Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ergenekon nedir ve ne değildir?

“ERGENEKON” tabii ki vardır! Bundan şüphe duymak dahi abesle iştigal eder!

Oysa yine de hâlâ tereddüt taşıyan iyi niyetli insanların olduğunu biliyor ve görüyoruz.
Söz konusu iyi niyetin yüzü suyu hürmetine de onlara “kör” değil “naif” diyelim.
Bilhassa da, sorgulama ve yargılamalardaki üslup ve usul hoyratlıklarından dolayı yukarıdaki tereddüdü güçlendiren veriler bulunduğunu nesnel bir vakıa olarak kabullenelim.
 
BUNA karşılık, en baştan beri “hayır yoktur ve kumpas vardır” diye bağıranlar bambaşka bir kategoriye giriyor. Onlar yukarıdakiler gibi iyi niyetli naiflerden oluşmuyor.
Onlar son temel taşlarına da kazma vurulmakta olan eski statükonun bekçileridir.
Zaten de aynı “Ergenekon” Cumhuriyet tarihimizin en hayati sivil atılımı olduğu içindir ki o bekçiler davayı itibarsızlaştırmak amacıyla güneşi balçıkla sıvamaya çalıştılar.
Muazzam bir dezenformasyon kampanyası yürüttüler ve hâlâ da yürütüyorlar.
Ancaaak...

ANCAĞI şu ki, tam zıt kutuptaki diğer yanılgıya da asla ve asla düşmemek gerekiyor.
Yani her şeyi “Ergenekonlaştırmak” refleksine dur demek artık zorunluluk arzediyor
Tamam, bir suç mekanizması ve bir cürüm çekirdeği olarak “örgüt” tabii ki vardır.
Fakat Silivri ve Hasdal’daki her zanlının organik ve hiyerarşik yapıdaki o “örgüt”le bütünleştiği ithamı ve şüphesi en az yukarıdaki “Ergenekon yoktur” iddiası kadar abestir!
En az onun kadar saçmadır! Vahim bir paranoyadır ve fantazmagorik bir hezeyandır!

ÖYLEDİR, zira velev ki zanlılar aynı “ulusalcı” ideolojinin varyantlarını paylaşsın!
Yukarıdaki “kriminal çekirdek” hariç bugün tutuklu bulunan şahıslardan önemli bir bölümünün birbirleriyle örgütsel bir bağı ve ilintisi yoktur. İddialar asla tatmin edici değildir. Kimi provokatör bomba atmıştır, kimi silah depolamıştır, kimi ise darbe tasarlamıştır.
Kimi de internette nefret kusan dezenformasyon şebekesi kurmuştur.
Ancak bunlar ne tümünün “her şeye kadir meçhul bir el” tarafından yönlendirildiği anlamına gelir, ne de ortak bir “şapka örgüt”ün mevcudiyetini kanıtlar.

ÇÜNKÜ ilkin şunu kavramak zorundayız: Farklı çehreler arzetse bile “neo-İttihatçı – ulusalcı” bir damar Türkiye’de ezelden beri varolmuştur. Daha uzun süre de varolacaktır.
Onlardan bir kesimi kanuniyet içinde kalır. Diğer bir bölümü aynı kanuniyetin sınırlarında gezinir. Veya üçüncü bir halkadaki Ergenekon çekirdeği gibi illegaliteye kayar.
Artı, halkalar arasında dirsek temasları yapılmış, hatta ittifaklar bile kurulmuş olabilir.
Fakat söz konusu olgu ne o “her şeye kadir meçhul bir el”in varolduğu, ne de bütün zanlıların cürüm işlediği yahut suç derecesinde aynı vahamet ulaştığı anlamına gelir!

OYSA soruşturma ve iddianame çekirdek hariç aslında varolmayan hayali bir “örgüt”ün genellemesini yapıyor. Yukarıdaki damarın farklılıklarını ve halkalarını görmek istemiyor.
Dolayısıyla da, pratikte böylesine yanlış, teoride ise böylesine “komplo teorisyeni” bir inatla farazi irtibatlandırmalara, hoyrat uygulamalara ve cezai tutuklamalara başvuruyor.
Sonuçta da hedef tam ters yöne sapıyor ve Cumhuriyet tarihimizin en hayati sivilleşme atılımı olan “Ergenekon”u itibarsızlaştırmak isteyenler altın tepsi içinde fırsat yakalıyor.
Üstelik yargısız infaz anlamına gelen o cezai tutuklamalar bırakın hukuk devletlerinde, ilkin insan vicdanlarında asla kabullenilemeyecek olan “gazap tokatları”na dönüşüyor.
Evet “Ergenekon” tabii ki vardır, ama soruşturma ve davaya ilişkin sonsuz vahim yanlışlardan en çok rahatsızlık duyanlar da onun varlığına baştan beri inanmış olanlardır!    

X