"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Erdemli bir yazar Altan Öymen

MESLEK büyüğümüz Altan Öymen’in anılarının üçüncüsü olan “Öfkeli Yıllar” adlı kitabı elimde...

Bundan önceki iki kitabı nasıl heyecanla, nasıl elden bırakamayarak ve nasıl büyük takdir hisleriyle okudu isem, bunu da öyle okuyorum...


Altan Öymen
bu kitabında... 


Akıcı diliyle, müptela eden üslubuyla, okuyanı anlayışlı gülümsemelere sevk eden detaycılığıyla yakın tarihin bir bölümünü daha gözlerimizin önüne seriyor.


Anlatılan 1950’li yıllardır...


Ve bu yıllara bugünden bakıldığında “öfkeli yıllar” denmektedir...


* * *


Sefa Kaplan
kardeşim, geçtiğimiz günlerde kitaptaki “Necip Fazıl’ın kumarda basılması” bölümünü Hürriyet için haberleştirdi...


Ben işin o kısmına girmeyeceğim...


Ancak...


Şair Necip Fazıl’ın, bir Erdemli bir yazar:


Altan Öymen ömür boyu yakasını bırakmayan “kumarda basılması” olayına Altan Öymen’in yaklaşımının, beni yazarlık ve insanlık adına acayip umutlandırdığını söylemeliyim...


Altan Öymen, öyle şefkatle ve öyle “kara propaganda”nın etkisine girmeden yazmış ki hadiseyi, şaşıp kalıyorsunuz...


Şaşıyorsunuz, çünkü Necip Fazıl’ın dünya görüşüne uzak olup da bu olayı “Hem dincilik yapardı, hem de kumar oynardı” tarzında ele alıp kafa bulmayana rastlamamışsınızdır...


Tabii ki Altan Öymen müstesna!


Öymen, “kumarda yakalanma” olayının, o dönemlerde burnunun dikine giden Necip Fazıl’ı itibarsızlaştırmak amaçlı bir “devlet ve hükümet komplosu” olabileceğini bütün ayrıntılarıyla anlatıyor...


* * *


Doğan Kitap’tan çıkan “Öfkeli Yıllar”ı mutlaka okuyun...


Hem “Necip Fazıl’ın kumarda basılması” gibi efsaneleşmiş bir olayın bütün ayrıntılarını nesnel bir kalemden okumuş olursunuz...


Hem de olgun ve sorumlu bir aydının, kişisel tarihini bir hesaplaşma alanı haline getirmeden de anlatabildiğini görmüş olursunuz...


Teşekkürler Altan Öymen... Anıların devamını bekliyoruz...

 

Artısıyla eksisiyle Recep Akdağ

BİR: Sosyalizmin s’sinden çakmaz ama sağlık alanında fena halde sosyalist uygulamalara imza atar...

İKİ: İnatçı ve burnundan kıl aldırmaz ama Başbakan’a karşı boynu her zaman kıldan incedir...


ÜÇ:
Menzil’e intisaplıdır ama radikal İslamcılık bilincine sahip değildir...


DÖRT:
Altındakilere karşı “deve dişi gibi” bir bakandır ama üstündekine karşı hep mahcuptur...


BEŞ:
Acayip çalışkandır ama aynı oranda da inatçıdır...


ALTI:
Dürüsttür ama dürüstlüğünü “dediğim dedik” türden tavırları için bir silah olarak kullanır...


YEDİ:
Sağlıkta dönüşüm gibi devrim yaratan müthiş projelere imza atar ama “keneye karşı paça sıvama”    önerisiyle de bir çuval inciri berbat eder...


İstemiyorum

 

Başbakan’ın kamuoyu önünde fırça attığı bakanların, sakince olayı geçiştirmelerini istemiyorum.

Defne Samyeli/Eren Talu ayrılığı konusunda artık tek satır bile okumak istemiyorum...


Uzakta, çok uzakta bir Kitap Fuarı istemiyorum...


Sudan’da üç yüz binin üzerinde insanın ölümünden sorumlu tutulan ve AB ülkelerine gitmesi halinde tutuklanacak olan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in, ikide bir memleketimize ziyaret yapmasını istemiyoruz...


Başbakan’ın emrindeki ordu komutanına, partisinin grup toplantısından mesaj sarkıttığı bir ülkede yaşamak istemiyorum.


Sevdiğim Türk yazarlarının kitaplarının “dizi yapıyoruz” ayağına katledilmesini istemiyorum...

 

Cemevinde bir cumhurbaşkanı

EĞER birileri “Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım değildir” diyorsa...

Onlara ağız dolusu hakaret etmek yerine... Terslenmek yerine... Öfkelenmek yerine...


“Abdullah Gül herkesin cumhurbaşkanıdır”
anlayışını yerleştirmek gerekiyordu.


Eylemle... İcraatla... Jestle...


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, Tunceli’de bir cemevinde diz çöküp oturmuş görünce hem bu yolda önemli bir adımın atıldığını düşündüm, hem de acayip
heyecanlandım...


“İşte budur”
dedim...


Eğer Cumhurbaşkanı Gül, “Ben Türkiye’deki bütün renkleri kucaklıyorum” mesajını bu şekilde vermeyi sürdürürse...


Çok yakın bir zamanda “Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım değildir” cümlesinin bir değeri ve anlamı kalmayacaktır. 

X