"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök: Atina'nın sokak köpekleri

Ertğrul ÖZKÖK

Önceki akşam saat 23.45'te Atina'nın gözde restoranı ‘‘17’’den çıkıyoruz. Restoran şehrin merkezinde.

Atina'nın en büyük restoranlarından biri.

Son yıllarda çok ‘‘in’’ yerlerden biri haline gelmiş.

Gece saat 23.30'dan itibaren hıncahınç doluyor.

Gelenler Atina'nın varlıklı kesimlerinden.

Özellikle kadınların kıyafetleri ve üzerlerindeki takılar, gelir düzeyleri hakkında net bir fikir veriyor.

* * *

Atinalılar daha yemeğe yeni oturmaya başlarken biz çıkıyoruz.

Kapıda ilginç bir görüntü bizi bekliyor.

Yan yana oturmuş üç sokak köpeği bize bakıyor.

Biz çıkar çıkmaz yerlerinden kalkıp neredeyse ayaklarımıza dolaşmaya başlıyorlar.

Üçü de iri sayılabilecek köpekler.

En irisi ‘‘kangalvari’’ beyaz bir çoban köpeği.

Tabiatıyla bu üç köpek bir anda hepimizin ilgi odağı haline geliyor.

Burası bir Avrupa Birliği ülkesi.

Gelir düzeyi Türkiye'ye göre daha yüksek.

Halkının eğitim, okuma, yazma seviyesi daha yüksek. Şehir, İstanbul'a göre daha küçük. Gecekondusu yok, belediyesi zengin.

Ama sokaklarında hálá sokak köpekleri dolaşıyor.

Atina Temsilcimiz Nur Batur, şehirde böyle çok başıboş köpek bulunduğunu söylüyor.

Ayrıca sokak kedisi de çokmuş.

Peki Atinalılar'ın bu sokak köpeklerine tepkisi nasıl?

Nur Batur, ‘‘Öyle basına yansıyan büyük tepkiler yok’’ diyor.

Dahası, özellikle kadınlar, sokak kedilerine karşı çok duyarlı yaklaşıyorlarmış.

Gece restorandan çıktıktan sonra Pire Limanı'na kadar gidip geliyoruz.

Gerçekten de yollarda çok sayıda kedi ve köpekle karşılaşıyoruz.

* * *

Ben Türkiye'deki sokak kedilerini hep Washington ve Londra'nın sincapları gibi görme eğilimindeyim.

O nedenle çoğunlukla Bekir Coşkun'un ‘‘Pako’’su tarafında yer alıyorum.

Yine o nedenle restoranın kapısında üç iri sokak köpeğine rastlayınca, yabancı bir şehirde hemşerimi görmüş gibi sevindim.

O sempatik serserileri görünce bir kere daha kendi kendime sordum:

‘‘Acaba bu kedi ve köpeklerle daha az stresli, daha normal bir birlikte yaşama biçimi bulamaz mıyız?’’

Yani bu kedi ve köpekleri, Washington'un sincapları haline nasıl getirebiliriz?

* * *

Önce şu sorudan başlayalım:

‘‘100, 200 metrekare evini kedi ve köpekle, hatta birkaç kedi ve köpekle paylaşabilen bir insan, aynı sokakta, aynı şehirde yaşayamaz mı?’’

Evet, 21. yüzyılda bunun makul bir cevabını verebilmeliyiz.

Koala gibi ayıyla maymun arası bir hayvan artık evlerin arka bahçelerinde beslenebiliyor, hatta sokaklarda yaşabiliyorsa, kedi ve köpekler için de evcilleşmenin daha geniş coğrafyalarını bulabilmeliyiz.

* * *

İki gündür Atina'dayım.

Burada Türk ve Yunan medyaları arasında yumuşama ve işbirliğinin yollarını arıyoruz.

Ama bakın ben, bir restoranın kapısında rastladığım üç köpeğe takılmışım.

Üç sempatik serseriye.

Hiç kuşkusuz sokak kedilerinin ve köpeklerinin birçok insanı rahatsız ettiğini biliyorum.

O rahatsızlığa saygı da duyuyorum.

Ama hayvan sevgisinin, onlarla birlikte yaşama adabı ve keyfinin insanı geliştiren bir duygu olduğunu da biliyorum.

O nedenle hem bu korkuları evcilleştiren, hem de sokak kedi ve köpeklerini daha tehlikesiz, daha sevilebilir hale getiren bir uzlaşmanın bulunması gerektiğine inanıyorum.

Atina gibi bir Avrupa şehri bu iklimi yaratabilmişse, İstanbul niye yaratamasın?

Atina sokaklarında gezerken işte bu sorunun cevabını bulmaya çalıştım.

Ve turunç ağaçlarının altında yürürken şuna bir kere daha inandım.

Böyle bir uzlaşma mümkündür.

Koala şehre inebiliyorsa, kedi ve köpekler niye dağa çıksın ki!

X