Erdoğan, Sarkozy ve Ahmet Necdet Sezer

Fransa’nın Cumhurbaşkanı Sarkozy Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan’a kendini ne kadar uzak hissediyorsa, sanki Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Sezer mi Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan’a kendini yakın hissediyor? Bu arada Sarkozy Sezer’e muhabbet duysa, belki buna bakıp “İşte gördünüz, Avrupalılar bazı Türkleri kendilerine yakın buluyorlar” diyebilirdik.

Haberin Devamı

Erdoğan’a Sarkozy uzak da, sanki Sezer mi yakın duruyor? 

Berlin’de Sabah muhabiri Arzu Ceylan’la konuşan Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı ve Milletvekili Claudia Roth, İstanbul’da Boğaz Köprüsü’nün geçince karşımıza çıkan “Asya'ya hoş geldiniz” tabelasına takılmış,

- Bu tabela derhal indirilmeli! Çünkü, “Türkiye Avrupa'ya ait değildir” diyenlere böylece hak veriliyor. Avrupa'ya hoş geldiniz tabelasının yer aldığı bir yazının neden asıldığını anlamıyorum. Bununla sadece İstanbul'un bir kısmının Avrupa'ya ait olduğu söyleniyor. Bu da doğru değil, demiş.

Sayın Roth’un anlaması gereken bir gerçeğin tabelası o aslında.

Biz Türkler coğrafyamızı değil sosyo-politik yapımızı, hukukumuzu, siyaset ve demokrasi anlayışımızı, ekonomimizi değiştirmek istiyoruz. Ayrıca istesek de coğrafyayı değiştiremeyiz.

Haberin Devamı

Türkiye için “Kıtalar ve kültürler arasındakiköprü ülke” denilir ya.

Bütün köprüler olduğu gibi, “köprü ülke” Türkiye’nin de en az iki ayağı var. Biri Avrupa’da bu ayakların, bir diğeri de Ortadoğu’da. Bu ikili yapı (veya dualizm), tarihte olduğu gibi bugün de tepeden tırnağa tüm yaşamımızı etkiliyor.

Gelenekçiler moderncilere, atanmışlar seçilmişlere, laikçiler dincilere aynı köprünün ayakları değillermiş gibi uzaktan bakıyor.

Bir Ezop öyküsü vardır.

Bahar gelince solucan toprağı delip başını çıkarmış. Gökleri aydınlatan sıcak güneşe, önünde uzanan yeşil kırlara bakmış. Bir ara başını arkaya çevirince, hemen geride bir başka solucanın da salınarak, bahar havasını soluduğunu görmüş,

-Hava ne güzel değil mi, sizinle arkadaş olabilir miyim, diye öbür solucana kur yapmış.

Ama öbür solucan hiç cevap vermemiş bu sözlerine.

Bizim solucan üstelemiş,

- Çok güzelsiniz, sizinle bir ömrü beraber geçirmek isterdim, demiş.

Bunun üzerine öbür solucan sinirli sinirli konuşup, terslemiş bizim solucanı:

- Aptal solucan. Ben senin kuyruğunum!

Aslında burası da, Avrupa da ve bütün dünya da böyle değil mi?

 “Avrupa” denilen olgu ne sadece soğuk İsveç’tir ne de sadece sıcak İtalya’dır.

Haberin Devamı

Ama Avrupa budur işte. Bu açıdan Ortadoğu da, Kuzey Afrika da Avrupa köprüsünün ayakları değil mi? Sanki Arnavutluk Avrupa ve Türkiye Asya mıdır ki?

Veya Fransa’nın Cumhurbaşkanı Sarkozy Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan’a kendini ne kadar uzak hissediyorsa, sanki Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Sezer mi Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan’a kendini yakın hissediyor?

Bu arada Sarkozy Sezer’e muhabbet duysa, belki buna bakıp “İşte gördünüz, Avrupalılar bazı Türkleri kendilerine yakın buluyorlar” diyebilirdik. Veya bütün başı örtülü hanımlar Ali Müfit Gürtuna’nın eşi gibi başlarını açsa, bütün Avrupalılar “Sonunda Türkler Avrupalı oldu, kapıları açıyoruz” mu diyecekler sanıyorsunuz?

Haberin Devamı

Claudia Roth ve Ollie Rehn gibi Avrupalılar, bu dünyadaki insanları, inançlarına, coğrafyalarına, ırklarına bakarak “ötekiler” diye ayırım yapanların karşısındalar.

Ama bizim gibi ülkelerde, aynı bayrağın altında yaşayanları bile “ötekiler” gibi görenler o kadar fazla ki.

Yani sorun “Asya’ya hoş geldiniz” tabelasından kaynaklanmıyor.

Sanki Boğaz Köprüsü’nü Asya yakasından geçince karşımıza “Avrupa’ya hoş geldiniz” yazan bir tabela çıksa, Avrupa’ya hoş mu geldik olacağız?

 ŞAKA

Henüz yerdeyiz

 

Hayatında ilk kez uçağa binen Temel, pencereden bakınca heyecanlanmış…Yanındaki yolcuya,

- Gerçekten insanlar karınca gibi görünüyor uçaktan bakınca, demiş.

Yanındaki yolcu gülmüş,

Haberin Devamı

- Temel Bey, uçak daha kalkmadı. Onlar sahiden karınca, diye cevap vermiş.

Kıssadan hisse: Seçim sonuçları belli olana kadar bütün liderler rakiplerini karınca gibi görecektir.

Sultan Fatih mi, Şehzade Cem mi? 

Doğan Haber Ajansı’ndan Şaka Kerem Pulgat’la İsmail Akkaya’nın haberine göre Konya’da Saadet Partisi’nin aday tanıtım toplantısında konuşan Necmettin Erbakan, AK Parti’yi şöyle yermiş:

- Ne diyorlar? AKP de aynı SP gibi. “Onlar da Milli Görüşçüydü ama tek farkları şimdi gömleklerini çıkardılar” diyorlar. Hiç alakası yok. Namaz camide kılınır, havrada kılınmaz. AKP'nin yerine kireç suyu koymuşsun Saadet sütü diye bana yutturmaya çalışıyorsun. “Bak, bu da namazını kılıyor” diyorlar. Kılıyor ama kireç suyu. Kireç suyu içersen İsrail'e köle olursun. Süt içersen Sultan Fatih olursun.

Haberin Devamı

Tamam, siyasette herkes her şeyi diyebilir.

Ama 28 Şubat muhtırası ile, o zaman Başbakan olan sayın Erbakan’la birlikte Türk demokrasinin de kireç suyu içtiğini unutmak mümkün değil.

Erbakan o zaman içilen kireç suyunu ayran zannetti ise, kendini Sultan Fatih sanmasa da, Şehzade Cem gibi görmüş olabilir.

 

Yazarın Tüm Yazıları