« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Ercan Saatçi ve S-Kelimesi

‘Fırsatımız varken küfredebildiğimiz kadar küfredelim.Cennette buna izin vermeyebilirler.’ – Mark Twain (Amerikalı Yazar 1835-1910)

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Son yazımızda güzide derbimizin adam edilmesi hakkındaki önerilerin arasında şöyle demişiz: ‘Görüntülü ve yazılı medyada rekabeti olumsuz etkileyecek hiçbir haber, hiçbir yazıya yer verilmeyecek.’

Ercan Saatçi’nin yazılarını beğenirsiniz veya beğenmezsiniz: şahsi fikrim Fenerbahçe Stadı’nın tribünlerinde her maç en az 30bin kişi Sn Saatçi’nin yazısından daha iyi birşeyler döktürebilir. Zaten bana kalsa radyo televizyon ve gazetelerde ufak bir elemeyle bir avuç adam bırakırdım, kendim dahil herkesi sustururdum. Fakat sonuç şu ki: siz bu satırları okuyorsunuz ve Ercan Saatçi büyük bir gazetemizin spor sayfasında futbol kamuoyunun kanaat önderleri arasında yer alıyor.

Olayı biliyorsunuz: parçaları toplayıp her tarafı dinleyince ortaya çıkan tablo şu: Fener TV’deki programın tekinde birkaç yıl önce çekim sırasında ortaya nasılsa yayınlanmamak üzere atılmış birkaç küfürlü zirzop yorum ve gülüşmenin tam da Galatasaray maçı sonrası internete sızdırılıp ortalığın kızıştırılması. Bırakın ciddi ciddi adamların yorumlarını, Internet forumlarında dönen yorumları okumaya kalksanız hafta yetmez. Bayağı bir gündem olayı yani.

Edip Uras yazıyor

Biz millet olarak küfretmeyi severiz. Bunun aksini söyleyen düpedüz yalancıdır. Tribünde, orda burda küfürü engellemeye çalışanların büyük bir kısmı üç kelimesinin içine bir küfür sıkıştıranlardan olduğu için ne küfür engellenebiliyor, ne de bu yönde bir adım yol alınabiliyor. Yaş ilerledikçe daha ayan beyan oluyor: biz çocukken kızların yanında küfretmek ayıptı, şimdi herhangi bir tribüne gidin, oradaki kızların ettiği küfürler yüzünüzü kızartır. Hepimiz küfrediyoruz: trafikte, okulda, işte, tribünde, öndeki arabaya, hocamıza, patronumuza, rakip takıma ve hatta bazen kendi futbolcumuza.

Saatçi ve Özülkü çiftinin ‘kayıt dışı’ küfürlü şakalaşmalarının çok daha azı yüzünden bu ülkede insanlar birbirini öldürebiliyor. Sorumluluğun hep başkalarında olduğunu sandığımız için yeri geldiğinde o kadar rahatız ki. Her ne kadar bunların ‘mahremiyet’ sınırlarında değerlendirilmesi gerekirse de, çekim alanı bu mahrem alanlardan biri değil. Hangi takımdan hangi takıma olursa olsun, en azından kamu alanında, herkes konumunun getirdiği sorumluluğu taşımak ve ona göre kendini zaptetmek zorunda. Elbette bu ülkenin her tarafını sarmış olan bu ‘küfürlü şakalaşma’ edebiyatının ‘daha hoşgörüldüğü’ alanlar olsa da, bunlar maalesef Sn Saatçi ve en iyi kulüp kanallarından biri olan Fener TV programcılarını kapsamıyor. Ercan Saatçi bugünkü yazısında görüntülerin Fener TV’den ‘sızdığına’ sitemkarca yaklaşıyor. İçimizden vurulduk gibilerinden. Bizler ve ötekiler… Başımıza ne geliyorsa bundan gelmiyor mu zaten. Rakibe saygı duymadıkça kimse kendine saygı duyamaz. Kuru özürlerin kimseye yararı olamayacağı gibi.

Bu görüntüler internette dolaşmaya başladığından beri, küfürün alt tarafında kalanların yaklaşımları aslında hepsinden komik. Sanırsınız şimdiye kadar hiçbir Galatasaray’lı ne küfür etmiş, ne kavga etmiş, ne sahaya müdahale etmiş. Seslerini yükseltmekten bahsediyor bazıları. Daha geçen hafta doğduk hepimiz çünkü. Sn Saatçi de kendince haklı olarak daha önce edilen küfürlere işaret ediyor: bitmez tükenmez bir kısır döngü içindeyiz. Herkes her yaptığını daha önce yapılanlara, yapılıp duyulmayanlara ve hatta tamamen dedikodular üzerine kurabilir. Bir sonraki yapılan bir öncekinin üzerine biner, kervan yürür.

Bu arada 18 takımdan biri küme düşürülür, kimsenin umrunda olmaz. Bir başka takım türlü akılalmaz bahanelerle ligden çekilme kararı alır ama daha danışacaktır. Diyarbakırspor Başkanı’nın verdiği demeçler kendi içlerinde bile birbiriyle tutarsız, farklı medya unsurlarına verilen demeçler hepten umarsız. Filan falan. Bu kadar ‘gündem’ içinde futbola ne gerek var? Fenerle Bursa berabere, Galatasaray ve Beşiktaş arayı biraz kapattılar dersin olur biter, zaten başabaş çekişme de olmasa bu futbolu kim çekecek?

Olaylara yaklaşım açılarımıza taze bakışlar getirmeden, şimdiye kadarki kadrolar ve kafa yapılarıyla karşımıza çıkacak tablo hep aynıdır. Çılgınlığın tarifi de bu değil mi zaten? Çıldırın… Çıldırın…


Bunları da Beğenebilirsiniz