben Cilguli'yi çok sevdim.

Ciguli iyi, ama çok iyi bir Balkan şarkıcısı.

Zaman zaman uzunhavaya dönüşen o şen şakrak Balkan şarkıları, bizim coğrafyamıza ait bir zevksizlik olarak değerlendirmek büyük haksızlık.

O mimikler, Ciguli'nin dekoru.

Kendi dekorunu suratında taşıyan, suratını dekora dönüştüren bir müzisyen Ciguli.

Sahne performansı mükemmel.

Ses performansı mükemmel.

* * *

Ama beni en çok akordeonuyla baş başa kaldığı an etkiledi.

O sahneyi, kendi kafamda yeniden düzenledim.

Ona Yves Montand'ınki gibi siyah bir gömlek ve pantolon giydirdim.

Siyah ve geniş bir sahnenin ortasına, üzerine sadece onu aydınlatan yuvarlak bir ışık verdim.

Mükemmel bir ses düzeni kurdum.

Biliyor musunuz, karşıma büyük bir sahne sanatçısı çıktı.

O zaman insanların Ciguli'yi neden bu kadar sevdiklerini anladım.

Ciguli'yi sevmek için, ille de Balkan göçmeni olmak gerekmediğini de...



X