Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ercan Kumcu: Olacak mı?

Ercan KUMCU

IMF'nin açıklamaları ve geride bıraktığı sonuç bildirgesi (concluding remarks) Türkiye ekonomisinin önemli bir fırsatı yakaladığını gösteriyor. Söz verdiğimiz reformları yaparsak Dünya Bankası'ndan da mali destek gelecek.

Hatırlayalım. Geçmişte Dünya Bankası'ndan yılda birkaç milyar dolar alırdık. Dünya Bankası'ndan borç alan ülkelerin başında gelirdik. Bütün dünya bizi kıskanırdı.

Ekonomi politikalarımızdaki gevşemeyle beraber Dünya Bankası'na verdiğimiz sözleri de tutmamaya başladık. O kadar ki, finansal sektör reformu altında 1988 yılında aldığımız ikinci kredinin bir bölümünü verdiğimiz sözü tutmadığımız için geri vermek zorunda kaldık.

Verdiğimiz söz de, Ziraat Bankası'nın tarım kesimine verdiği kredilerde uyguladığı faizlerin piyasa faizleri seviyesine çekilmesiydi. Yapmadık, yapamadık. O tarihten sonra da Dünya Bankası'ndan ciddi boyutta bir para alamadık. Yapısal reformları yapmamızı hep şart koştular.

DÜNYA BANKASI

Şu sıralarda Dünya Bankası'ndan yılda, lafı bile edilmeyecek kadar az paralar alabiliyoruz. Bir zamanların Dünya Bankası'ndan en fazla kaynak sağlayan ülkesi Türkiye, artık aldığı paranın çok daha fazlasını ana para ve faiz olarak Dünya Bankası'na geri ödüyor.

Şimdi önümüze bir fırsat daha çıktı. IMF'nin de desteği ile yapısal reformları söz verdiğimiz bir biçimde yapabilirsek Dünya Bankası kaynakları yine Türkiye'ye açılacak. Bu noktada hayale kapılmamamız gerekiyor. Dünya Bankası yine bizden yapmakta zorluk çekeceğimiz şeyler isteyecektir.

Örneğin, on yıl önce yapmadığımız tarım kredilerinin faizlerinin piyasa faizleri seviyesine getirilmesi bizden yine talep edilecektir. Biz değişmiş olabiliriz ama iktisadi gerçekler değişmiyor. Bunu yapabilecek miyiz?

Yapmamız lazım. Yine söz verip yapmayacaksak, kendimizi ve başkalarını aldatmak yerine bu işe hiç soyunmamamız gerekiyor.

IMF

1980'li yılların sonunda uluslararası kuruluşlar ile ülkemiz arasında yaşanan güven krizi ancak 1994 yılında giderilebildi. IMF'nin de hararetle desteklediği bir program çerçevesinde aşağı yukarı bugün verdiğimiz sözlerin tümünü o zaman da verdik. Hem de neyi ne zaman yapacağımızı ayrıntılı bir takvime bile bağladık. Aynı 1980'li yılların sonunda olduğu gibi, verdiğimiz sözlerin hiçbirini tutmadık.

O krizden yapmayı tasarladığımız yapısal reformları yapmadan çıkabildik. IMF verdiği desteğe pişman oldu. Onun içindir ki, artık söz verme üzerine IMF bizimle bir program yapmıyor. ‘‘Önce söz verdiklerini yap, sonra rakamsal hedefleri içeren bir program yapalım’’ diyor. Bizim geçmişteki tavırlarımızdan onlar da ders alıyorlar.

Bu fırsatı da kaçırıp yine bildiğimizi okursak, bu kuruluşlarla ilişkilerimiz bir kez daha yara alacaktır. 1994 yılından farklı bir ortamdayız. Söz verdiklerimizi yapmadan 1994'teki krizden çıkabildik. Gelinen noktada söz verdiklerimizi yapmamak bizi daha büyük krizlere gebe yapacaktır.



X