Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Enis Berberoğlu: Toplu teşhir

Enis BERBEROĞLU

SON kriz Türkiye'de tencere ve kapak arasındaki müthiş uyumu bir kez daha gözler önüne serdi. Devlet, özel sektör ve siyasetçinin kriz fotoğraflarını tek bir yazıya sığdırmaya çalıştık. Aslında hepsi kendi başına ayrı öykü, ama toplu teşhiri daha çarpıcı olur diye düşündük.

* * *

Devlet ciddiyeti: Krizin ilk günlerinde bankaların nakit sıkıntısını gidermek amacıyla IMF'nin izniyle Net İç Varlıklar tavanı aşıldı.

Yani piyasada daha fazla para bulunmasına göz yumuldu. Amaç başta Demirbank, bankacılık sisteminin ihtiyacını karşılamaktı.

Ancak 28 Kasım 2000 günü Bankalar Birliği'nde ekonomi kurmaylarının piyasa yapıcısı 19 bankayla yaptıkları zirvede Net İç Varlıklar tavanına geri dönüleceği açıklandı. Çünkü Merkez Bankası -haklı olarak- ucuz paranın döviz alımına yöneldiği kuşkusunu taşıyordu.

Nitekim 30 Kasım 2000 günü öğleden sonra IMF ile koordinasyon halinde (belki de IMF talimatıyla demek daha doğru olur) Net İç Varlıklar'a tavan konulması uygulamasına geri dönüldü.

Artık her ihtiyacı olana istediği ölçüde Türk Lirası verilmeyeceği anlamına gelen bu karar, piyasalarda zordaki bankaların gözden çıkarılması olarak algılandı.

Yazıyı rakama boğmak istemeyiz, ama devamını anlamanız için Net İç Varlık rakamına konulan yeni tavanının 1.9 katrilyon lira düzeyinde olduğunu hatırda tutmanız zorunludur.

Takip eden iki iş gününde krizi atlatamayan Demirbank'a el konuldu.

Ve dün, yani Net İç Varlık tavanına dönülmesinin üzerinden dört gün geçmemişken Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, Net İç Varlık rakamının 2.6 katrilyon lira düzeyinde olduğunu açıkladı. Yani limitin 700 trilyon lira veya bir milyar dolar kadar aşıldığını itiraf etmek zorunda kaldı.

Bu ek 700 trilyon liranın neredeyse tamamının 4 Aralık 2000 günü Demirbank'ın kurtarılması için kullanıldığı anlaşılıyor.

Peki madem banka zaten batacaktı, bu ek külfete ne gerek vardı?

Veya tavanın aşılması göze alındıysa neden banka kurtarılmadı?

Bu sorulara devlet ciddiyetine yakışır yanıt verilmesi mümkün mü?

* * *

Devlete yardım/yataklık: Demirbank'ın sahibi Halit Cıngıllıoğlu, savunma çizgisinde devlete yardım temasına özel vurgu yapıyor:

‘‘Demirbank, istikrar programının en büyük destekleyicisi olmuştur. Bu desteği ile geçen sene yüzde 110'larda olan faizlerin bu sene yüzde 30'lar seviyesine inmesine en büyük katkıyı sağlayan özel bankadır.’’

Sanki 500 yıl öncesinde krallara borç verip parasını geri isteyince, hem servetinden, hem de kellesinden olan ortaçağ bankerlerini dinliyor gibiyiz. Bankacının sorumluluğu mudisine karşıdır, devleti kurtarmak bankacıya düşmez. Yardıma kalkınca yataklık suçuna yakın düşülür.

* * *

Devlet adamlığı: Bu ülkenin Başbakanı, önceki gün bankalara açılan bütün yabancı kredilere güvence vererek zaten dış ödemede sorunu bulunmayan Türk bankalarına yeterince ayıp etti. Üstüne bir de bu güvencenin lafta kaldığı anlaşıldı. Resmi açıklama, dün merak edip soranlara ‘‘Bankalar zaten tasfiye edilmiyor, Fon'a alınıyor. Kastedilen güvence, bu bankaların yükümlülüklerinin Fon'a geçtiğidir’’ diye tercüme edildi.

Yani bu ülkede devlet adamı kimliğiyle ön plana çıkan bir politikacının itibarıyla oynandı.

* * *

Bürokrata, bankacıya ve siyasetçiye bir de ekonomik gerçeklerin tribün tezahüratı ile değişebileceği havasını yayan medyayı eklerseniz, toplu teşhir tablosu tamamlanır.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI