Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Erdoğan, Kızılcahamam kampında vekillere hitap etti

    A.A
    15.10.2011 - 13:46 | Son Güncelleme: 15.10.2011 - 17:38

    AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kızılcahamam kampında vekillere hitap etti.

    Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin Kızılcahamam'da düzenlenen “18. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı”nın açılışında yaptığı konuşmada, 12 Haziran seçimlerinde yeni bir anayasa için kendilerine hayati bir görev verildiğini söyledi.

    AK Parti hükümetinin önündeki en öncelikli meselenin yeni anayasa çalışmaları olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Konu TBMM'nin ve siyaset kurumunun en önemli gündem maddesidir” dedi.

    “İstiyoruz ki milletçe gelin bu üzümü yiyelim, bağcıyla uğraşmayalım, bu işi bitirelim. Çünkü biz söz verdik, bu sözü yerine getireceğiz” diyen Başbakan Erdoğan, milletin eliyle yapılacak yeni anayasa için siyaset kurumu başta olmak üzere bütün toplumsal kesimlerle birlikte son derece pozitif bir iklimin mevcut olduğunu belirtti.

    Başbakan Erdoğan, “İyi bir başlangıç yapılmıştır, inşallah bir irade zaafına uğramadan, politik rekabete feda etmeden Türkiye'ye yaraşır bir vakar ve olgunlukla bu işi tamamlayacağız” diye konuştu.

    “Bir 'mukavele değil toplumsal mutabakat metni”

    “Yeni anayasamız bürokratik ideolojilerin değil milletimizin eseri olacaktır” diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
    “Bugünkü ihtiyacımıza ister yeni bir 'kontrat' diyelim, ister yeni bir 'mukavele' diyelim, ister adına 'yeni bir toplumsal sözleşme' diyelim, demokrasimizi geliştiren, özgürlük alanlarını genişleten yeni bir anayasa şart olduğunda herkes hemfikirdir. Biz, 'kontrat' gibi, 'mukavele' gibi, 'sözleşme' gibi kavramların hepsinin sınırlayıcı ve yetersiz olduklarını düşünüyoruz. Zira, millet eliyle yapılacak olan bu anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarına kendi ülkelerinde 'ev sahibi' olduklarını hissettiren, vatandaşlık aidiyetlerini perçinleyen bir anayasa olacaktır. Bu anayasa, 'kiracı' ile 'ev sahibi' arasında bir 'mukavele' değil, istisnasız her vatandaşımızın hukukunu güvenceye alan bir 'toplumsal mutabakat metni' olmalıdır.”

    Yeni bir dönemin başındayız

    “Yeni bir dönemin, yeni bir maratonun başındayız. Alnımız ak, yüzümüz ak olarak milletimizin huzurundayız” diyen Erdoğan, bugüne kadar Türkiye'nin imar ve inşası yolunda Türkiye'ye büyük eserler kazandırdıklarını söyledi. Şimdi daha büyük eserler kazandırmak için güçlerini, enerjilerini topladıklarını ve yeniden koşmaya başladıklarını ifade eden Erdoğan, “Bu maratonun sonunda da milletimize altın madalya getireceğiz, bayrağımızı onurla göndere çekeceğiz” diye konuştu.

    İktidarlarından önceki döneme de değinen Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Türkiye uçurumun kenarına getirilmişti, siyaset kurumunun takat ve dermanı kalmamıştı, demokratik mekanizmalar kilitlenmişti, ülkemiz krizden krize sürükleniyordu. Hamdolsun, iş başına geldiğimiz ilk günden itibaren ülkemiz ayağa kalktı. AK Partiyle geldi büyüme ve gelişme. AK Parti ile 'kriz' kavramı adeta tarih oldu. 9 senelik iktidarımızda geriye doğru tek bir adım atmadık. Sürekli ileri bir demokrasi için, ileri bir hukuk düzeni için, sürekli refah ve toplumsal huzuru artırmak için alın teri döktük ve bugünlere geldik. AK Parti ile birlikte, Türkiye çözümsüz görünen sorunların üstesinden geldi, demokratik istikrar oturdu, ekonomi ile birlikte halkımızın ekmeği, aşı büyüdü. AK Parti ile birlikte Türkiye'nin sözü bütün dünyada dinlenir oldu, saygınlığımız en üst düzeye çıktı.”

    Erdoğan, şimdi, bütün enerjilerini toplayarak yeni bir başlangıç yaptıklarını vurgulayarak, şunları söyledi:

    “İktidar yorgunluğuna zerre kadar prim vermiyoruz, zira gücümüzü milletten alıyoruz. 'Yaşasın millet' diye girdiğimiz yolda ülkemizin yeni hedeflerine milletimizle beraber yürüyor, beraber koşuyoruz. Nice engeller, nice barikatlar aştık. Sayısız tahkir ve tezyife muhatap olduk ama yolumuzdan dönmedik. 'Bu şarkı burada bitmez' dediğimizde yüreklerimizde bu ülke için büyük bir aşk ve heyecan vardı. Ondan önce de sayısız tuzakla karşılaştık, ondan sonra da yolumuza sayısız barikatlar kuruldu, duvarlar örüldü. Ama Allah'ın lütfu ile o şarkı orada bitmedi ve giderek milletimizin gönlünde yankılandı. 'Kimsesizlerin kimi olmak' gibi ulvi bir idealle çıktığımız yolda daima milletimizle el ele, gönül gönüle olduk. Büyük milletimizin teveccühü ile partimizi kurduğumuz gün, 'bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' dedik ve Allah'a şükür geride bıraktığımız 9 yılda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ne siyaset eskisi gibi oldu, ne de devlet mekanizması eskisi gibi işledi. AK Parti ile beraber Türkiye'nin bütün göstergeleri pozitif istikamete çevrildi. Türkiye, dünyanın yıldızı en parlak ülkeleri arasına girdi.

    Yolun başı ile bulunduğumuz yeri sürekli hatırlıyor ve hatırlatıyorum çünkü zeminimizi asla unutmamak zorundayız. Unutmayalım ki zeminlerini unutanlar, söylem ve eylem tutarsızlığına düşmeye mahkum olurlar. Tutarsızlığa düşenler siyasetten tasfiye olmaya mahkumdurlar. Biz ise milletin önüne düşmedik. Hiçbir zaman millete 'düşün peşimize' demedik ve bu psikoloji içinde olmadık. Biz, 'Türkiye'de bundan böyle, millet siyasetin arkasından gitmeyecek, siyaset milletin arkasından gidecek' derken bunu bütün içtenliğimizle söyledik ve bu anlayıştan vazgeçmedik.”

    “Adalete, paylaşıma, kaliteye odaklanmalıyız”

    Erdoğan, başarının nihai hedefleri olmadığının altını çizerek, Türkiye'nin gücünü toplaması, güçlü bir irade oluşturması halinde imkansız görülen sorunların çözüleceğine bütün yürekleriyle inandıklarını söyledi.

    İktidara gelmeden 3 Kasım 2002 seçimleri öncesindeki birinci kuruluş yıl dönümlerinde, “Bir daha bugünlere dönmemek için çıtayı biraz daha yükseltiyor ve tek başına iktidar yetmez diyoruz. 14 Ağustos 2001 itibariyle, Türkiye'nin istikrarı, devletimizin itibarı, halkımızın mutluluğu için AK Parti olarak hedefimiz yüzde 50 diyoruz” dediklerini anlatan Erdoğan, bugün o hedefe ulaştıklarını belirtti.

    Erdoğan, 12 Haziran 2011 genel seçiminde bütün partilerin toplamından daha fazla oy aldıklarına işaret ederek, şöyle devam etti:

    “İftiharla söyleyeyim ki seçimden sonra da yükselişimiz devam ediyor. Ne kadar hamdetsek, ne kadar şükretsek azdır. Aynı gün bir şey daha söyledik; 'AK Parti Türkiye partisi değil, dünya partisi olacak' dedik. Hamdolsun AK Parti dünya partisi oldu. Geldiğimiz noktada ise kendimizi yenilemek zorundayız. Zira, siyasetimizi sadece rakamlarla ifade edemeyiz, ölçemeyiz. Bize göre, asıl olan kemiyet değil keyfiyettir; asıl olan nicelik değil, niteliktir. Bizim adalet ve kalkınma idealimiz hiçbir zaman maddi refahla, ekonomik göstergelerle, istatistiklerle sınırlı bir tasavvur değildir.

    Bakınız, şu gerçeği özellikle ifade ediyorum; ahlaki zemin esas alınmadan, adalet olmadan, paylaşma olmadan evrensel değerler sistemi esas alınmadan adalet sağlanamaz. Adaletin, paylaşmanın esas alınmadığı bir kalkınmanın ise bize göre hiçbir anlamı yoktur. Geride bıraktığımız iki dönemi 'aksiyon dönemi' olarak isimlendirirsek, 2023 hedeflerimize varmak için önümüzdeki dönemi çok daha farklı bir anlayışla yönetmek zorundayız. Bireye, aileye, topluma ve toplumsal dokuya daha ziyade özen göstermek durumundayız. Kısaca, yeni dönemde adalete, hakkaniyete, paylaşıma, kaliteye daha çok odaklanmaya mecburuz. Bunu kentleşmeden eğitimin kalitesine kadar hayatın her alanını kastederek söylüyorum.”

    O tablo duvardan indi

    Erdoğan, 2002 öncesinde Türkiye'nin en temel, en hayati ihtiyaçları için bile dışarıdan borç arar hale geldiğini belirtti.

    “Üç kuruş kredi için bu ülkenin geleceğini ipotek etmeyi göze aldıkları halde gittikleri kapılardan eli boş dönmek durumunda kaldılar” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Hani, mutlaka hatırlayanlarınız vardır; geçmişte esnafımızın dükkanlarında duvara bir tablo asılırdı. İçimizi acıtan bir tablo... Bir tarafta, hesabını iyi yaptığı, adımını denk attığı için işleri yolunda giden tüccarın rahat ve huzurlu halini gösteren bir mutluluk resmi vardı. Hemen yanında da işinin gereğini yerine getiremediği, işinin hakkını veremediği ve hesabını doğru yapamadığı için iflas etmiş bir tüccarın kararmış dünyası resmedilirdi. İşte o ikinci resmin Türkiye olduğunu düşünürdük ve yüreğimiz sızlardı. Hamdolsun ki o tablo duvarlardan indi, tedavülden kalktı.

    Bu ülkenin dertlerine derman bulacak, ihtiyaçlarına çare olacak gücü, kaynağı ve potansiyeli her zaman vardı. Ancak bu ülkenin gücünü, kaynağını, potansiyelini doğru kullanacak, milletin beklentilerini siyasetin en temel önceliği kılacak siyasetçileri, yöneticileri yoktu. Yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk almış başını gidiyordu, hamdolsun bunlar hepsi biraz tek tek yok oldu gitti. Kökü asırlar öncesine uzanan bu millet bu kahırlı manzaraları kendine de ülkesine de yakıştıramıyordu. Ancak büyük bir millet olmanın idrakiyle metanetlerini korudular, aklıselimden, sağduyudan asla vazgeçmediler. Ülkeyi daha büyük felaketin kucağına atacak çalkantılara asla meydan vermediler. Sabrettiler ve kısa zaman içinde millet iradesinin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni yeniden aslına döndürdüler. Siyasetçiler bozdu, milletimiz yeniden yaptı. Ne yazık ki bu mücadele sürerken yıllar yılları kovaladı, kaynaklar, imkanlar, nesiller heder oldu, kayboldu. Çok kıymetli nesillerimiz adeta gün görmeden eriyip gitti. Nice genç nesillerimiz gençliklerini, enerjilerini, coşkularını, umut ve heyecanlarını bu ülke için birer değere dönüştüremeden tarih sahnesinden kayıp gittiler. Bu sözlerimden geçmişe takılıp kalmak gibi yanlış bir sonuç çıkarmayacağınızı biliyorum, ama geçmişi kolayca unutup, millet olarak bize çok ağır bedeller ödetmiş o karanlık yılların muhasebesini hakkıyla yapamazsak, işte o zaman bu film yeniden başa sarabilir, tarih tekerrür edebilir. Ben üniversite, ilkokul yıllarımı unutamam. Tarih tekerrür edebilir ama ibret alırsak işte o zaman tekerrür etmez.”

    “AK Parti'nin geçmişin günahlarında bir payı, hissesi yoktur”

    AK Parti'nin “geçmişin günahlarında bir payı, hissesi” bulunmadığını ifade eden Erdoğan, “Ancak mademki biz milletin sesi, milletin vicdanı, millet siyasetinin temsilcisiyiz; o halde kimsenin kendi günahıyla yüzleşemediği yerde Türk siyasetinin karanlık yıllarıyla yüzleşmek de bize düşer” diye konuştu.

    AK Parti kadrolarının “milletin yıllar boyunca sabırla, metanetle taşıdığı emaneti artık hak ettiği menzillere ulaştırabilmek için bir araya geldiğini” belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Dertli olmak gerekir, dertli olmayan bu işi bitiremez, aşık olmak gerekir, aşık olmayan bu işi çözemez. Milletimizin sesini, beklentisini, değişim iradesini iktidara taşımaya geldik. AK Parti siyaseti, milletimizin yanlışları doğrularla değiştirme şuuru ve iradesinden vücut bulmuştur. AK Parti, ülkesini seven, milletine inanan, değerlerine saygılı, dünyayı tanıyan, yeniliklere açık, bilgili, donanımlı, vicdan sahibi yeni nesillere öncülük etmek üzere yola çıkmıştır. AK Parti siyaseti, Türkiye'nin büyüklüğüne inanan, milletimizin asırlardan bu yana edindiği büyük birikim ve tecrübelerin farkında, tarihin ülkemize yüklediği misyonun şuurunda bir siyasettir. AK Parti, kendini mutlu azınlıkların, imtiyazlı sınıfların, gölge iktidarların hegemonyasına kilitlemeye asla razı olmayan, olmayacak bir partidir. AK Parti siyaseti, sadece ve sadece milleti esas alan, milletin hissiyatını siyasi dile tercüme eden bir siyasettir. AK Parti siyaseti, demokrasi içinde millet iradesini ve hukuk ilkelerini devre dışı bırakacak herhangi bir başka güç ve iradeye asla yer olmadığını bilen, duruşuyla bu gerçeğin hakkını veren bir siyasettir.

    Milletin malına göz dikenlerin, ülkenin kaynaklarını talan etmeye yeltenenlerin, adaleti, vicdanı hiçe sayanların bizim aramızda yeri yoktur. Kartvizitinde siyasetçi yazdığı halde, her sıkıntıya girdiğinde kapı kapı dolaşıp kurtarıcı arayanların, demokrasiyi ona buna peşkeş çekme alışkanlığında olanların bizim aramızda yeri yoktur, olmayacaktır. Bu ülkenin menfaatlerini, kendi kısır siyasi hesaplarının önüne koyamayanların AK Parti'de yeri yoktur, olmayacaktır. Kendini kapalı kapılar ardına kapatanların, sırça köşklerde yaşamaktan bu milletin dertlerini duyamaz hale gelenlerin bu saflarda yeri yoktur, olmayacaktır. Milletin oyuyla geldiği makamlara oturup, milletin fikrini, hissiyatını, inancını, duruşunu beğenmez hale gelenlerin bizim aramızda yeri yoktur, olmayacaktır. Çünkü bizi milletten ayrı düşürecek hiçbir şeyin asla ve kat'a bizim kitabımızda yeri yoktur, olmayacaktır.”

    Milletçe gelin bu üzümü yiyelim, bağcı ile uğraşmayalım

    Başbakan Erdoğan, anayasa çalışmalarını millete layık olabilmek için hakkıyla yapacaklarını söyledi.

    Bütün samimiyetleriyle ön yargılar ve ön kabuller olmadan bütün inandıklarını ortaya açıkça koyduklarını ve 'Bizim 326 milletvekilimiz var, en güçlü parti biziz” demediklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şu anda grubu bulunan dört parti var. Şu anda TBMM Başkanı bizden 3'er üye mi istiyor? 3'er üye. 'Hayır, bizim 326 var, dolayısıyla adil bir sayı istiyoruz', böyle bir itirazda bulunmadık. Baştan söyledik, ikiyse iki, üçse üç. 29 üyesi olan da 3 üye, 326 üyesi olan AK Parti de 3 üye vermeyi kabul etti. 53 üyesi olan da 3 üye, 326 üyesi olan da 3 üye. Ana muhalefet Partisi'nin 100 kusur üyesi, o da 3, biz de 3. Niye? İstiyoruz ki milletçe gelin bu üzümü yiyelim, bağcı ile uğraşmayalım, bu işi bitirelim. Çünkü biz bu sözü verdik ve bu sözün gereğini de yerine getireceğiz.

    Toplum adına kararları önceden veren, özgürlük alanlarını ta baştan sınırlayan, belirlenmiş sabitelerle toplumu şekillendirmeyi hedefleyen bir anayasa değil, evrensel değerlerle tezat teşkil etmeyen ve milletimizin rızasına uygun bir anayasaya ihtiyacımız var. Bunu Anadolu'yu dolaşırken yaptığımız kamuoyu araştırmalarıyla da gördük.”

    “Türkiye artık, kapalı devre bir ülke değil”

    1982 yılından beri istisnasız her toplumsal kesimin, her siyasal kanadın “topluma dar geldiğini” ifade ettiği ve 29 senedir tartışılan darbe anayasanın, artık bu bedene uymadığında herkesin mutabık olduğunu ifade eden Erdoğan, “Hatırlayın kamusal alan tartışmalarını, neler çektik değil mi? Hem bir taraftan gülüyorduk bu tartışmalara, ama bir taraftan da uymak durumunda kalıyorduk. Neden? Toplum gerilmesin. İşte bu tartışmaların olduğu dönemlerde, devleti milletten esirgeyen bir anlayışı yaşadık, ama biz bunları asla kabul etmiyoruz. Devleti millete ait kılan ve vatandaşlık aidiyetini perçinleyen bir anayasaya ihtiyacımız var, işte bunu gerçekleştirmemiz lazım. Bizim milletimizi yüzyıllardır ayakta tutan bir değerler sistemimiz zaten var. Türkiye artık, kapalı devre bir ülke değil. Artık, eski vehimlere yeni vehimler ekleyemeyiz” diye konuştu.

    Başbakan Erdoğan, tarihin en zor şartlarında kenetlenerek, ay yıldızlı bayrağı altında bütünleşen bu büyük milletin geleceğe emniyet ve güven içinde yürümesini hiçbir beşeri gücün engelleyemeyeceğini vurguladı.

    “En az Türkiye büyüklüğünde düşünün”

    Başta Cumhuriyet'in bekası olmak üzere bütün kazanımların güvencesinin demokrasi olduğun, millet iradesi olduğuna işaret eden Erdoğan, “Bu noktada yine unutmayalım ki bizim temel meselemiz devletimizin hukuk zeminini sağlam kılmaktır. Gerisi, detaydır, teferruattır, usule ilişkindir. İnşallah milletimizin bu talebini karşılayacağız ve bunu millet olarak birlikte başaracağız” dedi.

    “Herkese çağrımız şudur. En az Türkiye büyüklüğünde düşünün. Zira Türkiye yeni dünyanın kutup yıldızı olmak için sabırsızlanıyor” diyen Erdoğan, Türkiye'nin bütün hesaplarını yeni baştan yapmak, eski yanlışların yerine doğruları koymak mecburiyetinde olduğunu söyledi.

    Yeni bir dönemin başladığını, yeni bir sayfanın açıldığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Türk siyasetinin diğer aktörleri önümüzdeki imkanların farkında olmasalar da AK Parti bunun farkındadır. Türkiye uzun senelerini yanlış zihniyetler elinde içine kapanarak, kafasını kuma gömerek zayi etti. Dünyanın öncü devletleri, lider ülkeleri arasında olması gereken bu ülke, bu kifayetsiz zihniyetler, önünü görmekten aciz o çapsız siyasetler elinde kör kuruşa muhtaç hale getirilmiştir.”

    Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi?

    Erdoğan, “AK Parti hiç bir zaman siyaset yaparken istismar politikalarına kitabında yer vermedi yer vermeyecektir. Biz olduğumuz gibi görüneceğiz, göründüğümüz gibi olacağız, bizim anlayışım bu olacak” dedi.

    “Son hafta içerisinde bakıyorsunuz bir grup çıkıyor hemen pat bir önerge sunuyor, öyle bir derdi yok, öyle bir derdi olsa zaten olması gerekeni de yapar, kaldı ki buna mani bir hal de yok. Madem böyle bir şeyi istiyorsun, yola çık yap, mani bir hal yok” diyen Erdoğan, “Benim başörtülü kardeşlerimi niye istismar ediyorsun, yapacaksan yap, gelsin girsinler. Senin böyle bir derdin yok ki. Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi? Dert istismar, acaba AK Parti'yi köşeye nasıl sıkıştırırız, geç o işi geç, siz bizi köşeye sıkıştıramazsınız. Bu millet kimin ne olduğunu gayet iyi biliyor, bu iş konuşulmaz, bu iş yaşanır, yapılır. Biz bunu yapıyoruz, ama bu ülkeyi lüzumsuz olarak germeye de kimsenin hakkı yok. Bunu bu salonu dolduran kardeşlerim, bizi ekranları başında bizi dinleyen milletim çok iyi biliyor” şeklinde konuştu.

    Bir ve beraber olmanın, aynı geleceğe beraberce yürüyor olmanın milletimizin en büyük gücü olduğunu vurgulayan Genel Başkan ve Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Türkiye'nin bir ucundan diğer ucuna hizmet aşkıyla yürekleri çarpan AK Parti sevdalıları adına, bizimle aynı hissiyatı taşıyan milletimiz adına söylüyorum. Çünkü doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle, küçüğüyle büyüğüyle hepimiz bir Türkiye'yiz. Çünkü biz hepimiz Türkiye'yiz. Biz, yola çıkarken ne dedik her şey Türkiye için dedik. Onun için hep beraber Türkiye'yiz. 81 vilayetimiz, 74 milyon canımızla hep beraber Türkiye'yiz biz. Milletimizin o çok sevdiği şarkıda söylediğimiz gibi, 'Aynı yoldan geçmişiz biz, aynı sudan içmişiz biz. Yazımız bir, kışımız bir, aynı dağın yeliyiz biz. Şarkılar bir, türküler bir, hep beraber söyleriz biz. Halaylar bir, horonlar bir, aynı sazın teliyiz biz. Gönüller bir, dualar bir, bir Allahın kuluyuz biz. Has bahçemiz yurdumuzdur, aynı bağın gülüyüz biz' Bir olmak, beraber olmak, aynı geleceğe beraberce yürüyor olmak milletimizin en büyük gücüdür.”

    “Veda yemeğine giden genç kızların yoluna pusu kuruyor, kurşuna diziyor”

    Türkiye'nin büyümesini, gelişmesini, ilerlemesini istemeyenlerin en öncelikli hedefinin bu ahengin ortadan kaldırılması olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

    “Herkes müsterih olsun, bu ahengi kimseye bozdurmayacağız. Gözünü kırpmadan masum insanların canına kastedenler meşru bir davanın savunucusu olduklarına hiç kimseyi inandıramazlar. Türkiye'nin ayağına zincir olmak isteyen, genç, kadın, çocuk, hamile, işçi, köylü demeden ocaklar söndüren caniler, sonunda mutlaka ama mutlaka kaybedecekler. Demokrasinin yollarına mayın döşeyenlerin kandan beslenmesine izin vermeyeceğiz. Terörle mücadelede yeni bir dönem başlamıştır. Süreci yeni baştan ele aldık ve yeni açılımlar, ilave tedbirler geliştirdik. Şartlar neyi gerektiriyorsa o yapılıyor, eksik bir şey varsa tamamlanıyor, bundan kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın. Terörün acısını en çok o bölgede yaşayan masum insanlarımız çekiyor, terörün maliyetini en çok onlar ödüyor. Terör, acıyı büyüterek varlığını sürdürmek istiyor. Terörist, acıyı büyütmek için evine ekmek alan polisime, askerime kurşun sıkıyor. Ve bunu kalleşçe yapıyor, gelip arkadan bunu yapıyor. Acıyı büyütmek için hamile kadına, bir veda yemeğine giden genç kızların yoluna pusu kuruyor, kurşuna diziyor. Zira, o cinayet örgütü, kaos istiyor, aklıselimin kaybolmasını, metanetimizi yitirmemizi istiyor. Herhalde, en çok bunu istiyor. Ama bu büyük millet bu tuzağa evvelallah düşmeyecek. 74 milyon vatandaşımızın terör ve terör örgütü karşısındaki hissiyatı birdir. İnsan hayatına kastedeni, hayata, masumiyete pusu kuranı hep birlikte lanetliyoruz. Terör yoluyla bu milleti birbirine düşürmek isteyenler bu karanlık ideallerine hiçbir zaman kavuşamayacaktır.”

    AB bize cevap veremiyor

    Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin her alanda son 9 yılda ezberleri bozan bir anlayış ortaya koyduğunu söyledi.

    “Bütün bunları görebilmek için gören göz olması lazım, yoksa sadece bakar göz vardır, ama kördür” diyen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliğine ilk resmi başvurusunu 1963 yılında yaptığını, ancak 2002'ye kadar bir arpa boyu yol alınamadığını belirtti.

    AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte iki yılda Kopenhag Kriterlerinin tamamlandığını, 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlandığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Türkiye, Avrupa Birliği standartlarına bugün en yakın olduğu noktadadır. Aslında AB standartlarına sahibiz. Bunlar bizde var, 'niye olmuyor' derseniz onlar çok iyi biliyor, biz de biliyoruz, ama germeye gerek yok, yolcu yolunda gerek. Avrupa Birliği'nden müzakere tarihini alan da müzakereleri başlatan da AK Parti Hükümeti olmuştur. Bütün çifte standartlara, bütün haksızlıklara rağmen biz reform sürecinde kararlıyız, kararlı bir şekilde de yolumuza devam ettireceğiz. Varsın onlar kendi ayak oyunlarını sürdürsünler... Varsın verdikleri sözü tutmasınlar, ama karşı karşıya gelip konuştuğumuzda inanın bize bir cevap veremiyorlar, kendilerini savunamıyorlar. Niye? Haklı değiller. Zaten ne halde oldukları da ortada... Dökülüyorlar, her şeyleri dökülüyor, üyeleri dökülüyor, parada pulda ne olduğu belli, Avrupa Birliği Merkez Bankası onlara para yetiştirmeye çalışıyor, karşılıksız para basıyor, ama Türkiye onlarla ayakta durmuyor, kendisi milletiyle ayakta. Kredi derecelendirme kuruluşları her gün notunu yükseltiyor. Biz, hele bir şu müktesebata uyum sürecini tamamlayalım gerisini o zaman da zaten konuşuruz, konuşacağız. Çarşamba günü yayımlanan İlerleme Raporu bir kez daha bazı konularda Avrupa Birliği'nin ciddi bir akıl tutulması içerisinde olduğunu gösterdi. Maalesef müzakere sürecini tıkayan sorun alanlarında hala Avrupa Birliği tarafından statükocu bir yaklaşımın benimsendiğini, bu Rapor'da bir kez daha gördük. 'Ne yapayım da Türkiye'ye çamur sıçratalım' dert bu.”

    “AB perspektifimize konjonktürel gelişmeler zaviyesinden bakmıyoruz”

    Başbakan Erdoğan, “Türkiye'nin AB üyeliği için gerekli adımları atmadığını, hükümetin AB sürecine önem vermediğini” söyleyenlerin yanılgı içerisinde olduğunu belirterek, “Biz, Avrupa Birliği perspektifimize konjonktürel gelişmeler zaviyesinden bakmıyor, bu süreci Türkiye'nin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefinin en önemli parçası olarak değerlendiriyoruz. İçeride veya dışarıda hiçbir şahsi ve sorumsuz davranışın Türkiye'nin reform kararlılığını gölgelemesine müsaade etmeyiz, etmiyoruz ve etmeyeceğiz” dedi.

    Başbakan Erdoğan, kararlı duruşları neticesinde Türkiye karşıtı setlerin de bir bir yıkılmaya başladığını, tezlerinin haklılığının ortaya çıktığını ifade ederek, vize konusundaki çabaların meyvesini vermeye başladığını, bu konuda son günlerde olumlu gelişmeler yaşandığını söyledi.

    Erdoğan, “Şunu da herkesin bilmesi gerekir ki her konuda olduğu gibi vize meselesinin de Türkiye için bir lütuf olmadığını hatırlatmak istiyorum. Türkiye, vize konusunda bir lütuf beklentisinde değildir, sadece hakkı olanı talep ediyor. Hakkımızı alana kadar da bu mücadelemize devam edeceğiz. Brezilya'nın, Bolivya'nın AB ile ne alakası var, sen gel buralara Schengen Vizesi ver, Türkiye'ye vermekten kaçın. Bunlar kendilerine göre orta sahada top çevirmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

    “Bu sorun artık AB için bir namus meselesidir”

    Kıbrıs meselesine de değinen Erdoğan, sondaj konusuyla Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin sabote edildiğini, “sorumsuz hareketleri” herkesin dikkatle ve ibretle izlemekte olduğunu kaydetti.

    “Hiç kimse Ada'nın ortak malı ve ortak zenginlikleri üzerinde tek taraflı hak iddia edemez” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Hak iddia eden ve hatta bu doğrultuda tek taraflı çabalara girişen olursa da Türkiye'den bunun karşılığını misliyle görür. Kıbrıs bizim milli davamız. Başından beri 'kazan-kazan' ilkesinin hayata geçirilmesini biz savunduk. Başından beri çözümden yana olan taraf biz olduk. Başından beri yapıcı olan, sözlerini tutan taraf biz olduk. Ama sürekli çözümden kaçan ve işi yokuşa süren ise Rumlar oldu. Buna rağmen AB üyeliği ile ödüllendirilen de yine Rumlar oldu.

    Özellikle Avrupa Birliği'ne sesleniyorum: Hiç rahatsız olmasınlar, çünkü bu bizim hakkımız. Bu sorun artık AB için bir namus meselesidir, bunu böyle ele almak durumundadırlar. AB, ya 2004 yılında yaptığı tarihi hatadan geri dönerek, 26 Nisan 2004 tarihli Konsey kararını uygulayacak ve KKTC ile ticaretin önünü açacak ya da Rum kesimini şımartmaya devam ederek, ömür boyu bu kara lekeyle yaşamak zorunda kalacak.

    Şunu da tekrarlamakta fayda görüyorum: Bizim arzumuz 2012 yılının ikinci yarısında Birleşik Kıbrıs Devleti'nin AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenmesidir. Aksi takdirde tek taraflı olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin üstleneceği bir Dönem Başkanlığı'nda, bizim için yok hükmünde olan bir sözde ülkeyle aynı masaya oturmayız, oturmayacağız. O 6 ay içerisinde AB, karşısında Türkiye'yi bulamayacaktır, çünkü muhatabımız olmayan bir Güney Kıbrıs vardır. Bunu kabul etmeleri gerekir, bunu kendilerine hep söyledik, yine söylüyoruz. Tutulmayan sözlerin, atılmayan adımların, cevabı verilemeyen soruların bedelini artık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ödemeyeceğini herkesin bilmesi ve bu düşünceyle hareket etmesi gerekir. Kaldı ki KKTC adına Güney Kıbrıs'ın herhangi bir tasarrufta bulunma yetkisi, hakkı yoktur. Bölünmüş bir ada hakkında Kuzey hakkında herhangi bir yetkiye sahip değildir, kendileri çalarlar, kendileri oynarlar. Türkiye'nin Avrupa Birliğine adaylık sürecindeki mevcut engellerin aşılmasının bedeli, hiçbir şekilde Kıbrıs Türkleri'nin yalnız bırakılması olamaz.”

    Dış politikada ezberleri bozduk

    Erdoğan, AK Parti olarak dış politikada da ezberleri bozan, paradigmaları değiştiren bir anlayışı hakim kıldıklarını ifade etti.

    En önemlisi de dış politikayı milletten bağımsız gören, milletin tercih ve beklentilerinin aksi istikamette seyreden dış politika anlayışını topyekün reddettiklerini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Dış politikayı adeta bir 'insansız hava aracı' gibi algılayanlar, dış politikadan ayıklamaya bunları büyük gayret sarf ettik ve onlar tam tersini yaparken 'bumerang' gibi onlara bunu tersine terk ettik. Onlar bu ülkeyi dünyanın dışında görüyordu, tam tersi oldu. Şimdi artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir Türkiye var, böyle bir döneme geldik. Milletimizin belirlediği istikamette yürüyen bir dış politika... Milletimizin tasvip etmediği hiçbir politikanın peşinden gitmiyoruz, gidemeyiz.”

    Halkın gücü karşısında direnebilecek hiçbir siyasetin, hiçbir politikanın, dış politika anlayışlarında yer almadığına ve almayacağına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Halka rağmen hiçbir siyaset meşru sayılamaz. Bunu söylediğimiz için ve bu mesajı dünyaya duyurduğumuz için bizi eleştirenler bilmelidir ki Türkiye'nin tarihine, zenginliklerine, imkan ve kabiliyetlerine büyük haksızlık ediyorlar. Bugün ülkesine karşı bu haksızlığı yapanlara fildişi kulelerin değil, bölgemizdeki yüz milyonların sesine kulak vermelerini tavsiye ediyorum.

    Şam'ın sokaklarında, Beyrut'un caddelerinde, Tahrir Meydanı'nda, Üsküp'te, Astana'da, Brüksel'de, Washington'da yankılanan Türkiye'nin sesine kulak tıkamak onlara hiçbir şey kazandırmaz. Biz asla bir kahramanlık peşinde değiliz. Hiçbir gizli gündemin takipçisi de değiliz. Zira biz aklımız kadar gönlümüzle, hesabımız kadar hayallerimizle hareket eden bir kadroyuz. Yegane ve samimi arzumuz, adaletin sömürüye, barışın savaşa, özgürlüklerin zulme karşı galip geldiği, huzur ve sevgi dolu bir dünya idealine hep birlikte kavuşmaktır.”

    “Hangi ilke, teori, dış politika anlayışı vicdanların çağrısından daha önemli”

    Başbakan Erdoğan, “Türkiye'yi bulunduğu her yerde barışın ve kardeşliğin savunucusu olarak yükseltmenin onurunu taşıdıklarını ve bu onuru bu aziz kadroyla, bu aziz dava arkadaşlarıyla birlikte paylaştığını” ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Soruyorum sizlere. Allah aşkına cebimde iki lira okul harçlığım var. Bunun bir lirasını pul parasına veriyorum. Bir lirasını da Pakistan'da seldeki çocuklara ekmek almanız için gönderiyorum diyen bir öğrencinin, o küçücük yavrunun çağrısına kulak vermekten daha onurlu, daha evla bir vazife olabilir mi?

    Havaalanına inen Türk uçaklarını görünce 'Türkler geldi kurtulacağız' diye haykıran Somalili kardeşlerimizin dualarına nail olmaktan daha anlamlı bir siyaset kabul edilebilir mi? Üzerine fosfor bombaları atılan, açık hava hapishanesi koşullarına mahkum edilen Gazzeli kardeşlerimizin feryadına cevap vermekten, uluslararası sularda korsanca bir saldırıyla şehit edilen vatandaşlarımızın hukukunu aramaktan daha ilkeli bir dış politika olabilir mi? Hangi ilke, hangi teori, hangi dış politika anlayışı vicdanların çağrısından daha önemlidir?”

    Bugün Birleşmiş Milletler'de Türkiye'nin konuşulduğunu, Türkiye'nin haklı tezlerinin tartışıldığını dile getiren Erdoğan, “Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik krizle boğuşurken bütün Avrupa Türkiye'nin yükselişini konuşuyor, Türkiye'ye gıptayla bakıyor. Orta Doğu'da, Afrika'da, Asya'da, Balkanlar'da ülkemiz tarihten aldığı güçle yeniden ayağa kalkıyor. ABD ile daha önce stratejik ortaklık düzeyinde olan iş birliğimiz, artık bir model ortaklık anlayışıyla yürüyor. Rusya ile ilişkilerimiz hızla derinlik kazanırken ticaret hacmimiz artıyor” diye konuştu.

    “Artık Türkiye rol biçilen değil, rol belirleyen bir aktördür. Artık Türkiye alan el değil, veren eldir” diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Dün 70 sente muhtaç olan bir Türkiye'ydik, bugün dünyanın dört bir tarafına kalkınma yardımlarında bulunan, sadece Somali halkı için, halkına çağrıyı yaptığı zaman kamu, STK hep birlikte kasalara 300 milyon dolar bağış toplayabilen bir ülke haline geldik. Allah'a hamdolsun. 30 milyon dolar ayni yardım gönderen bir ülke haline geldik. İnşallah devamı gelecek. İş adamlarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla hayır kuruluşlarımızla dünyanın her köşesine yardım elini uzatan mesafe tanımaksızın nerede bir yardıma muhtaç varsa oraya ilk giden ülkeyiz artık.”

    Hedef 2023'te 500 milyar dolar ihracat

    Başbakan Erdoğan, 2023 yılında kişi başına düşen milli geliri 25 bin dolara çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, iktidara geldiklerinde 36 milyar dolar seviyesinde olan ihracatın sıçrama yaparak, 2008 yılının sonunda 132 milyar dolar olduğunu anımsattı.

    Küresel kiriz nedeniyle 2009-2010 yıllarında bir miktar gerileme olduysa da uygulamaya konulan yeni stratejilerle bu yıl eylül ayı itibariyle yıllık ihracatın yeniden 2008'deki rekor seviyeyi yakaladığını belirten Erdoğan, “Şimdi onun üstüne doğru yürüyoruz. Hedefimiz 2023'te 500 milyar dolar ihracat yapan bir Türkiye, biz bu hedefe samimiyetle inanıyoruz” dedi.

    “Bu potansiyeli, ülkemizde, insanımızda görüyoruz” değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, bu noktada istikrarın korunmasının, mali disiplinin asla taviz verilmeden elden bırakılmamasının çok önemli olduğunu vurguladı. Göreve geldiklerinden bu yana tavizsiz bir şekilde uyguladıkları mali disiplin ile bütçe açıklarını önemli ölçüde kapattıklarını ifade eden Erdoğan, 2002 yılında milli gelire oranla yüzde 10 seviyesinde devraldıkları kamu bütçe açığını 2010 yılı sonu itibariyle yüzde 2,3 seviyesine kadar düşürdüklerini, bütçe açığının bu yıl yüzde 1 seviyelerine gerilemesini beklediklerini kaydetti.

    Bunların gelişmiş ülkelerin orta vadede hayal bile edemeyeceği oranlar olduğunu ifade eden Erdoğan, “Bugün İngiltere'nin kamu bütçe açığı yüzde 10,4. Biz neredeyiz, onlar nerede? ABD'nin yüzde 10,2, Japonya'nın yüzde 9,2, Fransa'nın yüzde 7 seviyesindedir. Biz bu oranı yüzde 1 seviyesine indirmekten söz ediyoruz ki bu tablo aradaki farkı bariz biçimde ortaya koyuyor. Onların alt yapı, üst yapı noktasında çok ciddi geçmişten bu yana attıkları adımlar var. Şimdi onlar tepe noktasından inişe geçiyorlar, biz ise tepeye tırmanıyoruz, fark bu. Bunu, AK Parti kadrosu gerçekleştiriyor, mutluluğumuz burada ve bu heyecanı birlikte yakaladık. Bunu gerçekleştirmenin mutluluğu ile daha çok çalışacağız, daha çok gayret edeceğiz ve Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkaracağız” diye konuştu.

    2002 yılında görevi devraldıklarında hazinenin ortalama yüzde 62,7 faiz oranıyla borçlanabildiğini hatırlatan Erdoğan, sağlanılan istikrar ve güven ortamı sayesinde 2010 yılında hazinenin borçlanma faizinin yüzde 8,1'e düştüğünü söyledi. Erdoğan, “Bu ülkeyi nasıl soydular görüyorsunuz değil mi? Yüzde 63 nerede, yüzde 8 nerede? Bu aradaki fark, işte ülkenin adeta iflasıydı” dedi.

    Erdoğan, 2001 yılında milli gelirin yüzde 15,5 düzeyinde olan kamu faiz ödemelerinin, 2010 yılı sonu itibariyle yüzde 4,6 seviyesine kadar gerilediğini belirterek, geçmişte vatandaşın cebinden faize giden paranın bugün yatırım, sosyal destek ve hizmet olarak vatandaşa geri döndüğünü söyledi. Erdoğan, küresel kriz döneminde, gelişmiş ekonomilerin çoğunda işsizlik oranlarında çok yüksek artışlar gerçekleşirken, Türkiye'de artışın sınırlı kaldığını ifade etti.

    Üniversitesi olmayan il kalmadığının altını çizen Erdoğan, vakıf üniversiteleriyle birlikte Türkiye'de 165 üniversitenin eğitim verdiğini belirtti. İktidara geldiklerinde 9 olan doğalgaz kullanan il sayısını 69'a çıkardıklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, “Bunların hepsi ülkemizin refah düzeyi olarak, bizim yaptığımız yatırımlar olarak, alt yapıda, üst yapıda nereye geldiğimizi gösteriyor” diye konuştu.

    Cehaletle muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkılmayacağını vurgulayan Erdoğan, okulöncesi eğitimde okullaşma oranının yüzde 10'dan yüzde 40'ın üzerine çıktığını hatırlattı.

    Erdoğan, “Kızaklarla hastasını dağ köylerinden indiren bir Türkiye, şimdi ise paletli ambulanslarla hastasına ulaşan bir Türkiye. Hamile hastasına ve diğer hastalarına... Hamilelerine 10 gün önceden 'Seni gel şehirde misafir edelim' diyen bir devlet, doğumdan sonra da kaç gün kalması gerekiyorsa onu misafir edip ondan sonra köyüne götüren bir Türkiye. Sosyal devlet işte bu. Bu lafla olmuyor, şu anda bunların icraatı yapılıyor. 18 helikopter ambulansıyla Türkiye'nin dört bir köşesinde hizmet veren bir sağlık. Şimdi 2 taneydi 5'e çıkıyor, jet ambulanslarıyla şehirler arasında, uluslararasında hizmet veren sağlık anlayışla AK Parti iktidarı” diye konuştu.

    “Bankaları ekonominin sırtındaki bir yük olmaktan çıkarttık”

    Dünyadaki işsizlik oranındaki artışa değinen Erdoğan, bütün bu krize rağmen Türkiye'de toplam istihdamın hiçbir zaman azalmadığını, krizin en yoğun yaşandığı 2009 yılında toplam istihdamı 83 bin kişi artırdıklarını belirtti.

    Krizin etkisiyle 2009 yılında yüzde 14'e yükselen işsizlik oranının, 2010 yılında yüzde 11,9'a gerilediğini, Şubat 2011'de de kriz öncesi seviyelere gelerek yüzde 9,2 olduğunu söyleyen Erdoğan, bu kararlığın aynı şekilde devam ettiğini ve daha iyi olacağını kaydetti.

    Başbakan Erdoğan, “Ekonomide özel sektörün ağırlığını artıracak politikaları uygulamaya koyduk, girişimcimizi destekledik, rekabet koşullarını oluşturarak ekonomide devleti düzenleyici ve denetleyici konuma getirdik. Piyasaların etkin şekilde işlemesini temin ettik. Özel sektörümüzü teşvik edecek, müteşebbislerimizin önünü açacak politikaları bundan sonra da uygulamaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Geçmiş yıllarda Türkiye'nin en büyük sıkıntılarından birisinin banka iflasları olduğunu ifade eden Erdoğan, bu tabloyu tamamen değiştirdiklerini, bankaları ekonominin sırtındaki bir yük olmaktan çıkarıp, kar üretir hale getirdiklerini bildirdi.

    Avrupa'da karda ilklerin arasında Türkiye'nin bankalarının yer aldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Sadece devlete borç veren ve bu şekilde risk almadan yüksek karlar elde eden bir bankacılık düzeninden reel sektöre kredi vererek kar edebilen bir yapıya geçmiş durumdayız. Bugün gelişmiş ülkelerin bankalarının sağlamlığı sorgulanırken, hangi bankalar olduğunu biliyorsunuz. Çok ilginç bir misal vereceğim. Şu anda bizde bir olan bir banka, bizdeki bir bankayı daha önce satın almıştı. O bankanın kendi, aslı, şu anda bizdeki bankanın neredeyse beşte biri durumunda bir değer ifade ediyor. Bizdeki, onunun 5 katı. Bakın nereden nereye. Neyi gösteriyor? Türkiye nerede, onlar nerede.

    Kredi notları düşürülürken bizim bankalarımızdan övgüyle bahsediliyor. Avrupa bankalarının hali hazırda 200 milyar doların üzerinde sermaye açığı olduğu bizzat resmi ağızlar tarafından dile getiriliyor. Yine Avrupa bankalarının sermaye yeterlilik oranı, yasal sınır olan yüzde 5 oranının altına düşmüş durumda. Buna karşılık bizim bankacılık sektörümüzün ortalama sermaye yeterlilik oranı, Allah nazardan saklasın diyeceğim, yüzde 16,6 ile Avrupa ve ABD bankalarının kat kat üzerinde. Nerelerden nerelere.”

    Bu göstergelerin Türkiye'deki bankacılık sektörünün dünyada hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler arasında en iyi, en güçlü bankacılık sektörlerinden biri haline geldiğini açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, Cumhuriyet'in 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023 yılına dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olarak girileceğini söylerken, bu göstergelerden hareket ettiklerini kaydetti.

    “Türkiye'nin kamu borç oranı, Avro bölgesinin yarısı kadar”

    Başbakan Erdoğan, “Milletimizle el ele, bundan çok daha fazlasını başaracak gücümüz de, enerjimiz de, potansiyelimiz de vardır. Yeter ki birbirimize bağlılığımız, ülkemize sevgimizi, huzur ve istikrarımızı kaybetmeyelim. Siyasi istikrarla ekonomik istikrar ilişkisini en iyi ortaya koyan tablo, Türkiye ekonomisinin bugün ulaştığı noktadır. Şimdi yepyeni bir anayasayla ülkemizde istikrarı kurumsallaştırmak istiyoruz. Demokrasi ile kalkınma birbirinden ayrılamaz. Hep beraber hazırlayacağımız modern ve sivil bir anayasayla sadece istikrarı değil, Türkiye'nin diğer bütün kazanımlarını da kalıcı hale getirme imkanı bulacağız. Ekonomik kalkınmanın devamı, refah düzeyimizin artması ve sosyal barış için bunu gerekli görüyoruz” diye konuştu.

    Bu ülkede atılan her adımın meyvesinin, kısa zamanda alınabildiğini belirten Erdoğan, bunun başka ülkelerde bulunmayan önemli çok bir meziyet olduğunu ifade etti.

    Bugün Avrupa çok büyük bir borç krizi yaşarken, Türkiye'de kamu borcu diye bir sorunun kalmadığını belirten Erdoğan, uyguladıkları politikalarla kamu borcunu riskli seviyelerden makul seviyelere düşürdüklerini anlattı. Başbakan Erdoğan, 2010 yılı sonu itibariyle Türkiye'nin kamu borç oranının yüzde 42,2 iken, Avrupa ülkesinde bu oranın yüzde 85,1, Avrupa Birliği genelinde ise bu oranın yüzde 80 olduğu söyledi. Türkiye'nin kamu borç oranının, Avro bölgesinin yarısı kadar olduğuna işaret eden Erdoğan, bu yıl bu oranın yüzde 40'ın altına inmesini beklediklerini kaydetti.

    “Gereğini yaparız”

    Türkiye'nin dünyada en sağlam makro ekonomik temellere sahip ülkelerden birisi olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Dünya ekonomisinde kırılganlıklar ve belirsizlik ortamı, en azından bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Bu olumsuzlukların, küresel sisteme entegre olmuş ülkemiz piyasalarına kısa vadeli yansımalarının olması doğaldır, olabilir. Ama sakın bunlardan endişe etmeyin, biz güçlüyüz, çünkü yere sağlam basıyoruz. Ama televizyon ekranlarında da birilerinin böyle hayali atıp tutmalarına kulak asmayın, çünkü onların Türkiye'de ne olduğundan haberleri yok. Sadece onlar kitap kapaklarının arasında kalmış düşüncelerdir. Ülke dışında yaşananların orta ve uzun vadede Türkiye ekonomisine kalıcı, olumsuz bir etkisi olmayacaktır. Ekonomimiz sağlam temeller üzerindedir. Tüm kurumlarımızla gerekli tedbirleri alacak güçte ve kararlılıktayız, ama piyasaları provoke etmek isteyenler olursa onlar da bilsinler ki karşılarında biz olacağız. Ne gerekirse onu yaparız.

    Şu anda inşaat sektöründe buna benzer bazı şeyler var. Bugüne kadar bakanım söyledim, şimdi de ben söylüyorum. Eğer bu böyle devam ederse bilesiniz ki karşınızda bizi bulacaksınız. Çünkü bizim için inşaat sektörü önemlidir, inşaat sektöründe kalkıp da piyasaları bu şekilde etkileme yoluna gitmek haddinize değildir, gereğini yaparız.”

    2002'de 'fellik fellik dolaşacağız' dedik

    Erdoğan,  ekonomideki gelişmelere değindi.

    Türkiye'nin çok boyutlu dış politikasıyla insanlığın vicdanına seslenirken ekonomik olarak da dünyanın her köşesinde ağırlığını hissettiren bir konuma geldiğini vurgulayan Erdoğan, “Şimdi burada birkaç örnek vereceğim. Almanya ile biz göreve geldiğimizde, yani 2002'de ikili ticaret hacmimiz 13 milyar dolar, 2010 yılında, bunun sonu itibarıyla söylüyorum; Bu rakam iki kattan fazla artış gösteriyor ve 30 milyar dolara yükseliyor. Keza Fransa ile bütün olumsuzluklara rağmen 2002'de 5 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2010 yılında yaklaşık 3 kat artışla 14,2 milyar dolar oluyor. ABD ile ticaret hacmimiz 2002'de 6,5 milyar dolar, 2010'da ise 16 milyar dolara... Yine 2,5 katlık bir artış” dedi.

    Erdoğan, Brezilya ile ticaret hacminin 2002'de 285 milyon dolar olduğunu, bu rakamın 2010'a gelindiğinde 2 milyar dolara yükseldiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

    “Hindistan'a bakıyoruz. 2002'de ticaret hacmimiz 640 milyon dolar, 2010'da 4 milyar dolar. 640 milyon nire, 4 milyar nire. Çin'le 2002'de 1,5 milyar dolar olan ticaret hacmimiz ise dikkatinizi çekiyorum 19,5 milyar dolara çıkıyor, yani 13 katlık bir artış sağlanıyor. Mısır'la ticaret hacmimiz 2002'de 444 milyon dolar iken 2010'da 3 milyar doların üzerine çıkıyor. Keza Libya ile 2002'de 900 milyon dolar olan ticaret hacmi 2010'da 2,3 milyar dolara yükseliyor.”

    Erdoğan, “Bütün bunlar oturduğumuz yerde gelişmeleri seyrederek başarılabilir mi kardeşlerim” dedi.

    “Ama dünyayı, 2002 Kasımından önce dediğimiz gibi 'fellik fellik dolaşacağız' dedik ve buralara geldik” diyen Başbakan Erdoğan, gelecek dönemde de bu yoğun dış politika gündeminin devam edeceğini söyledi.

    Türkiye'nin borçlu olduğuna yönelik eleştiriler yapıldığını da anlatan Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Şu anda gelişmiş ülkeler brüt kamu borç stokunu veriyorum sizlere; 2010 yılı sonu, dünyada en borçlu ülke, gayrisafi yurt hasılasına oranladığımızda neresi biliyor musunuz? ilk sırada Japonya var, yüzde 220. İkinci sırada Yunanistan. Yüzde 142. 3. sırada İtalya, yüzde 119. 4. sırada Belçika yüzde 96. İrlanda 5. sırada, ABD yüzde 94. Portekiz yüzde 93. İlk 7 böyle.

    Geliyoruz avro bölgesine. Avro bölgesi yüzde 85 ile geliyor onun arkasında Kanada yüzde 84, Almanya yüzde 83, Fransa yüzde 82, Macaristan yüzde 80, İngiltere yüzde 80, Avusturya yüzde 72, Malta yüzde 68, Hollanda yüzde 63, Güney Kıbrıs yüzde 61, İspanya yüzde 60, Polonya yüzde 55, Finlandiya yüzde 48, Letonya yüzde 45, Danimarka yüzde 44, Türkiye yüzde 42. Biz kaçıncı sıradayız dünyada, şu anda 22. sıradayız. Gelişmiş, gelişmekte olan ve AB üyesi ülkeler. Ve tabii bütün bunlarla beraber hangi yüzle kalkıp da 'Türkiye'yi, şöyledir böyledir' diye eleştirmeye kalkıyorlar anlamak mümkün değil.”

    Erdoğan “Bütün bunlarla beraber önümüzdeki dönemde de bu yoğun dış politika gündemimizi devam ettireceğiz” diye konuştu. Önce Kazakistan'a ardından 1-2 Kasım tarihlerinde Türkiye'den Almanya'ya iş gücü göçünün 50'inci yılı dolayısıyla Almanya'ya gideceğini anımsatan Başbakan Erdoğan, “Dile kolay tam 50 yıldır vatandaşlarımız Almanya'nın ekonomisine, bu ülkenin ilerlemesine ve kalkınmasına katkı sağlıyor” dedi.

    Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dikkatinizi çekiyorum. Almanya'da yerleşik vatandaşlarımızın sahip oldukları küçük ve orta ölçekli 70 bin civarındaki işletme şu anda 350 bin kişiye istihdam sağlıyor ve bu işletmelerin cirosu da 35 milyar avroya ulaşıyor.

    Almanya ziyaretimizde Şansölye Merkel'le birlikte katılmayı öngördüğümüz etkinliklerde bir kez daha gurbetçilerimizle hasret gidereceğiz, entegrasyon konusuna verdiğimiz önemi dile getireceğiz. Almanya'dan da hemen G-20 Zirvesi'ne katılmak üzere Fransa'nın Cannes şehrine geçerek orada da Türkiye'nin dünya ekonomisindeki yerini, dünya ekonomisine yapacağı katkıları değerlendirecek, ayrıca muhataplarımızla da ikili görüşmeler gerçekleştireceğiz.”

    Küresel ekonomik kriz

    2008 yılında başlayan küresel ekonomik krizin, dünyada etkisini bugün de bütün yoğunluğuyla sürdürdüğünü ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Her gün medyadan krizin çeşitli ülkelerdeki olumsuz etkilerine dair haberler aldık, almaya devam ediyoruz. Gelişmiş pek çok ekonomide göstergeler maalesef uzun süredir negatif bir çizgide seyrediyor. ABD ve AB ülkeleri de dahil pek çok ülkede kriz yönetimlerinden maalesef istenen sonuçlar henüz alınamadı. Türkiye dünyada büyük sıkıntıların yaşandığı böyle bir dönemde büyüme dinamizmi ve istikrarıyla dikkat çekiyor. Türkiye'nin kriz yönetimindeki başarısı, geçmişte bizim yaşadığımız sıkıntıları bugün yaşamakta olan ülkeler için bir örnek teşkil eder hale geldi.”

    “Biz sadece küresel ekonomik krizin etkilerini bertaraf etmiyor, aynı zamanda yakaladığımız her büyük hedefin yerine daha büyüğünü koymayı da başarıyoruz” diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

    Ülke olarak en olumsuz şartlarda bile büyümeye, gelişmeye, ilerlemeye devam ediyoruz. Ekonomimizi birçok ülke için gıpta edilir hale getiren asli faktör budur. Buralara dersimize çok iyi çalışarak geldik. Hatta şunu da rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu noktaya geçmişte yaşadığımız ekonomik krizlerden kendimize doğru dersler çıkardığımız için geldik. 9 yıllık AK Parti iktidarının bırakın her yılını, her ayını, her gününü bir önceki günden daha ileride tamamlamak için büyük gayret sarf ettik.”

    ÖTV zammı

    Erdoğan, bazı ürünlerdeki ÖTV artışına değindi.

    “Şu anda ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum, medyanın yönetici kadrolarına da sesleniyorum. Ben açık konuşurum. Öyle kelimeleri pek sağa sola kaydırmayı da sevmem. Tabii kendi arkadaşlarım da bundan gücenmeyecekler” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

    “Şimdi biz, bu ara bazı ürünlere zam yaptık. Alkol, tütün, lüks araçlar vesaire. Tabii hemen başladılar. 'Milletvekilleri kendi maaşlarına baksın'. Kim yapıyor bu işi? Medya yapıyor. Eline diline dursun. Şu bizim 9 yıllık sürecimizde, biz milletvekillerine, değerli arkadaşlarım zam yapmadık. Hani geçmiş dönemlerdeki gibi yapmadık, sadece en düşük memur ne alıyorsa zam noktasında, milletvekili onu aldı. Böyle ekstra bazı oyunlar oynayalım vesaire bu tür şeyler yapmadık.

    Ne diyor biliyor musunuz? 'Her milletvekillinin altına araba veriyormuşuz'. Bir televizyon kanalında bizzat dinledim. Ondan sonra 'benzinlerini, uçak paralarını filan veriyor' diyor. Bu terbiyesizliktir, bu terbiyesizliktir.”

    “Milleti tahrik etmek için ellerinden geleni yapıyorlar”

    İktidara geldiklerinde, milletvekillerinin bütün lojmanlarını sattıklarını anımsatan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu nasıl terbiyesizlik. Kalk bunu söylesene. Bu milletvekilleri lojmanlar satıldığı zaman kalkıp da en ufak ses çıkarmadılar. Bunu, bu parlamento yaptı, AK Parti Hükümeti ile yaptı. Niye bunu konuşmuyorsun, niye bunu dillendirmiyorsun? Şu anda benim milletvekillerimin çoğu kirada oturuyor. Bunu niye konuşmuyorsun? Ayıptır yahu. Yani böyle milleti tahrik etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Milletvekilleri, zannediyor ki, el bebek gül bebek çalışıyor. 'Ee olmasın efendim' diyor. Tamam da birileri bu işi götürecek. Bu bir aşk meselesi, dertli olmak meselesi.Hele hele Anadolu milletvekilleri, Anadolu'dan gelen misafirlerini ağırlamak zorundadır. Ağırlamadığı zaman Aynen o televizyon spikeri gibi ne derler biliyor musunuz? 'Bak milletvekili oldu bizi kabul etmedi, bizi ağırlamıyor, yemek yedirmiyor, çay içirmiyor, otelde konaklama sağlamıyor' derler. Hemen bunu söylerler. Bunlar yaşadıklarımız.Ama onun bundan haberi var mı? Bunu duymaz. Ayıptır yahu. Yani milletin temsilcisini, milletle nasıl ayırıyorlar, bunun oyunlarını oynuyorlar.”

    Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Kardeşim sigarayı içmezsin olur biter. Ne olacak? Alkolü biraz daha az tüketirsin olur biter. Ne olacak? Kalkıp da Porsche kullanacağına, lüks 2000 CC'nin üzerinde kullanacağına gel FİAT, Volkswagen kullan ne olacak? Bunları kullan, biraz daha düşür harcamayı. Bunu düşürdüğün zaman olur biter. Ve ülkenin cari açık sorunu var. Eğer biz burada işe dikkat etmezsek hani Rahmetli Özal'ın 'kemer sıkma' dediği olay, işi sıkı tutmazsak biz de Yunanistan'ın durumuna mı düşelim? Biz eşeği sağlam kazığa bağlayacağız kardeşim. Ondan sonra da Allah'a emanet. Çünkü biz, ayağa kalkan bir ülkeyiz şu anda.”

    Eğitim ve sağlık alanındaki gelişmelere dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:

    “Sana okullarında kitaplarını ücretsiz dağıtan bir hükümet var mı, devlet var mı? Var. Her üniversite öğrencisine istisnasız, burs veya kredi veren bir AK Parti iktidarı var mı? Daha önce var mıydı? Yok. 160 bin derslik nasıl yapıldı? Bu tedbirlerle yapıldı. Hastanelere de bizim yaptığımız sübvansiyondan haberin var mı beyefendi? Yok. Onların haberi yok tabii.

    Şu anda tarihi bir devrim yaşıyoruz sağlıkta. Niye? 'Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi' dedik. Ve adeta devleti feda edecek anlayışla yatırımlar yapıyoruz sağlıkta. Niye? Benim vatandaşım rahatsız olduğunda, her yere tedavi için bir yere ulaşabilsin. Bunlar nasıl oluyor acaba? İşte böyle oluyor.”

    İşsizliğe de değinen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Şu anda işsizliğe bakıyorsunuz, AB ülkelerinin durumu ortada. Koskoca ABD işsizlikte yüzde 10'a dayandı. Biz 9,2'ye düştük. Nereden nereye geliyoruz. Hep bunlar disiplinle oluyor. Türkiye, bilim teknolojisinde, sanayide ciddi atılımlar yapıyor. Türkiye'nin dört bir yanı duble yollarla, hızlı trenle, hava yoluyla örülüyor.”

    “Uçağa binmek lükstü”

    Türkiye'de 9 yıl öncesine kadar uçağa binmenin bir lüks olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, “Artık orta halli vatandaşım bile uçağa rahat rahat biniyor. Bunlar daha da artacak, onlar ne derse desin bu kervan yoluna devam edecek. Bu mücadelede milletimiz bizim en temel dayanağımız, en büyük gücümüz oldu” dedi.

    Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Ben milletime şunu söylüyorum. Biz sizi enflasyona ezdirmeyeceğiz. Bu yapılan zamlar, asla enflasyonun üzerinde değildir, yine enflasyonun altındadır ve sizi asla enflasyona ezdiren zamlar değildir. Bunların hesaplarını çok ince yaptık. Bizzat arkadaşlarım haftalarca çalıştılar, ondan sonra beraber oturduk çalıştık. Ama bizim cari açığa karşı da tedbirlerimizi oluşturmamız gerekiyor ve bu tedbirleri de bir taraftan milletimizle beraber alacağız. Biz birilerinin kapısında gidip de kuyruğa giremeyiz, bizden önceki iktidarların yaptığı gibi. İşte kuyruğa girenlerin durumu ortada. Bak ne hale geldiler.”

    IMF ile 4 yıldır Stand-By Anlaşması yapılmadığına dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “IMF'den filan yardım almıyoruz şu an... IMF'ye borcumuz 4 milyar doların altına düştü. Geldiğimizde 23,5 milyar dolardı, bu borç. Şimdi buraya düştü. Sıfırlayacağız. 2013 nisanında o da sıfırlanacak. Güçlü büyüme performansıyla enflasyondaki düşüşün birlikte gerçekleştirilebileceğini ortaya koyduk. Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 11,6 büyümeyle dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduk. İkinci çeyrekte yüzde 8,8 büyümeyle aynı tempoyu koruduk. Böylece en olumsuz küresel şartlara rağmen ekonomimizi bu yılın ilk yarısında yüzde 10,2 büyütmeyi başardık.”

    REFAH

    İktidara geldikleri 2002 yılında, satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen gelir AB ortalamasının yüzde 36'sı iken, 2010 yılı itibariyle bu oranı AB ortalamasının yüzde 48'ine yükselttiklerini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:

    “Bu da Avrupa Birliği ile aramızdaki refah farkını nasıl hızla azalttığımızı açıkça ortaya koymaktadır. Bununla beraber kronikleşmiş, adeta üzerimize yapışıp kalmış enflasyon sorununu da aşmayı başardık. Enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirdik. Yıllar boyunca yüzde 60-70 seviyelerinde, hatta zaman zaman yüzde 100'ü aşan enflasyon nedeniyle gelirleri eriyen sabit ve dar gelirli vatandaşlarımız gerçek anlamda gelir artışlarına kavuştular.

    2002'de Türkiye'de en zengin yüzde 10'luk kesimin ortalama geliri, en yoksul yüzde 10'luk kesimin gelirinin 18,3 katıydı. Bizim hükümetlerimiz döneminde, yoksul kesimin geliri daha fazla artmış ve 2009 yılında bu fark 13 katına kadar gerilemiştir. Daha adil bir gelir paylaşımı noktasında da önemli mesafe aldığımız ortadadır. Bunun sadece 9 yılda yakalanmış bir iyileşme olduğuna herkesin dikkat etmesi lazım.”

    Erdoğan, “Maalesef siyaseti otomatiğe bağlamış olanlar rakamların, verilerin, göstergelerin ne dediğine bakacak cesareti kendilerinde bulamıyorlar” diye konuştu.

    Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Bakınız 2002 yılında 230 milyar dolarlık bir ekonomisi olan Türkiye, 2010 sonu itibariyle bu rakamı 736 milyar dolar seviyesine kadar yükseltmiştir. Bu süreçte görülmemiş boyutta bir küresel kriz yaşanmış olmasına rağmen biz bunları başardık. Bunun hayalini bile kuramayacak olanlar elbette bu tabloyu takdir edecek olgunluğu da gösteremezler. Bütün bu başarılar Türkiye'nin başarılarıdır ve daha büyük hedeflere yürüdüğümüz şu günlerde en büyük güvencemiz de yine milletimizdir. Milletimizle birlikte aynı şuur ve kararlılık içinde çalışarak, çıtayı hep daha yukarılara koymanın, hep daha fazlasını başarmanın gayreti içinde olacağız.

    2002 yılında 3 bin 492 dolar olan kişi başına gelirimizi 10 bin doların üzerine çıkardık. Hep söyledik, biz bunu yeterli görmüyoruz, 2023 yılında kişi başına milli gelirimizi 25 bin dolara çıkarmayı hedefliyoruz.”

    Erdoğan'ın annesinin vefatı

    “Türkiye'nin her derdiyle ilgilenmek, milletimizin her sıkıntısına herkesten önce koşmak bizim boynumuzun borcudur” diyen Erdoğan, “Tek bir arkadaşımın bile ne halkın huzuruna, ne hakkın huzuruna alnında en ufak bir lekeyle çıkmasına gönlümüz razı değildir” dedi.

    Annesi Tenzile Erdoğan'ın vefatıyla dolayısıyla ilgilerini ve dualarını esirgemeyen tüm vatandaşlara ve partililere, kendisi ve ailesi adına teşekkür eden Başbakan Erdoğan, “Haklarını bizlere helal etsinler” diyerek son verdi.

    Toplantıdan notlar

    AK Parti'nin 18. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı öncesinde toplantının yapılacağı salona girişte, basın mensuplarının çanta, araç ve gereçleri dedektör köpek “Timsah” tarafından arandı.

    Başbakan Erdoğan'ın konuşması yaklaşık 1 saat 35 dakika sürdü.

    Öte yandan, toplantı öncesinde gazetecilerin “Sabah sizi göremedik spor yaparken” sorusu üzerine İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, “Gece biraz geç yattık, yarın inşallah, yarın sabah başlayacağız spor aktivitelerine” yanıtını verdi. Şükür, “Maç planlaması var mı” sorusuna da “Ben şimdi adaptasyon dönemindeyim tabii haliyle ilk defa böyle bir istişare toplantısında oluyorum inşallah öğreneceğiz onları da” dedi.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı