Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Erbakan’ı hapse atmak ne kazandırır?

Adaletin kararları değişmez. Ancak ceza çekmenin usullerine getirilen değişiklikler, günün gerçeklerini yansıtmalı. 80 yaşında, hasta bir eski Başbakana eziyet çektirmenin ne anlamı olabilir?

Yargının verdiği karara kimselerin itirazı olamaz. Daha doğrusu, kararlar kişilere göre değişmez.. değiştirilmeyekalkıldığı taktirde, ipin ucu kaçar ve zaten zedelenmiş olan “adalet dağıtımı” çok dahabüyük darbe yer.

 

Ancak Erbakan’ın durumu çok farklı.

 

Kimse, kararın değiştirilmesini istemiyor.

 

Erbakan’ın görüşlerini paylaşmıyoruz, ancak ne kadar farklı düşünürsek düşünelim, yine de 80 yaşındaki eski bir Başbakanın, tamamen usul nedeniyle hapse atılmasını da toplum vicdadına uygun görmüyoruz.

 

Erbakan hırsızlık yapmamıştır.

 

Erbakan bu ülkeye hizmet etmiştir.

 

Cezasını evinde de çekebilir.

 

Çekebilmelidir.

 

İşte bu açıdan, çözüm yolu arama çalışmalarını destekliyoruz. Arınç , doğrusunu yapıyor.


BİR VATANDAŞIN DEVLETE HİTABESİDİR

 

(Aşağıda bulacağınız yazıyı geçenlerde Radikal gazetesinde okudum, çok hoşuma gitti ve sizinle paylaşmak istedim. Yazar Mustafa Akyol tarafından kaleme alınmış. Nefis bir buluş, harika bir yakıştırma ve Devleti temsil edenlere iyi bir ders. Yerim dar olduğu için buraya ancakbir bölümünü alabildim.)

 

ELEŞTİRİLMEYİ ARTIK ÖĞRENMELİSİN

 

Ey Türk devleti, birinci vazifen, vatandaşlarına hürmet ve hizmet etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temelin üzerine kurulu demokratik düzen, senin en kıymetlihazinendir.

 

Geçmişte olduğu gibi bugün de seni bu vazifenden saptırmak, seni vatandaşlarına hürmet ve ve hizmet yerine tahakküm etmeye davet edenler olacaktır. Kendi ideolojik saplantıları veya çıkarları nedeniyle demokrasi düşmanı kimi güçler ve vatandaşlarına hep tepeden baktıkları için hiçbir zaman onlarınteveccühünü ve oyunu kazanamamış bir kısım siyasiler,seni milletin meşru temsilcilerine karşı tahrik etmeye  çalışabilirler. Milletin iradesini, cebren ve hile ile safdışı bırakmaya kalkabilirler. Bu demokrasi düşmanlarını dinlemeyecek, elinin tersi ile iteceksin. Vatandaşın iradesini herşeyin üstünde tutacak, bu iradeden başka bir yerden icazet almayacaksın. Demokrasiye ihaneti, en büyük suç sayacaksın...

 

Eleştiri almayı bileceksin. Eğer birileri bana kalkar da, “geçmişte şöyle hatalar yaptın” derse, onu hapse atıp susturmaya kalkmayacak, dinleyeceksin. Her devlet hata yapar, sen de yapmışsındır, bunu kabul etmekten çekinmeyeceksin. Mağrur olmayacaksın; dedelerimizin dediği gibi, “senden büyük Allah var”. Ve dahası, muasır ecnebilerin dediği gibi, Allah’ın her insana bahşettiği, çiğnenemez, kaldırılamaz “insan hakları” var.Bu hakları kendiegemenliğinin üstünde görecek, ancakbu haklara olan saygın nispetinde meşru bir egemenliğie sahip olacağını unutmayacaksın.

 

HALKININ EGEMENLİĞİ SENİNKİNİN ÜSTÜNDEDİR

 

Halkının egemenliğinin seninkinin üstünde olduğunu bileceksin. Eğer halkın ve onun meşru temsilcileri, senin egemenliğinin bir kısmını uluslararası kurumlara devretmeye karar verirlerse, buna direnmeyecek, bu yola taş koymayacaksın. Kendini, vatandaşlarını daha özgür; güvenli ve mutlu yapmayaadayacak, bunun için var güçle çalışacaksın. Muhtaç olduğun kudreti, bugüne dek boşa harcadığınkaynakları verimli kullanmaya başlayarak toparlayabilirsin. Vatandaşlarını takip edip fişleyerek, onları birbir türlü yöntemle “hizaya getirmeye” çalışarak, verimsiz ekonomik tesisler açıp bunları inadına ayakta tutarak,kendi kurumlarını “arpayık” haline getirerek veya yolsuzluklara göz yumarak çarçur edilmiş kaynakları; artık sadece ülkeni kalkındırmaya ve vatandaşlarının eğitim, sağlık ve refah düzeylerinigeliştirmeye kullanacaksın.

 

Bütün bunları yaparsan, hem kendi vatandaşlarının hem de uluslararası camianın güven ve saygısını kazanmış, dolayısıyla 80 küsur yıldır seni endişelendiren küstevlilerden, dahili ve harici bedhahlardan kultulmuş olursun.

 

BELGESEL YOK SATIYOR

 

GS’ın 100 üncü yıldönümü için çıkarılan “unutulmaz maçlar” belgeseli yok satıyor.

 

Ünal Aysal’ın sponsorluğunu yaptığı ve tüm geliri GS klübüne ait olan belgesele öylesine bir talep geldi ki, piyasaya çıktığı gün bitti.

 

Kanal D Home video tarafından bu hafta 30 bin adet DVD ve CD’yi başta D&R’lara olmak üzere, tüm satış noktalarına dağıttı.

 

Galatasaray’lılar bu yıl belki sıkıntılı bir dönem geçiriyorlar ancak, belgeseldeki unutulmaz maçlar bu sıkıntıyı biraz olsunhafifletiyor.

 

Belgesel, Ali Sami Yen stadında oynanacak lig maçları sıasında da satılacak. Fiyatı, bütün taraftarın eline geçebilmesi için düşük tutulan belgeselin korsan baskıları pek ilgi toplamadı.

 

GS klüp yetkilileri de, tarafarlarına özellikle sesleniyorlar ve “Korsandan almayın. Bu belgeselden gelecek para bize güç verecek” mesajını yolluyorlar.

BİR POLİS’TEN ÇIĞLIKLAR

 

Adı bende saklı olan bir polis memuru, tüm emniyet teşkilatının şikayetlerini bir çığlığa dönüştürmüş. “Polis” bizim güvenliğimiz demektir. Lütfen okuyun ve bu insanların durumunu anlayın:

 

    Bir kamu işcisinin 50-60 bin YTL emekli ikramiyesi aldıgı günümüzde, 20-25 sene gece- gündüz demeden canı pahasına calışıp emekli olan bir polismemurunun,yaklaşık 20.000 YTL emekli ikramiyesi alması sizce adilmi? Emniyet Hizmetleri Tazminatı neden Taban maaşımıza eklenmiyor. Konu çalışmak olduğunda “POLİS”, maaşa zam olacağında ise neden “657 ye tabi MEMUR”oluyoruz ?30 yıl hizmeti olan bir polisile bir Jandarma Başçavuşun maaşları arasında ne kadar fark var? Yine bu iki örneğimiz emekli olduklarında ne kadar emeklimaaşı alacaklar? Teşkilatımızın bel kemiği olan Polis Merkezleri başta olmak üzere büyük bir kısmı günde 12 saat olmak üzere 12 / 12 sistemine göre calışmakta.Türkiye’de bu çalışma sistemine tabii başka memur grubu var mı ? 12 / 12 çalışma sistemi İnsan Haklarına ve İLO’ ya uygun mu ? Sendikalı veya sendikasız diğer memurlar -örneğin öğretmen ya da doktor- günlük 12 saat çalışsalardı maaşlarında ne gibi değişiklikler olurdu? Herkesin tatil yaptığı, ailecek eğlendiği, Bayramlarda, Hafta sonlarında, Maçlarda, Konserlerde vb. zamanlardaher zamankinden daha fazla çalıştığımız halde neden Fazla Mesai alamıyoruz ?

BARDAKÇI’NIN, SON OSMANLILARI...

 

Murat Bardakçı’nın, Kanal D’deki “Son Osmanlılar”  (Her Çarşamba 23:45) dizisi, hüzün dolu bir dönemi anlatıyor.

 

Murat’ın bu çalışmasını yıllardır yakından izlediğim, ilk adımlarını attığı sıralarda tüm desteğimi verdiğim için, “Son Osmanlılar” a farklı bir gözle bakıyorum.

 

Bardakçı, yakın tarihi ile ilgilenmeyen, koskoca bir imparatorluğu görmezden gelen, ideolojik nedenlerle Osmanlıları yanlış algılayan genç kuşaklara çok büyük bir hizmette bulunuyor.

 

Geriye dönüp baktığımız zaman, Osmanlılara çok haksızlık ettiğimizi de görüyoruz. Beş parasız Avrupa’yaatıvermişiz. Önemli bölümü sefil olmuş, kimileri el açmak zorunda kalmış.

 

Bize yakışmayan bir muamele yapmışız.

 

Murat Bardakçıbu konuyla ilgilenmeseydi, belki de Osmanlıların nasıl yok olduklarını ve acı gerçekleri doğru dürüst anlayamayacaktık.

 

ŞAHİN, GEREKSİZCE ELİNİ YAKTI...

 

Başbakan yardımcısı M.Ali Şahin, herhalde pişmandır. Futbol Federasyonu seçimlerine el atıp, adaylardan Bermek’ten yanaağırlığını koydu,buna rağmen eski Başkan Ulusoy kazandı.

 

Neresinden bakılırsa bakılsın, bu olay, siyasi açıdan prestij kaybıdır. Şahin, eski alışkanlıklardan kendini kurtaramamış olacak ki, futbolun iç işlerine elini soktu.mutlaka bu tutumunun , kendine göre haklı gerekçeleri vardır.

 

Ancak siyasi bir hataişlenmiştir.

 

Futbol camiasının, politika dünyasından daha kaygan olduğunu ya görmemiş veya anlayamamıştır. Hatalı bir adım atmış, sonra da gerileyememiştir.

 

Siyasi yara almıştır.

 

Umarız bu olay, politikacılarımıza bir ders niteliğinde olur da, bir daha kimse elini arı kovanına sokmaz.

 

İÇE KANAYAN YARA…

 

Polis muhabirliğinin iç yüzünü anlatan“Çekme Ulan Şerefsiz”, sosyete dünyasındaki uyuşturucu gerçeğini vurgulayan “Etiler Koğuşu” ve Türkiye’nin yaşadığı en büyük terör olayı olan15 – 20 Kasım saldırılarının mağdurlarının yaşam öykülerini anlatan “Sarı Duman” adlı kitapların yazarı gazeteci Önder Şuşoğlu’nun son kitabı “İçe Kanayan Yara” yine çok ses getirecek. (Alfa Kitap : 0 212 511 53 03) Yıllardır varlığı bilinen ancak hiç konuşulmayan acı bir olgu ilk kez bu kadar derinlemesine anlatılıyor. Bu olgunun adı, yok sayılmaya çalışılsa da varolan “ aile içi cinsel tacizler yani ensest ilişkiler ve çocuk tecavüzleri”.

 

Uzun süre İstanbul Emniyet Müdürlüğü muhabirliği yapan Şuşoğlu, polis kayıtlarına geçen ancak birçoğumuzun bilmediği “ensest ilişkiler ve çocuk tecavüzleri” konusunu yakından inceleme şansına sahip olmuş. Şuşoğlu, kitabında toplumların kanayan yarası olan ensest ilişkilerle ilgili çarpıcı noktalara değiniyor.

 

“ Yıllarca, babasının , ağabeyinin tacizine maruz kalanlara rağmen büyük bir kesim bu olayları görmezden geliyor. Yaşananları anlatan kitaplar bir neden bulunup toplatılıyor. Kimsenin bu konuya tahammülü olmuyor. Herkes, konuştukça meşrulaşacak bir konuymuş gibi davranıyor, oysa tam tersine..” diyen Önder Şuşoğlu’nu bu cesaret isteyen çalışmaya imza attığı için kutluyorum.

 

VİCDANLAR İKTİDARA....

 

Onun nüktedanlığı 1975 yılında Akbaba mizah dergisinde başlamıştı. Lütfi Oflaz, Akis Yayınları’ndan (0 212 2436182 ) çıkanVicdanlar İktidar”a adlı son kitabında mizah gücünü ve sözcüklerle olan hakimiyetini, laf cambazlığındaki hünerini bir kez daha ortaya koymuş. Yazdıkları gülümseterek düşündürecek cinsten… Muhalif tavrını sözcük oyunlarıyla süsleyen Oflaz’ı son kitabından dolayı kutluyorum. Siz de keyifle okuyun…

 

 

 

 

X