Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Erkan Mumcu’nun görüşleri

ANAVATAN Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu kamuoyunda çeşitli kesimlerce enine boyuna tartışılan "Kuzey Irak’a harekát düzenleme" konusunda şahsıma bir mektup gönderdi.

Siyasilerin bir kısmı görüşlerini çeşitli medya ortamlarında ifade etme olanağı bulurken Erkan Mumcu’nun görüşlerinin de kamuoyuna nakledilmesi gerektiğini düşündüğüm için mektubu kısaltarak yayınlıyorum:

* * *

"Bir süredir PKK, yürümekte olan geçici statükonun kendi aleyhine işlediği ve bölgesel Kürt hareketi üzerinde kendi varlık ve inisiyatifinin tasfiye edilmekte olduğu kabulüne dayalı ve bir eylemlilik arayışındadır.

Barzani ve Talabani, ’Bölgede ABD varlığına rağmen Türkiye statükoyu değiştirici bir adım atamaz’ mesajını vermektedirler.

Diğer yandan ABD, Irak’ta yerleştirmeye çalıştığı yeni dengeyi (düzen diyemiyoruz) kurmak ve korumak arzusundadır. Bu denge; ’Türkiye’yi sürece müdahale etmek arzu, irade ve ihtiyacından uzak tutmak, oluşan yeni statükonun muhafızlığı rolünü’ benimsetmektir.

* * *

Af ve barış kampanyasının işletileceği ve özellikle Öcalan’a bağlı PKK unsurlarının razı olabileceği bir çözümün geliştirileceği yönünde bir örtülü diplomasi, uzunca bir süre etkisini göstermiş ve PKK bu süre içinde eylemsizliğe razı olmuştur.

Görece çatışmasızlığa dayalı bu durumun bir nedeni de; iktidarla ilişki geliştirebilen çeşitli unsurların, hem Kürt kamuoyuna hem çatışmasızlıktan faydalar uman ’pragmatist’ yönetim kademelerine yönelik yürüttüğü ’aklı selim-uzlaşmacı politika’ telkinlerinin etkili olmasıdır.

İçindeki Kürtçü unsurların orta dönemi gözeten stratejik hesapları dışarıda tutulduğunda, AKP’nin bu süreçteki tutumu tamamen gündelik ve pragmatisttir. Bu pragmatist tutumun benimsenmesinin ardında yatan en önemli saik, AKP’nin kendisini ’müesses düzen unsurları’ karşısında emniyette hissetmeyişidir. Kendisine yönelik irtica kuşkusu ve ithamlarının yarattığı bu psikoloji, AKP’yi Türkiye Cumhuriyeti Devleti müesses düzen unsurları dışında stratejik işbirlikleri aramaya mecbur etmektedir.

* * *

Bu noktada terörün çözümüne ilişkin ’yakın vadede’ yapılabilecekler konusunda önerilerimiz özetle şöyledir:

Kuzey Irak’a operasyon başlatmaktan önce yapılması gereken iş, ’beklenen sonuçlar alınıncaya kadar Irak’la tüm ilişkileri dondurmak, tüm sınırları kapatmak ve çok sınırlandırılmış ilişkileri sıkı sıkıya kontrol etmektir.’ İşi sadece Irak’a operasyona indirgemekle, TSK’yı ’nihai etkisi tartışılabilir’ bir sürecin içine sürükleyerek ’bu da bir işe yaramadı’ yargısına varmak ölümcül sonuçlar doğurabilir.

* * *

Göz ardı edilmemesi bir diğer önemli husus; Kürtçülük hareketinin bugün PKK’yı kendine ayak bağı olarak görecek kadar kapsamlı ve derin bir organizasyon niteliğine kavuşmuş olmasıdır. Bu olgu ile mücadele hayati önemde olmakla beraber, ’teröre karşı mücadele’ başlığında andığımız veya alıştığımız metotlardan hiçbirisi işimize yaramayacaktır.

Hatta bu yöntem kargaşası, mücadele edilmesi gereken olguyu (Kürtçülük) besler, destekler mahiyette dönüşebilmektedir.

* * *

Kürt kültürel kimliğini bir realite olarak tanınmaktan öteye, anlamak ve karşılıklı anlayışa dayalı bir tutum birliği üretmek gereği vardır ve mümkündür. Aslında bunun tarihsel ve modern bağlamlarında sosyolojik karşılığı vardır. Yapılan son iki seçimde AKP’nin (gerçek niteliği ne olursa olsun) yarattığı algıya bağlı olarak aldığı oy, bu sosyolojik gerçekliği izaha muhtaç olmayacak kadar açıklamaktadır."
X