"Yorgo Kırbaki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yorgo Kırbaki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yorgo Kırbaki

Enis Bey'in öyküsü

Kahramanızın adı Enis Akaygen, kaynağımız da torunu ve halen TC’nin Paris Kültür ve Tanıtma Müşaviri, dostum Doç. Dr. Enis Tulça’nın yazdığı “Enis Bey... Atatürk, Venizelos ve Bir Diplomat” (Simurg Yayınları-2003) kitabı. İşte görev süresi dolduğunda Yunanların kapılara çıkıp ‘Stok kalo’ (güle güle) diye uğurladığı diplomatın hikayesi...

Fransa’daki “Türk Mevsimi” etkinlikleri dolayısıyla yoğun çalışma temposuna rağmen Fransız Hükümetini’nin düzenlediği “Balkan Paktı’nın 75. yıldönümü” konferansına konuşmacı olarak katılmak üzere geçenlerde iki günlüğüne Atina’ya gelen Enis Tulça’nın hediye ettiği ve bir nefeste okuduğum kitapta, Türk-Yunan ilişkilerinin pek bilinmeyen ya da bilinmesi pek istenmeyen bir dönemine belgelerle ışık tutuluyor.
1930 Türk-Yunan ilişkileri için dönüm yılıdır. Yunancaya tercüme çalışmaları devam eden kitaptan aktarıyorum: /images/100/0x0/55ea724df018fbb8f8807fc1
“Venizelos’un kafasında Türkiye’yi ziyaret etmek fikri sürekli gelişiyordu. Ancak siyasi rakiplerinin tepkilerinden de çekiniyordu. Ankara’ya gitmesi için bir kıvılcım gerekti. Bu kıvılcım, Türk tarafından geldi. 25 Mart 1930’da Yunanların Osmanlı’dan bağımsızlıklarını kazanmalarının yıldönümü kutlanıyordu. Mesologi şehrinde yapılan resmi kutlamalara Türk büyükelçisi davetli değildi. Atatürk ‘İnisiyatifi elçimize bırakılım’ mesajı yolladı ve Atina’daki büyükelçimiz Enis Bey kutlamalara katıldı. İşte bu jestin ardından Venizelos için Ankara yolu açıldı.”
Venizelos’un Ankara ziyareti ve tarihi Türk-Yunan anlaşması iki ülke ilişkilerinin dönüm noktalarından biridir.

DUVARLAR ARTIK YOK

Tarihi ziyaret gerçekleşir. Venizelos Atina’ya döndükten sonra izlenimlerini şöyle anlatır: “Mustafa Kemal’in beni nasıl karşılayacağını doğrusu kestiremiyordum. Elimi sıktı ve ilk sözü ‘Ordunuzu takdir ettim. Yenilmelerine komutanları sebep oldu’ dedi. Kemal ile uzun uzun konuştuk. Türkler belki ilk anda dostane sözlerimin arkasında yine fetih fikirlerinin saklı olduğunu sanıyorlardı. Ancak genelde dini fanatizmin bittiğinin farkındalar. Yunanları artık istiyorlar. Bizi ayıran duvarlar artık yok. Kemal, İsmet ve diğerleri bana ülkelerimiz arasında sınırlara bile ihtiyaç olmaması gerektiğini söylediler.”
Enis Bey’in 1934 yılına kadarki ilginç Atina anıları sıralanıyor kitapta. Sözgelimi akşamüstü olduğunda Atina sokaklarında yaptığı yürüyüşler esnasında, Yunanların şapkalarını çıkararak “Sayın büyükelçi” deyip kendisini selamladıklarını anlatıyor.
Atina’dan Tahran’a çıkar tayini. Tahran’da İran-Türkiye ilişkilerini düzeltmekten ve Türkiye’yi temsil etmekten başka bir görevi de üstlenir kahramanımız. Bugünün şartlarında düşünülmesi bile hayal bir görevi... Yunan tarafı İran’daki Yunan menfaatlerinin korunması işini de Enis Bey’in üstlenmesini istedi. Yani bir Türk diplomat İran’da hem Türk, hem de Yunan çıkarlarını koruyacaktı.
Enis Bey, Tahran’daki süresi dolduğunda merkeze, yani Ankara’ya dönmeyi beklerken “Yine Atina’ya gidiyorsun” emri gelir.

YANLIŞTAN DÖNÜN TELGRAFI

2. Dünya Savaşı patlamıştı. Almanlar Yunanistan’a girince yabancı misyonlar bir bir Atina’yı terk ediyordu. Yunan hükümeti de sürgüne, Kahire’ye gitmişti.
Kitaptan aktarıyorum: “İsmet Paşa hem Alman işgaline karşı çıktığı hem de dost Yunanistan’ı yalnız bırakmaması için Enis Bey’den Kahire’ye gitmesini istedi. Kahire yıllarında, 1942’de Türkiye’de varlık vergisi kanunu çıkarıldığında Enis Bey tepkilidir. Çevresindekilerin ‘Aman yapmayın’ demesine rağmen İsmet Paşa’ya, ‘Atatürk’ün büyük çabalarla yarattığı eseri bir günde yok ettiniz’ diyen sert bir telgraf çeker. Çevresindelere de ‘Bu kanun devletimin menafaatlerine aykırıdır’ der.”
Savaş bitmiştir. Atina’ya dönen Enis Bey kısa bir süre sonra da görev süresi dolduğundan Ankara’ya hareket eder. Kitaptan aktarıyorum: “TC Büyükelçiliği’nin bulunduğu Vasileos Gerogiu Sokağı sakinleri kapılara çıkıp ‘Stok kalo’ (güle güle) diye uğurluyorlardı Enis Bey’i...”
13 Mayıs 1880’de Felibe’de doğan Enis Akaygen dopdolu bir hayat yaşadı ve 15 Ocak 1956’da İstanbul’da öldü.
X