Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Erdemli olmak

Bir Çin atasözü, “Birisi yüzünüze tükürdüğünde, karşılık vermek için tükürüğün kurumasını bekleyin.” diyor.

Hayatın içinde birçok şey vardır.
Aklımızı, yüreğimizi, gönlümüzü aydınlatan, ferahlatan güzelliklerle karşılaşabileceğimiz gibi; canımızı acıtan, ruhumuzu daraltan, boğan olaylar, kişilerle de karşılaşabiliriz.
Kimliğimizi, kişiliğimizi ezen, horlayan, yoran kişilerle de karşılaşabiliriz.
Her şey ve herkes hayata dâhildir.
Hiç kimsenin, hiçbir davranışı sürpriz değildir.
Hayatta sürpriz diye bir şey yoktur.
Ne kadar yorucu, yıpratıcı, acıtıcı, incitici olursa olsun; tamamı, hayatın ve hayatımızdakilerin eseridir.
Belki bir kısmı, hatta çoğu da kendi eserimizdir.

* * *

Çin atasözünün dediği gibi, birisi bize yanlış yaptığında, karşılık vermek için acele etmemeliyiz.
Acele etmek, yanlışa daha yakındır.
Sabırsa hayatın sigortasıdır.

* * *

Bazen, ‘tükürük kuruduğunda’ karşımızda kimseyi bulamayabiliriz.
Bazen, karşımızdaki kişinin, karşılık vermeye değmeyeceğini anlarız.
Bazen, ‘tükürenin’ hatasını anlayarak yanımızda yer aldığını görürüz.
Bazen, ‘tükürenin’ ilahî adalet tarafından cezalandırıldığını görürüz; hatta en çok bunu görebiliriz.
Bazen de, içimizdeki fırtına diner; makul, mantıklı, hoşgörülü oluruz.
Bir kötülüğe kötülükle karşılık vermemek büyüklüktür.
Bir kötülüğe iyilikle karşılık vermekse erdemdir.
Erdemli olmaksa zorlar.

RANDEVU TALEP EDEN ÖĞRENCİ

Görevim gereği birçok insanla görüşüyorum. Öğretmenler, idareciler, bürokratlar, veliler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, politikacılar, gazeteciler gibi her kesimden insanlar geliyor; talebini, görüşünü aktarıyor.
Çoğu, doğal olarak randevu isteyerek geliyor.
Randevusuz, habersiz, plansız, programsız gelenler de oluyor. Yerimdeysem, onlarla da görüşüyorum.

* * *

Hatırladığım kadarıyla ilk kez, bir öğrenci randevu alarak geldi.

Geçtiğimiz günlerde, arkadaşlarımla birlikte, Ankara Sosyal Bilimler Lisesini ziyaret etmiştik.
Okulun her tarafını gördük, inceledik, değerlendirdik.
Öğretmen ve idarecileriyle bir araya gelip, bu seçkin okulun eğitim durumuyla, yapılması gerekenlerle ilgili olarak konuştuk.
Öğretmenleri, işlerine adanmış, heyecanlı bulduğumuzu belirtmeliyim.
Sonra da öğrencilerle ayaküstü sohbet ettik.
İçlerinden birisi, öğrencilerin bazı ihtiyaçlarından söz etti ve “Sizi ziyaret edebilir miyim?” diye sordu. Bunun her zaman mümkün olduğunu söyledim.
Birkaç gün sonra, Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi Berat kızımız, randevu aldı, geldi.
Tek başınaydı.
Oturur oturmaz “Sizi fazla meşgul etmek istemiyorum. Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Okulumuzda bazı öğrencilerimizin piyanoya, bazılarının da resim çalışmaları için şövaleye ihtiyaçları var. Bunları talep ediyorum.” dedi.
Mutlu olduğumu belirtmeliyim.
Berat’taki özgüven beni mutlu etti.
Berat’ın kendisi için değil, “Benim işime yaramayacak, çünkü alanım değil.” diyerek; arkadaşları için taleplerde bulunması beni mutlu etti.
Zamanı iyi kullanması, empati yapması, nerede ve kiminle görüştüğünün farkında olması beni mutlu etti.
Bir lise öğrencisinin bu kadar donanımlı oluşu, sınırlarını ve kendi yerini bilerek, arkadaşlarıyla ilgili ısrarı beni mutlu etti.
Ve Berat, arkadaşları için istediklerini aldı.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI