Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ercan Kumcu: Enflasyon muhasebesi

Ercan KUMCU

Uluslararası muhasebe standartlarına göre bir ülkedeki enflasyon üç yılda toplam yüzde 100'ün üzerindeyse, bilanço ve kár-zarar tabloları enflasyon muhasebesi prensiplerine göre hazırlanır. Konu çok teknik olduğu halde, kabaca şöyle özetlenebilir: Bilançoda varlıklar ve yükümlülükler enflasyondan arındırıldıktan sonra değerlendirilir. Kazançlar da enflasyondan arındırıldıktan sonra vergilendirilir. Bu sistem Türkiye'de uygulanmıyor.

Son günlerde ülkemizde de enflasyon muhasebesine geçilmesi konusunda birtakım görüşler ortaya atılmaya başladı. İş álemi bu isteğinde haklı. Enflasyonun yüksek olduğu ortamlarda sermaye vergilendiriliyor. Bu nedenle enflasyon muhasebesine geçilmesi arzulanıyor.

ÖRNEK

Şöyle bir örnek verelim: Bir kuyumcu olarak yılbaşında 10 kg. altın stoku ile işe başladınız. Altının kilosunun 3.5 milyar lira olduğunu varsayalım. Bilançonuzun yükümlülükler kısmında 35 miyar lira sermaye, varlıklar kısmında da aynı değerde altın stokunuz görünecek.

Kuyumcu olarak yıl boyunca hiçbir iş yapmadığınızı varsayalım. Yıl sonunda bilançonuzu hazırlayıp kurumlar vergisi beyannamenizi hazırlayacaksınız. Enflasyon nedeniyle yıl sonunda bir kg. altın 7 milyar lira olmuş. Bilançonuzda sermaye yine 35 milyar lira olarak dururken, altın stokunun piyasa değeri 70 milyar lira olacak.

Vergi öncesi kár olarak da 35 milyar lirayı bilançonuzun pasif kısmına yazacaksınız. Bu örnekte kárın tümü altın stokunun yeniden değerlendirilmesinden kaynaklanıyor. Bu kárın yüzde 35'i kadar, yani 12 milyar 250 milyon kurumlar vergisi ödeyeceksiniz. Kısacası, verginizi ödedikten sonra elinizde 8.25 kg. altın kalacak. Hiçbir ticari iş yapmadığınız halde, enflasyon muhasebesi prensipleri uygulanmadığından sermayeniz vergilendirilecek.

İş álemi haklı olarak bu durumun düzeltilmesini istiyor.

BİR BAŞKA AÇI

Firmalar, sermayesinin vergilendirilmesini önlemek amacıyla tedbirler alıyor. Tedbirlerin birincisi, mevzuat sınırları içinde vergi yükümlülüğünü ileriki yıllara dağıtmak. Yeni vergi düzenlemeleri, vergi yükümlülüğünü ileriye atma olanaklarını çok kısıtladı. Bir başka yol da, vergi muafiyeti tanınan faaliyetlerde bulunmak.

Dış borçlanma olanaklarının iyi olduğu dönemlerde ‘‘teşvikli yatırım’’ yaparak belli sınırlar içinde vergi muafiyeti yaratılabiliyor. Yeni yatırımlar yoluyla sermayenin vergilendirilmesi önlenebiliyor. Vergi sopası bir anlamda özel sektör yatırımları için bir başka teşvik oluşturuyor. Bu çeşit bir teşvik, ekonomiye bir dinamizm kazandırıyor. Yüksek enflasyon ortamında yükselemeyenin düştüğü bir ortam yaratılıyor. Çok yüksek reel büyüme sağlanabiliyor.

Dış borçlanma olanaklarının iyi olmadığı dönemlerde ise yeni yatırımlar yapmak zorlaşıyor. Dolayısıyla, sermayenin vergilendirilmesinden sakınmak zorlaşıyor. Şikáyetlerin son dönemde artmasının en önemli nedenlerinden biri de zaten bu.

Enflasyon muhasebesine geçerek sermayenin vergilendirilmesinin önlenmesi, ekonomik büyüme için bir teşvik unsurunu da ortadan kaldıracaktır. Ekonominin şimdiye kadar gözlediğimiz dinamizmi yok olmasa da azalacaktır.

Enflasyon muhasebesine geçmeden önce işin bu tarafını da irdelemekte yarar vardır.



X