Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Erdoğan'ın 'üslub-ı beyan'ının son örnekleri

Başbakan'ın, bu cumhurbaşkanlığı seçimi arifesindeki konuşmalarında, devletin 'demokratik hukuk devleti' olma niteliğiyle bağdaşmayan sözleri giderek artıyor. Aynı zamanda cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan'ın rakiplerine yönelttiği sözlerdeki hiddet ve şiddet unsuru da artıyor.

Başbakan (ve Cumhurbaşkanı adayı) Erdoğan’ın 20 küsur televizyon tarafından canlı olarak yayınlanan konuşmalarındaki üslubu malûm.

Bir soru soruyor. Cevabını kendi veriyor. Ve o cevabın artık aksinin iddia edilmesi mümkün olmayan bir ‘gerçek’ gibi herkesçe kabul edilmesini istiyor.

Son konuşmaları gene bu ‘soru-cevap’ tekerlemelerinin örnekleriyle dolu:

• Gezi olaylarını niçin çıkardılar?..

• İsrail’e nöbetçi olmayı reddeden bu hükümeti devirmek için çıkardılar.

*

• 17-25 Aralık operasyonunu niye yaptılar?..

• Gazze için sesini yükselten hükümeti susturmak için yaptılar.

*

• Şimdi bir ortak aday çıkardılar. (Bunu niçin piyasaya sürdüler?)

• İsrail zulmüne susan bir Cumhurbaşkanı olsun diye piyasaya sürdüler...

*

Yani Erdoğan’a göre, hepsi aynı örgütün mensupları onlar. Ağaçların kesilmesine karşı çıkan ‘Gezici’ler, İstanbul’daki Sarraf ve ortaklarını ve ayakkabı kutusu sahiplerini gözaltına alan savcılar, polisler... Onları tutuklayan hâkimler...

Ekmelettin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı gösteren partiler... O partilerin başkanları, yöneticileri, yandaşları... O partileri destekleyen, iç mihraklar, dış mihraklar... İç basın, dış basın.

Hepsinin amacı, Türkiye’nin hükümetini darbeyle düşürüp onun yerine ‘suskun’ bir Cumhurbaşkanı getirmek...

Hepsi birlikte, komplo kurup, darbe planları hazırlamışlar. Ortak amaçları, bizim Başbakan’ın hükümetini devirip Çankaya’ya çıkmasını engellemek...

***

Peki nerede bu hikâyenin kanıtları?..

Kanıt bir kenara karineleri?

Karine bir yana, akla mantığa uygun düşebilecek ‘neden’lerinin işaretleri?..

Hâlâ hiçbiri ortada yok. Sadece –o da dünden beri- Erdoğan’ın son başlatılan soruşturma ile ilgili beyanları var. Şöyle diyor sayın Başbakan:

“İstanbul operasyonu budur. Şimdi hesap soruluyor. Bakın şimdi ortaya neler çıkacak neler?..”

Ve devam ediyor:

“Çıkıyor, birileri konuşuyor, diyorlar ki: Deliller ortaya çıkmadan bu tür şeyleri yapmak onları almak (gözaltına almak) doğru değil...

Onların (bunları söyleyenlerin) sırtında yumurta küfesi yok. Şimdi bunların hepsi tek tek ortaya çıkacak. CHP ihanet şebekelerine yapılan operasyondan rahatsız olmuş. Varsın olsun. İhanet şebekelerine yapılan operasyondan ‘monşer’ de (İhsanoğlu’nu artık o kelimeyle anıyor) rahatsız olmuş, varsın olsun.”

***

Evet, varsın olsun... Bazıları ‘Hangi suçlar için, hangi deliller var’ diye soruyorlar ama, işte Başbakan “Bunların hepsi ortaya çıkacak” diyor... Öyleyse mesele yok. Sussunlar, beklesinler 17 ve 25 Aralık 2013’ten bu yana hep birlikte beklediğimiz gibi.

***

Başbakan bu ‘bekleyin göreceksiniz’ beyanını pekiştirmek için kendisinin Cumhurbaşkanlığı makamına çıkma konusundaki ‘iradesi’ni de hatırlatıyor, diyor ki:

“Bitmedi daha bu bir başlangıç. Ulusal güvenliğimizi tehdit edenler, bunun hesabını verecekler, bu böyle bilinsin. Cumhurbaşkanlığı makamına çıktığım andan itibaren de bu paralel yapının sonuna kadar takipçisi olacağımı bilmenizi istiyorum.”

***

Peki ama, nasıl ‘takipçisi’ olacak? Anayasa’ya göre bir ‘hukuk devleti’ olan ve ‘mahkemeler bağımsızdır’ ilkesini benimsemiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı adayı... Eğer o mevkie seçilirse?..

Cumhurbaşkanlarının yetkisi dışında kalan ‘bağımsız mahkemeler’e talimat mı verecek?

Yoksa Anayasa’yı değiştirip, ‘mahkeme bağımsızlığı’ yerine ‘mahkemeler cumhurbaşkanının talimatı altındadır’ diye yeni bir ‘ilke’ mi getirecek?

***

Evet, Başbakan’ın, bu cumhurbaşkanlığı seçimi arifesindeki konuşmalarında, devletin ‘demokratik hukuk devleti’ olma niteliğiyle bağdaşmayan sözleri giderek artıyor.

Aynı zamanda cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan’ın rakiplerine yönelttiği sözlerdeki hiddet ve şiddet unsuru da artıyor.

Son konuşmalarında, hükümetin Gazze politikasını, somut gerekçelerini ortaya koyarak sakin bir şekilde eleştiren Ekmelettin İhsanoğlu için de bir şeyler söyledi. Aynen şöyle:

“Eyyyy Ekmel, biz senin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Ne Gazze’ye, ne Filistin’e, İslam İşbirliği Teşkilatı olarak hiçbir desteği olmamıştır. Ona bir görev verdim. Bir emanet verdim, gitti o emanete ihanet etti. Şimdi çıktın nankörlük yapıyorsun. Türkiye, Gazze için bir şey yapmadı diyorsun. Gözüne dizine dursun be.”

Bu sözler için herhangi bir yorum yapmaya gerek yok. Başbakanımızın ‘üslûb-ı beyan’ının son örneği böyledir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI