Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Enis Berberoğlu: Cinayetin coğrafyası

Enis BERBEROĞLU

Karanlık yılların ardından umuda o kadar susamışız ki, Uğur Mumcu suikastıyla ilgili her yeni ayrıntıyı yeterince anlamasak bile adeta ezberleyerek nefessiz tüketiyoruz.

Ve ne yazık ki her terör eyleminde olduğu gibi meselenin polisiye örtüsü sanki kalın bir şal gibi çıplak gerçeği saklamaya başlıyor.

Eldeki yetersiz bilgi ve bulgular bile İran'ı işaret ediyor, kabul...

Ama unutmayın ki cinayet Tahran'da değil, Ankara'da işlendi.

O yüzden kafalar daha da karışmadan basit bir vicdan muhasebesine ne dersiniz?

* * *

Hizbullah çatısı altında birleşen küçük ve İslami etiketli hücrelerin siyasi bir oluşumdan çok İran Gizli Servisi'nin uzantısı gibi hareket ettikleri ortada... Peki 1960'lı yılların moda deyimiyle ‘‘düşmanın (o tarihte komünistler) nefesini dinleyen’’ zehir hafiyelerimiz nerede...

Güneydoğu'da onlarca hatta belki de yüzlerce PKK üyesi, sempatizanı satırla doğranırken, enselerine sıkılan tek kurşunla infaz edilirken güvenlik birimleri neden uyanmadı, siyasiler neden hesap sormadı...

Bu geçici körlüğün, devletin yüksek çıkarlarına hizmet ettiği sanılan dangalak politikadan başka bir izahı var mı?

1980 öncesinde yaşamış, düşmüş arkadaşının acısını omuz başında hissetmiş olanlar ‘‘iti ite kırdırma’’ ihanetini acaba hatırlar mı?

* * *

Peşinen söyleyelim, devletin Hizbullah'a ‘‘şunu öldür, bunu yok et’’ talimatı verdiğine -aksi kanıtlanana kadar- inanmak mümkün değil...

Ne var ki bazı memurların bu örgütün icraatına göz yumarak Hizbullah'ın bugünlere gelmesini sağladığı kesin...

Ama öteki it, yani PKK daha mı az suçlu?

Gelin Güneydoğu'nun düşman kardeşleri arasında nefretle başlayıp büyük aşka dönüşen ilişkinin kilometre taşlarını hatırlayalım:

1990'da Hizbullah yoğun faaliyette bulunduğu Batman, Mardin ve ilçelerinde PKK'nın büyük baskısıyla karşılaştı. Bunun üzerine Hizbullah, gücünün büyük çoğunluğunu Diyarbakır'a kaydırdı.

25 Haziran 1992'de Hizbullah'ın etkin olduğu Silvan'ın Yolaç Köyü'ndeki cami PKK tarafından basılıp, imam dahil namaz kılan vatandaşlar öldürülünce halkın Hizbullah'a desteği arttı.

13 Kasım 1998'de, o sırada İran'da bulunan Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu ile PKK'lı Nizamettin Taş arasında, İran istihbarat örgütü Savama ajanlarının gözetiminde Kelereş Köyü'nde bir görüşme yapıldı.

Görüşmede PKK-Hizbullah ateşkesi barışa dönüştürüldü, gerekli görüldüğü takdirde Türkiye'nin iç ve dış çıkarlarına karşı ortak eylem kararı alındı. Anlaşma sonrasında PKK ve Hizbullah arasında en ufak bir çatışma yaşanmadı. (Hizbullah'ın Amacı, Stratejisi ve Alınması Gereken Tedbirler başlıklı rapor, Radikal 25 Ocak 2000).

* * *

Meseleye iyimser bakarsak... Ankara'nın İran ve Hizbullah arasındaki organik bağın farkına varmakta geciktiğine, diğer çetenin liderini yakaladıktan sonra artık Hizbullah itinin itlafına karar verdiğine hükmedebiliriz. Oysa PKK liderliği için durum yine farklıdır.

Çünkü Abdullah Öcalan daha ilk günden itibaren Hizbullah'la sorunlarında İran'ın arabulucu olabileceğinden haberlidir:

‘‘Suriye'de iken beni İran Gizli Servisi'nin Seyit isimli elemanı zaman zaman ziyaret ederdi. Bu ziyaretler 1996 yılına kadar sürmüştür. Seyit bizimle hudut meselesini görüşüyor. Seyit'ten Hizbullah'la bizim örgütümüz arasındaki çatışmada arabuluculuk yapmasını istiyoruz.’’

(Abdullah Öcalan'ın savcılık ifadesi, 31 Mayıs 1999 Hürriyet).

Üstelik Öcalan, İran'ın gerçek niyetini görmeyecek kadar saf değildir:

‘‘İran, tarihte olduğu gibi Türkiye ile ideolojik boyut da kazanmış çelişkilerini yine gerek Hizbullah, ama daha çok da Kürtlere, PKK'ya dayalı olarak kullanacak ve çatışma ortamının derinleşerek devamında temel bir faktör olacaktır. Sınırlı ilişkilerin gelişim potansiyeli yüksektir.’’

(Abdullah Öcalan'ın savunması, 24 Haziran 1999).

* * *

Mumcu'nun tetikçilerinin yakalanması acımızı azaltmaz, ama devlete güvenimizi artırır. Katillerin İran bağlantılı çıkması bizi şaşırtmaz, bu ülkenin her yaptığının yanına bırakılmaması inancımızı pekiştirir...

Ama kendimizi kandırmayalım...

Mumcu cinayetine zemin hazırlayan koşulları yaratan, suikastı yedi yıl süreyle faili meçhul dosyalar arasında bırakan zihniyeti iktidara taşıyan ne tetikçilerdir, ne de İran ajanları...

Tıpkı vicdan azabı çekerek olay yerine dönen katil misali, yolumuz her defasında Güneydoğu'ya düşüyorsa, artık kabul edelim...

Her türlü kötülüğün anası Güneydoğu sorunudur, Kürt sorunudur.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI