Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Erkek Primadonnalar

    Hürriyet Haber
    05.04.1998 - 00:00 | Son Güncelleme: 05.04.1998 - 00:01

    ŞU Viagra denilen ilaç sayesinde, bugünlerde erkeklerin iktidarı pek gündemde. İlacın bu ay ortalarında piyasaya çıkmasından sonra, iktidarsızlık sorununun gündemden kalkacağı, erkek neslinin de yüzyıllar sonra artık nihayet rahat yüzü göreceği söyleniyor. Hatta Amerikan basınındaki haberlere göre bazı seks araştırmacıları işi öyle ileriye götürüyor ki; ‘Artık ulusça çok mutlu olacağız. Bu ilaç kurtuluşumuz olacak’ diyorlar.

    Ancak erkeklerin iktidarsızlık sorununa çare bulunsa bile, içlerindeki iktidar hırsını, o iflah olmaz egoizm ve narsizmi frenlemeye tıbbın gücü asla yetmez. Bu iddianın çok sağlam dayanakları var. Bakın kendini beğenmiş erkeklerle ilgili neler buldum.

    Arthur Schopenhauer şöyle demiş: ‘Kadınların kibiri hesaplı kitaplı ve basittir. Erkeklerinki ise yaratıcı ve özgündür.’

    Gerçekten de yazar çizerinden film yıldızına, orkestra şefinden film yönetmenine kadar birçok erkek, sanatsal dehası kadar kendine olan hayranlığı, böbürlenmeleri ve kaprisleriyle ün yapmış.

    Örneğin Charlie Chaplin gazetecinin biriyle konuşurken, bitmek tükenmek bilmeyen cinsel gücüyle övünüp, çocuklarının sayısını kanıt göstermiş. Oysa ilk karısına göre Şarlo, korunmaktan pek hazetmiyormuş, hepsi bu. Humphrey Bogart da bir gazeteciye ‘ölçüsünün’ azametinden dem vururken, karısı Lauren Bacall hemen atılıp, rakamda düzeltme yapmış.

    Kesinlikle cinsel cazibesi olmayan Alfred Hitchcock bile, güzel bir film yıldızının kendisini iyi yönetmen olarak değerlendirmesini umursamazmış da, ‘Ne kadar anlamlı dudaklarınız var’ dediğinde başı göğe erermiş. Orkestra şefi Arturo Toscanini ancak İtalya'nın en büyük kadın fatihi olduğu şeklindeki bir övgünün verdiği ilhamla çıkarmış sahneye.

    Bir diğer kadın fatihi, Warren Beatty de, kadın hayranlarından oluşan tebaını selamlayabilmek için özellikle balkonlu otelleri tercih edermiş.

    Sadece cinsel böbürlenmeler mi! Erkeklerin titizliği ve kendi suretlerine duydukları hayranlık da inanılır gibi değil. Alman yazar Thomas Mann bir keresinde çorapları iyi ütülenmediği için Ritz'de terör estirmiş. Elvis de, kıyafeti rastgele ütülendiği için bir konsere çıkmamış.

    Kılıçlı filmlerin unutulmaz aktörü Errol Flynn, malikanesindeki yüzlerce aynayı temizleyen özel personel bulundururmuş. Oscar Wilde da ‘Tabutumun içini aynalarla döşeyin ki, günün birinde dirilirsem, bari bir zevkim olsun’ diye vasiyet etmiş. Ancak ne yazık ki, öldüğünde sadece bir cep aynasına yetecek kadar miras bırakabildi.

    Luciano Pavarotti de makyajla kapatılamayan bir sivilce yüzünden Sydney'deki konserine çıkmadığı gibi, teselli bulmak için gittiği lokantanın duvarında Placido Domingo'nun resmini görünce sinir krizleri geçirmiş. Üstüne üstlük o şehirdeki hiçbir lokantada kendi resminin bulunmadığını da öğrenince iyice zıvanadan çıkmış.

    Jack Nicholson'un menecerleri ise aktörün gideceği şehirlerdeki şık lokalleri önceden uyarıp, duvarlardaki her türlü suretin indirilmesini salık verirlermiş. Çünkü, kendi deyişiyle ‘hazret’ sahte tanrılar ve putların bulunduğu yerlerde yemek yemekten hoşlanmazmış.

    Tabii bir de film yıldızı filan olmadıkları için kimsenin tanımadığı erkekler var. Bunların dikkat çekme yöntemleri de oldukça ilginç. Yazdığı her roman filme çekilen John Grisham, havaalanı ve otellerde kendi adını anons ettirmeyi adet edinmiş.

    Penicilin'in mucidi Alexander Fleming gibi ciddi bir bilimadamı bile teşhirin büyüsüne kapılmış. Onun da yeterince ilgi görmediği zaman otellerde adını anons ettirdiği rivayet ediliyor.

    Yangınlara karşı ‘Yeşil Bereliler’

    DÜNYA tutuştu sanki. Gürül, gürül yanıyor yeryüzü. Gerçi Amazonları yağmur kurtardı, ama Endonezya kıvılcımlardan kurtulamıyor. Geçen yıl orman yangınlarıyla tarihe geçti. Sadece Brezilya ve Endonezya'da en az 5 milyon hektar kül oldu. Dünya Doğayı Koruma Vakfı'na(WWF) göre hiç böylesi görülmedi. Amazonlar ve Endonezya manşetlere çıktıysa da hemen her kıtada, dünyanın dört bir yanında alevler yuttu yeşili. Zararın faturası en az 20 milyar dolar. Havamız bol, bol kirlendi. Otomobil egzozları ve santrallerden daha çok karbondioksit eklendi. Nefes darlığından can verenler, yataklara düşenler, bir metre ötesini kestiremeyip düşen uçaklar ve ağır darbe yiyen turizm...

    Global çevre gündeminde bir numaraya yükselen orman yangınlarına karşı şimdilerde topyekun savaş hazırlığı yapılıyor. Asya çevre bakanlarının, ‘‘Endonezya yanıyor, bizler boğuluyoruz. Hemen yardım edin’’ çağrısı üzerine BM Genel Sekreteri Kofi Annan, geçenlerde bir başkomutan atadı. UNEP'in (Birleşmiş Milletler Çevre Programı) yeni başkanı Profesör Klaus Töpfer. Alman hükümetinde Çevre Bakanlığı, Bölgesel Planlama Bakanlığı, federal başkentin Bonn'dan Berlin'e taşınma planlamasının ardından bir başka ağır sorumluluğu üstlendi.

    Profesör Töpfer tam bir kabusla karşı karşıya. İngiliz The Independent on Sunday Gazetesi'yle dertleşen Töpfer, dünyada tam bin sıcak nokta olduğunu, Borneo adasındaki Kalimantan ormanlarının için, için yandığını anlattı. Töpfer'e göre, dizginlenemeyen yangınlar daha ciddi tehdit oluşturuyor. Hem sağlığımızı, hem çevreyi, hem ekonomiyi vuruyor. Ayrıca bölge, yeryüzündeki türlerin onda birini barındıran ve ekolojik açıdan en zengin diyarlardan biri.

    UNEP'in yeni başkanının üç temel görevi var: 1- Yangınları önlemek 2- Yangınları gözlemek. Uyduların sağladığı görüntüler işini kolaylaştırıyor. 3- Söndürme faaliyetlerinde uluslararası çabaların koordinasyonu. En önemlisi de üçüncüsü. Geçen yıl bir dizi, iyi niyetli girişimler olmuştu. Hükümetler, BM kurumları, Dünya Bankası, Asya Kalkınma Bankası'nın yardımları parça, parça olduğundan tam bir sonuç elde edilemedi.

    Profesör Töpfer'in harika bir projesi var: Yeşil Bereliler. Yangınlara Acil, Uluslararası Müdahale Gücü. İlham kaynağı BM'nin Mavi Berelileri. Nerede bir sıcak çatışma varsa Mavi Bereliler sevkedilir. Dünyanın neresi tutuşursa da Yeşil Bereliler imdada yetişecek. Profesör Töpfer'in rüyasını gerçekleştirebilmesi çok engelli bir maratonda ipi göğüslemek gibi. Finansman sorunları, su sıkıntısı, ulusların desteği gibi dizi, dizi sorunlar. Kısa sürede UNEP'e yeni bir soluk getirdiği söylenen Töpfer ise herşeye rağmen umutlu konuşuyor: ‘‘Orman yangınlarını dizginlemede hepimiz el ele vermek zorundayız. Ve bunu da başaracağımıza kesinlikle inanıyorum'

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı