Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ercan Kumcu: Unutulmayacak bir hoca: Demir Demirgil

Ercan KUMCU

Bazı bilim adamları gösterişsizdir. Onlar için işlerini yapmak reklamlarını yapmaktan daha önemlidir. Bilim adamı kisvesi altında bazı insanlar ise yalnızca reklamlarını yaparlar.

Demir Demirgil, işini yapmaya öncelik veren bir bilim adamıydı. Amerika Birleşik Devletleri'nde lisans üstü eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye dönmüş. Asıl ismi Yorgo Yorgadis imiş. Yeni kurulan Devlet Planlama Teşkilatı'nda (DPT) çalışmak istediğinde isminin Türk olmaması sorun olmuş.

Kendi anlattığına göre, İsmet İnönü soyadını değiştirmesini tavsiye etmiş. Demir Hoca da ismini Yorgo Demirgil yapıp DPT'de çalışmaya başlamış. Görüntüye önem vermeyen genç Demirgil işe her gün ceket-kravat giyip bisikletle gelirmiş. Amirleri bir gün DPT gibi saygın kuruluşta bisikletle işe gelmenin iyi bir fikir olmadığını kendine hatırlatmışlar.

EĞLENDİREREK ÖĞRETİRDİ

Demirgil'i tanıdığımda adı Demir Demirgil olmuş, efsaneleşmiş bir hocaydı. Samuelson'un Economics kitabını Türkçe'ye çevirmişti. Fizik bölümünde okurken ondan ‘‘Ekonomiye Giriş’’ dersi alıyordum. Ders pazartesi, çarşamba ve cuma günleri sabah saat 8.30'da olduğu halde sınıfın tüm öğrencileri tam kadro derse gelirlerdi.

O yıl ve Demir Hoca'nın ekonomiye giriş dersleri verdiği her yıl ekonomi dersleri ders olmanın yanında birinci sınıf güldürü gösterisiydiler. Hoca, ekonomiyi öğrencilerini eğlendirerek öğretirdi. Öğrenciler son derece sıkıcı ekonomik konuları gördükleri ve okudukları ile ilişkilendirerek ve kahkahalar arasında öğrenirlerdi.

O yaşta ben de ekonominin çok eğlenceli (!) bir dal olduğunu düşünüp Demir Hoca'nın ısrarı ile Fizik bölümünden Ekonomi bölümüne geçtim. Ona çok şey borçluyum. Borçlarımın hiçbirini ödeyemeden aramızdan ayrıldı.

Yıllar sonra Demir Demirgil anısına düzenlenen konferanslar serisinde bana da bir konuşma yapma fırsatı verildi. Üniversitenin birinci sınıfında Demir Hoca'nın bizleri kahkahaya boğduğu salonda konuşuyordum. Bu kez sahnede ben vardım. Bir ara kendimi Demir Hoca ile karşılaştırdım.

Onunkilerin yanında benim yaptığım konuşmaya konuşma demek mümkün değildi. Bir buçuk saat boyunca katılanlar esneyerek beni dinlediler. Konuşmadan çıktığımda, belki bu yolla yeni öğrencilere Demir Hoca'yı tanımamalarının ne kadar büyük bir kayıp olduğunu göstermiş olduğumu düşünüp avundum.

EFSANEYDİ

Hoca'yı açık mavi boğazlı kazağı ve boynundan sarkan kocaman cep saati ile futbol sahasının ortasında bazı öğrencilerle göbek atarken hatırladım. Bizlere, alanlarında sivrilmiş ve tek olmuş kişilerin neden çok para kazanabildiklerini öğretmesi aklıma geldi. Demir Hoca'nın dersin ortasında bir gece önce bir resital için getirilmiş piyanoyu çalması gözümün önünden geçti.

Bizler Demir Hoca'yı tanımakla çok şey kazandık. Bizden sonrakilerin onu tanımamakla neler kaybettiğini anlatabilmek ise imkánsız. O, hayattayken Türkiye'deki ekonomi öğretisi için de, Boğaziçi Üniversitesi için de bir efsaneydi. Öyle de kaldı.

X