Gündem Haberleri

    Erdoğan: Asker göndermeye AKP olduğu için karşı çıkıyorlar

    Hürriyet Haber
    31.08.2006 - 18:02 | Son Güncelleme:

    Başbakan Erdoğan Ulusa Sesleniş konuşmasında ağırlıklı olarak Lübnan'a asker gönderme konusuna değindi. Başbakan, bölgedeki olaylara seyirci kalmanın mümkün olmadığını belirterek herkesin bu durumu kavradığını ama muhalefetin sırf iktidarlarına karşı çıkmak için halkı yanlış yönlendirdiğini söyledi. Lübnan halkı için ağlamanın yeterli olmayacağını belirten Erdoğan, TSK'nın Dünya'nın farklı yerlerinde benzer görevleri uzun süredir başarıyla yerine getirdiğini örnekleriyle anlattı.

    LÜBNAN'A SEYİRCİ DEĞİL MÜDAHİL OLMALIYIZ

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında, güncel iç ve dış gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Türk milletinin, istikrarsızlığın ve çatışmaların hüküm sürdüğü zor bir coğrafyada yaşadığını ve aynı zamanda zor bir dönemden geçildiğini belirten Başbakan Erdoğan, “Ortadoğu'da barış ve adalet tesis edilmedikçe dünyanın istikrara kavuşması, huzur bulması mümkün değildir” dedi.

    Bölgede barış ve istikrarın kalıcı hale getirilmesinin, Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçları ve Türk milletinin menfaatleriyle de çok yakından ilgili olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Yanı başımızda yaşanan çatışmalar, başımızı diğer tarafa çevirsek de etkilerinden kurtulamayacağımız bir tehdit oluşturmaktadır. Yani istesek de bu coğrafyada yaşadığımız sürece, dışında kalamayacağımız gelişmelerdir, bunlar. Unutmayalım ki kapılarımızı kapatarak etrafımızı saran alevlerden kurtulamayız, gözlerimizi kapatırsak, kayıtsız kalırsak bu tehlikeyi bertaraf etmiş olamayız.

    Menfaatlerimizi korumanın tek yolu, seyirci kalmak değil hemen yanı başımızdaki bu süreçlere müdahil olmaktır. Dışında kalırsanız masum insanların ölümüne de, kendi geleceğinize de seyirci kalırsınız. Ancak süreçlerin içinde yer alarak olayları doğru istikamete yönlendirebilirsiniz. Lübnan'da doğru istikamet sağlanan ateşkesin korunması ve kalıcı kılınmasıdır.

    Bir milyondan fazla insanın yerinden yurdundan olduğu, yüzlerce masumun öldürüldüğü büyük bir trajedi yaşanmıştır.

    Dün Kosova'da, Bosna'da benzer insanlık trajedilerine nasıl seyirci kalmadıysak burada da kalamayız, kalmamalıyız.”
       
    İftihar kaynağı olan Türk askerinin, Kosova'da, Bosna'da ve dünyanın bir çok başka bölgesinde, acil insani yardımlardan şehirlerin yeniden imarına, masum hayatların korunmasından istikrarın yerleştirilmesine kadar birbirini tamamlayan çok önemli görevler yaptığını hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi:

    “BM'nin Lübnan barış misyonunda da Mehmetçik, masum kadın, çocuk ve yaşlıların yanında yerini almalıdır. Altını çiziyorum, masum çocuk, kadın ve yaşlıların yanında yer almalıdır.

    Balkanlar'da olduğu gibi Ortadoğu'da da dengelerin değişmesi, taşların yerinden oynaması kaçınılmaz olarak bizi de etkileyecektir. O sebeple, Lübnan'ın siyasi birlik ve toprak bütünlüğünün mutlaka korunması gerekmektedir. BM barışı koruma misyonu işte bu görevi yerine getirecektir.
    Açık söylüyorum, bizden başka hiç kimse bizim menfaatlerimizin bekçiliğini yapmayacaktır.”

    Başbakan Erdoğan, içe kapanmacı, 'bana ne'ci yaklaşımları, Türkiye'nin geleceği için “son derece tehlikeli” bulduğunu belirterek, bazı muhalefet çevrelerinde görülen bu tür izolasyonist yaklaşımların, iyi niyetle yorumlandığında bile ya hükümetin her yaptığına karşı çıkma hastalığından, ya da bölge ve dünya gerçeklerinin iyi kavranmamasından kaynaklandığını vurguladı.

    Unutmayalım ki riskler ve menfaatler ikiz kardeş gibidir. Riskin olmadığı hiçbir faaliyet söz konusu olamaz. Hayat bir risktir, siyaset bir risktir, ticaret bir risktir. Her şey riskle iç içedir. Birinin bulunmadığı yerde diğerini de ne yazık ki bulamazsınız. Barışın kalıcı hale getirilmesi için Türkiye'nin de üzerine düşen sorumluluklar vardır.”

    TÜM KURUMLARLA GÖRÜŞEREK KARAR ALDIK

    Birleşmiş Milletler'in bu süreçte mutlaka güçlendirilmesi gerektiğine inandıklarını vurgulayan Erdoğan, bu nedenle, hafta başında toplanan Bakanlar Kurulunda BM Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde, Lübnan'a asker gönderme konusunu bütün yönleriyle değerlendirdiklerini ifade etti.

    Lübnan'da görev yapacak BM Gücü'ne destek sağlama konusunda prensip kararı aldıklarını hatırlatan Başbakan Erdoğan, “İlgili bütün kurumlarımızla görüşmek suretiyle, bunu bütün bakan arkadaşlarımla paylaşmak suretiyle bu karara vardık” dedi.

    ŞARTLARIMIZ YERİNE GETİRİLDİ

    Hükümetin bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden yetki talebinde bulunacağını belirten Erdoğan, şunları kaydetti: “Hatırlarsınız, biz başından beri belli şartların oluşması halinde bu güce katkı vermeyi değerlendireceğimizi ifade ettik.

    Birinci şartımız, BM Güvenlik Konseyi kararının alınmasıydı. İkinci şartımız, ateşkesin ilan edilmesiydi, çatışmaların durdurulmasıydı. Üçüncü şartımız da tarafların katkımızı olumlu karşılamasıydı. Şu anda bunların hepsi gerçekleşmiş durumda.  Bakınız, Avrupa Birliği, 7 bin askerini gönderme kararını verdi.
    Bunun yanında Lübnan başbakanı sürekli olarak arıyor, görüşüyoruz, ben arıyorum, görüşüyoruz ve Türkiye'nin muhakkak kardeşlerimiz olarak burada bulunması gerekir diyor.

    HERKES TÜRKİYE'Yİ İSTİYOR

    Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Almanya'sıyla, Fransa'sıyla, İtalya'sıyla defaatle kendileriyle görüştüm.
    Sayın Chirac'la görüştüm, Sayın Merkel'le görüştüm, Sayın Prodi'yle görüştüm.
    Kesinlikle Türkiye'nin bir yüzü Avrupa'ya bakıyor, bir yüzü İslam Dünyası'na bakıyor.
    Muhakkak Türkiye'nin de burada bulunması gerekir diyorlar ve biz de başta BM Genel Sekreteri Annan olmak üzere kendileriyle de bunları konuştuk.”

    HABERLERLE KARAR VERMEDİK
       
    Başbakan sözlerini şöyle sürdürdü: "Bundan önce de buna benzer bazı ifadeler hep kullanıldı. İşte savaşın içine mi atıyoruz, ateşin içine mi atıyoruz, burada böyle bir şey söz konusu değil. Bakınız, ben Dışişleri Bakanımı bölgeye gönderdim. Biz bunları Türkiye'den seyretmiyoruz, izlemiyoruz. Sadece televizyon yayınlarıyla, sadece gazete haberleriyle karar vermiyoruz.

    Bizzat Dışişleri Bakanımı geniş bir heyetle oraya gönderdim ve bizzat Dışişleri Bakanım, Başbakanlarla, bölgede, Dışişleri Bakanlarıyla ilgili kurum yetkilileriyle görüşmeler yaptıktan sonra heyetini de orada bıraktı.

    Ve heyet çalışmalar yaptı ve bu raporlar da bize geldi. Gerek Sayın Sinyora'yla bölgede görüşmeler yapıldı, Sayın Mahmud Abbas'la bölgede görüşmeler yapıldı.
    Aynı şekilde Olmert'le bölgede bizzat gidip görüşme yapıldı.

    Daha sonra Suriye Devlet Başkanı Sayın Beşar Esad'la görüşmeler yapıldı ve bunun yanında muhalefet gruplarıyla onların liderleriyle de görüşmeler yapıldı ve hiç biri 'Türkiye'yi biz burada istemiyoruz' demediler. 'Biz Türkiye'yi burada görmek istiyoruz ve Türkiye'nin burada olması bizi çok daha rahatlatacaktır' dediler.

    HİZBULLAH SİLAHSIZLANDIRILMAYACAK

    Ne yazık ki, gerçekleri çarpıtmak suretiyle bu konularda zihinleri bulandırmak isteyenler var. Bir kez daha açık ve net söylüyorum; Hizbullah, Lübnan'ın egemenlik sorunudur ve Lübnan hükümetinin muhatabıdır. Dolayısıyla Hizbullah'ın silahsızlandırılması gibi bir görev de BM barış gücü için söz konusu değildir ve olmayacaktır.”
       
    MUHALEFET YANLIŞ YÖNLENDİRİYOR
       
    Muhalefetin bilinçli olarak kamuoyunu yanlış yönlendirdiği bir başka hususun da Türk askerinin ilk kez bir uluslararası barış misyonunda görev alacakmış gibi bir izlenim oluşturulması olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye'nin ilk kez uluslararası bir barış misyonuna destek vermediğini ve Mehmetçiğin dünyanın farklı bölgelerinde 28 ayrı misyonda bugün rol üstlenmiş durumda olduğunu ifade etti.

    TÜRKİYE ARTIK SÖZ SAHİBİ BİR ÜLKE
       
    Başbakan Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye, artık o eski Türkiye değildir. Türkiye, BM sisteminde söz sahibi bir ülkedir. İnsan potansiyeli, ekonomik büyüklüğü, güçlü ordusu ve devlet tecrübesiyle hem bölgesinde hem de dünyada bir istikrar unsurudur.

    Türkiye artık yönlendirilen, maruz kalan bir devlet değil, küresel politikaların oluşturulmasında rol oynayan önemli bir aktördür. Her zaman söylüyorum, Türkiye artık gündemi belirlenen değil, gündem belirleyen ülkelerden bir tanesidir. BM Güvenlik Konseyi'nin önümüzdeki dönem için en güçlü adayları arasında yer almaktadır. Bu durum, elbette Türkiye'ye önemli yükümlülükler de getirmektedir.

    Büyük düşünemeyenler, Türkiye'yi de, Türk ordusunu da hafife aldıklarını
    artık fark etmelidir. Özellikle de  devletimizin milletiyle, ordusuyla aynı anda
    pek çok fonksiyonu birden icra edemeyeceğini düşünmek kabul edilemez. Bu noktada da bazı yanlış değerlendirmelerin yapıldığını üzülerek görüyoruz. Mehmetçiğin barışı koruma misyonlarında görev yapması, bugüne kadar terörle mücadelemizde bir zaaf oluşturmadığı gibi bundan sonra da oluşturmayacaktır. Bunlardan biri, diğerine mani değildir. Aksini söylemek en azından kendimizi hafife almaktır, imkan ve kabiliyetlerimizi küçümsemektir.

    DAHA ÖNCEKİ GÖREVLERDE RİSK YOK MUYDU

    Dün Afganistan'a askerimizi gönderirken Türkiye'de terörle mücadelemiz yok muydu? Somali'ye gönderdiğimizde yok muydu? Bosna'ya gönderdiğimizde yok muydu? Kosova'ya gönderdiğimizde yok muydu? Bugün de olacak, yarın da olacak. Lütfen, kendimize bir defa bu noktada saygılı olmamızda çok büyük fayda var. Ordumuz güçlüdür, her bir cephede üzerine düşeni de rahatlıkla yapacak güç ve kabiliyettedir.”
       
    SADECE AĞLAMAK YETMEZ
       
    Türkiye'nin, şartlar ne olursa olsun kurumların eşgüdümü ve milletin dayanışmasıyla varlığını ve bütünlüğünü koruyacağını vurgulayan Erdoğan, zaman, sabır ve kararlılık isteyen bu mücadeleyi sürdürecek güce ve iradeye sahip olduklarını ve bundan kimsenin en ufak tereddüdü olmaması gerektiğini belirti ve şunları söyledi:

    “Küreselleşen terör karşısında ortak hareket etmek son derece önemlidir. Türkiye, terörizme karşı verilen uluslararası mücadelede üzerine düşeni nasıl yapıyorsa diğer ülkelerden de aynı tavrı bekleme hakkına sahiptir, sahibiz. Ancak BM çerçevesindeki bir barışı koruma misyonuyla terörle mücadele konularını karşılaştırmak ya da birbirine karıştırmak, vahim bir yanlışlık olur.

    Bir taraftan çocuklar ağladığı zaman ağlayacaksın, anneler orada ölürken, şehit olurken ağlayacaksın, o bombalanan yerleri, o yaşlı insanları gördüğün zaman ağlayacaksın ama onların korunmasına yönelik, bu sürecin sona ermesine yönelik bir fiili müdahalenin içerisinde yer almayacaksınız. Bunun akılla mantıkla izahı yoktur.”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı