Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Enis Berberoğlu: Başbakan'ın devleti işçilerin devleti

Enis BERBEROĞLU

Önce hakkını teslim edelim... Başbakan Bülent Ecevit, millet sendikayı sandukadan ayıramazken işçi haklarını savunan politikacıydı. Sendikacı adayları ABD'de staj görürken Çalışma Bakanı sıfatıyla -hem de kamu kesimi dahil- grev hakkına Ecevit sayesinde kavuştuk.

O yüzden dün parti grubunda ‘‘Tevazuyu bir yana bırakarak şunu belirtmek isterim. Hiç kimse, Türk siyasal yaşamında hiç kimse, işçiyi benden daha çok düşündüğünü ileri süremez’’ diye konuşmakta yerden göğe haklıdır.

Ama Sayın Başbakan da kabul etmelidir ki;

1) İşçi 1979 yılında bıraktığı işçi değildir.

2) Devlet 1979 yılında teslim ettiği devlet değildir.

İşçiyi bir yana bırakıp devleti kurtarmanın álemi yoktur.

* * *

1960 ve 1970'li yılların devleti ekonominin patronu ve en güçlü işvereniydi. Ecevit'in işçiye devlete karşı hakkını arama şansını tanıması bu açıdan çok önemliydi. Ancak bugün Sayın Başbakan'ın aynı refleksle, işçi haklarının devleti batırmasından korkması yanlıştır.

Kamu hesaplarındaki açık, özel sektörde verimli çalışan, üreten, kazanan işçilerin meselesi değildir. Zaten devlet onların patronu da değildir ki, batıp-batmamasıyla ilgilensinler!

Hatta daha da ileri gidersek... Kamu açığının asıl sorumlusunu genç emekliler diye takdim etmek kolaydır. Ama emeklilik yaşını yükseltmek;

1) SSK yönetiminde çoğunluğu elde tutan ve kurum fonlarının son 20 yılda 20-30 milyar dolar düzeyinde kayba uğramasına yol açan devlet bürokratlarını adam edecek mi?

2) 60 yaşındaki emekliye ayrılanlara sefalet ücreti ödenmeye devam edecek mi?

Bu iki soruyu abes hale getirecek her türlü düzenlemeyi reform diye selamlamaya hazırız.

* * *

Sayın Başbakan'ın DSP grup konuşmasında işçi ve köylü arasındaki dengelere işaret etmesi çok önemlidir. Çünkü bu sözler, en azından son 20 yıldır bilinçli politikalarla açılan gelir dağılımı uçurumunun itirafıdır.

Sayın Başbakan'ın ima ettiği ‘‘Köylünün hali daha perişan’’ tespiti doğrudur. Ama örgütsüz kırsal kesim emekçisinin hakkına sahip çıkmaması ayrı meseledir. İşçinin gelir pastasından aldığı payı yükseltme isteğine engel değildir.

* * *

Sadece meraklısı için küçük bir dipnot: İş dünyasının Mali Milat ve ‘‘Nereden Buldun?’’ sorusundan geri adım attırmak için hükümete ilettiği, ‘‘100 milyar dolar kaçtı’’, ‘‘Yok o kadar değil ama 30 milyar dolar kaçtı’’ yolundaki raporların aslı esası yoktur. Bu büyüklükleri kıyaslamak için İsviçre'de 1997 yılı sonu itibariyle Türklerin açtıkları hesapların toplamına bakmak yeterlidir: 22 milyar dolar.

Cumhuriyet tarihi boyunca İsviçre'ye kaçan paranın 22 milyar dolar olduğu düşünülürse sadece vergi yasası nedeniyle bu rakamın birkaç katı sermayenin yurtdışına çıktığına inanmak ya cehalet veya kötü niyet eseridir.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI