Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ercan Kumcu:İman tazeledik

Ercan KUMCU

YAPISAL reformların yaz aylarından beri savsaklanması Türkiye'ye pahalıya mal oldu. İstikrar programından vazgeçiliyor gibi bir izlenimin piyasalarda yaygınlaşması, içine düştüğümüz krizin önemli nedenlerinden biriydi.

İşler sarpa sarınca ‘‘pardon’’ dedik. Dünkü açıklamalarla, dünya kamuoyu önünde iman tazeledik. Önümüze konan reçetelere ‘‘evet’’ demek zorunda kaldık. Umarız, hálá kabahati başka yerlerde arayan siyasetçilerimize bu deneyim bir ders olmuştur.

Açıklanan önlemlerin ayrıntılarını bilmiyoruz. Özellikle, 2001 yılı bütçe harcamaları üzerinde ciddi boyutlarda, hatta öngörülenin de üzerinde kısıntı gelecek. Krizin yarattığı riskler 2001 yılı bütçesinin daha da sıkı uygulanmasını zorunlu kıldı.

BANKACILIK

Mevduata 1994 yılında sınırsız güvence getirildi. Kriz ancak bu yolla atlatılmıştı. Sınırsız güvence bankacılık sektörünün yapısının daha da çarpık hale gelmesinin en önemli nedenlerinden biriydi. Bankacılık reformu altında, mevduata verilen güvencenin sınırlandırılması benimsendi. Ama, fazla uzun ömürlü olmadı.

Bankalardaki mevduatlar yeniden tam güvence kapsamına alındı. Bununla da kalınmayıp bankaların mevduat dışı borçlanmalarına da tam güvence getirildi. Bu önlemlerle, içinde yaşanan krize hálá ‘‘doğru teşhis’’ konulamadığı da belli oldu.

Son haftalarda mali piyasaları terk eden yabancı yatırımcılar, çalıştıkları bankalara güvenmedikleri için yatırımlarını alıp götürmediler. Türkiye ekonomisine, dolayısıyla, devlete güvenmedikleri için gittiler.

Devletin verdiği tam güvence bu sonucu değiştirmez. Çünkü, yabancılar açısından ‘‘güven bunalımı’’ içinde olan mali yapısı bozuk bankalar değil, tam güvenceyi veren devlet. Olsa olsa, verilen güvence içerideki bankaların kendi aralarındaki işlemlerin açılmasını sağlayabilir. Bu da likidite krizinin aşılmasıyla çözülebilecek bir sorundu.

Uygulamada, bankaların tüm borçlarına tam güvence getirilmesi fazla bir şey değiştirmeyebilir. Çünkü, durumu bozulan bankaların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilmesi de, tüm bilançoya devlet garantisinin verilmesi anlamını taşıyor. Şimdi, üçüncü kişilere, Fon'a devredilmeden de bankaların aynı güvence kapsamında olduğu söyleniyor. Yani, ‘‘tek tek bankalarımızın Fon'a alınması için bizi zorlamayın, tüm bankalar aynı statüde’’ deniyor.

ÇIKIŞ

Güvence getirmek kolay oluyor da, kaldırmak kolay olmuyor. Çeşitli nedenlerle 1994 yılından beri mevduata verilen tam güvence kaldırılamadı. Şimdi, bankaların tüm borçlarının tam güvence altına alınmasında da benzer zorluklar yaşanacaktır.

Doğru olan, zorunluluktan güvence getirilirken, güvencenin ne zaman sınırlandırılacağı ya da kaldırılacağının da açıklanmasıdır. Aksi takdirde, bu güvence de bankacılık sektörünün yanlış yapılanmasına katkıda bulunacaktır. Her şeyden önce, bu uygulamayla, devlet, milli gelirden daha büyük bir sektörün tüm risklerini üzerine alarak ‘‘koşullu yükümlülüklerini’’ contingent liabilities artırmıştır.

Kur politikasında bir ‘‘çıkış stratejisi’’ benimsendi. Benzer bir strateji ‘‘banka yükümlülüklerinin tam güvence kapsamına alınması’’ konusunda da uygulanmalıydı.

X