"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Erbakan'dan açılım sinyalleri mi

Ertuğrul ÖZKÖK

Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan bugün Ankara Shereton Oteli'nde gazetecilere bir yemek veriyor.

Böylece partisinin savunması Anayasa Mahkemesi'ne sunulduktan sonra, ilk defa gazetecilerin önüne çıkmış olacak.

KİMLER DAVETLİ

Erbakan'ın bu yemeğinin bir özelliği var.

Refah Partisi Başkanı şimdiye kadar daha çok ‘‘kendine yakın hissettiği’’ gazetecilerle yemeklerde bir araya geliyordu.

Bu defa davet edilen gazeteci sayısı ve yelpazesi genişletildi.

Dün bu yazıyı yazdığım saatlerde, bana Refah Partisi'ne karşı tutum almış bazı gazetecilerin de davet edildiği söyleniyordu.

Bunun Erbakan'ın basına bakış açısında bir yenilik olup olmadığını bilemiyorum.

Ama en azından görüntü olarak, yeni bir açılımdan söz edilebilir.

Refah Partisi Genel Başkanı, başbakanlık koltuğuna otururken basına karşı aniden sertleşme işaretleri vermeye başlamıştı.

Güvenoyundan 24 saat önce yaptığı konuşmada, ‘‘Bakın göreceksiniz, biz güvenoyu alınca hemen fikir değiştirip, bizim yanımızda yer alacaklar’’ gibisinden onur kırıcı ifadeler kullanmıştı.

Aradan geçen zaman Erbakan'ın görüşlerini doğrulamadı.

Türk basınının onurlu gazeteleri, onurlu gazetecileri, Refahyol hükümeti güvenoyu aldıktan sonra hemen yanına koşup, onun tarafına geçmediler.

NEDEN SERTLİK

Erbakan o günlerde basına karşı neden bu kadar sertleşmişti?

Muhalefet yıllarında birçok gazeteciyle çok iyi ilişkiler kuran, onları evinde ağırlayan Erbakan, Refahyol'un kurulduğu günlerde acaba neden basını rencide eden bir tutum içine girmişti?

Bulabildiğim tek cevap şu oldu:

Acaba ortağı Çiller'in basına olan derin kini onu da mı etkiledi?

Büyük bir ihtimalle öyle.

Refah Partisi'nin toplumun öteki kesimlerine açılım yapmasında büyük yarar var.

Kendi yerini, toplumun büyük bölümünün dışında kalarak tarif etme tutumu hem kendine, hem de Türkiye'ye zarar getiriyor.

Bu tehlikeli kutuplaşma ülkenin patinaj yapmasına yol açıyor.

Tabii geriye çok önemli bir soru kalıyor.

Refah bunu yapabilir mi?

Bunu yapabilmesi için, her şeyden önce kendi içindeki radikal kesimin parti üzerindeki ipoteğini kaldırabilmesi gerekiyor.

Çünkü bu kesim, istediği her an, partinin imajını altüst edebilecek bir üslup ve davranış kapasitesine sahip.

Dolayısıyla, radikal kesimin etkisi kırılamadığı sürece, Refah'ın geniş halk kitleleriyle barışması mümkün olmayacak.

YENİ MUHAFAZAKÁRLIK

Akla gelen ikinci bir soru daha var.

Radikal İslamcı imajından sıyrılan bir Refah Partisi'nin gelişme potansiyeli var mı?

Kesinlikle var.

Bugün dünyanın siyasal dengesi, muhafazakâr ilerlemeci modellerle sosyal demokrasinin yeni versiyonu arasındaki mücadeleler tarafından belirleniyor.

Kim ne derse desin, Türkiye henüz kendine ait modern muhafazakâr partisini bulamadı.

1980'li yıllarda rahmetli Özal bir ara bu çizgiyi yakalamış ve bugün toplumu iki kutba bölen birçok konuyu gündemden çıkarmayı başarmıştı.

Türban olayında belirli bir yumuşama sağlanmıştı. Laikliğin jakobenlikten kurtulmuş bir tarifi üzerinde epey mesafe alınmıştı.

Özal bunu, 19'uncu Yüzyıl'dan beri çatışan iki kesimin radikal düşüncelerini aynı anda törpülemeye çalışarak başarmıştı.

Bir yandan laiklik konusunda jakoben tezleri yumuşatırken bir yandan da kendi çağdaş hayat tarzını bir model olarak sunarak, topluma güven vermeyi seçmişti.

ANAP-RP SAVAŞI

Yani, modern insanın muhafazakâr ideolojisini savunan bir siyasetçi olarak yürümüştü.

İşte bu alanda, Türkiye'nin modern, ilerlemeci, hayat tarzlarına saygılı bir muhafazakâr partiye ihtiyacı var.

DYP, liderinin handikapı dolayısıyla artık ekstremlerin partisi olmaya adaydır. ANAP ise henüz kimliğini tam olarak tayin edemedi.

Dolayısıyla merkez sağda geleceğin savaşı, ANAP'la Refah arasındadır.

X