Engellilerin sokağa çıkma hakları

BURSA Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Bursa İpek Yolu Film Festivali ödül töreninde çekilmiş bir fotoğrafı www.t24.com.tr haber sitesinde gördüm.

Haberin Devamı

Festivalde jüri özel ödülünü kazanan İtalyan yönetmen Mikro Locatelli’nin “kırmızı halıdan geçerek” salona girişini gösteren bir fotoğraf! Locatelli engelli bir yönetmen. Törene tekerlekli sandalyesi ile gelmiş, ancak ülkemizin her yerinde olduğu gibi Bursa’da da engelliler yok sayıldığı için merdivenleri “karga tulumba” yöntemiyle aşabilmiş.

Locatelli “Venedik dışında katıldığım film festivallerinde hep böyle oluyor. Kırmızı halıda yaşadığım zorluklar umarım ilgililer tarafından görülmüştür. Bu sorunun giderilmesi için belki bu durum dikkate alınır” diyor.


Onun iyimserliğine katılamayacağım. Engellilere normal bir yaşam sürmelerini sağlamayı amaçlayan bunca kampanyaya rağmen değişen bir şey yok, çünkü belediyelerimizin bu konuda harekete geçmekte çok zorlandıkları açık. Medeni memleketlere gittiğimde sokaklardaki engelli sayısının çokluğu dikkatimi çeker hep. Bunun nedeni o ülkelerdeki engelli sayısının bizdekinden fazla olması değil.


Engellileri evlerine hapsolmaktan kurtaran çözümler sayesinde olabiliyor bu. Bizde ise belediyeler, bu işle uğraşmayı toplumsal kampanyalar dönemi dışında hatırlamıyorlar bile.


Büyük olasılıkla engelliler için yatırım yapmayı oy getirecek bir hareket olarak görmemelerinden kaynaklanıyor bu.


Belli ki engellilere normal yaşam hakkı sağlamayı hedefleyen kanunlara ihtiyacımız var.


Önce hesap verinsansür arkadan gelsin!


DÜNYA Sağlık Örgütü’nün domuz gribi nedeniyle günde yaklaşık 75 kişinin yaşamını kaybettiğini açıkladığı gün, Türkiye’de domuz gribinden 20 kişi öldü. İki olasılık var: Ya Sağlık Bakanlığı’nın rakamları yanlış, başka nedenlerden ölümler de domuz gribine mal ediliyor ya da durum Türkiye’de, dünyanın başka yerlerine göre daha vahim bir hal almış!

Ve Başbakan, böyle bir durumda domuz gribinin artık gündemden düşürülmesi, fazla büyütülmemesi gerektiğini söylüyor. “Halkın haber alma özgürlüğünü” yok sayan, “gazeteler yazmaz, televizyonlar söylemezse kötü şeyler olmamış olur” zihniyetinin bir yansıması olmalı bu. Sansürcülüğün bir başka versiyonu!

Bu işin başından beri hükümet, sorunu düzgün şekilde yönetmeyi başaramadı. Önce Başbakan’ın “aşı olmam” çıkışı, ardından, aşının niteliği ile ilgili olarak bakanlık ile girdiği polemik, toplumda aşı konusunda bir güvensizlik yarattı.

Domuz gribi vakaları görülmeye başlandığı günden beri meydana gelen ölümlerin kaçı acaba aşı olmuş olsaydı gerçekleşmeyecekti, bunu bile bilemiyoruz. Başbakan’ın dediği gibi aşı gereksizse ve “zararlı maddeler” içeriyorsa neden dünyanın parası ödenerek ithal edildi? Sağlık Bakanlığı’nın kararından kim sorumlu? Başbakan, bakanlarıyla birlikte ortak sorumluluk taşımıyor mu?

Sağlık Bakanı mı haklı, Başbakan mı haklı?

İkisi birden, Nasrettin Hoca usulü haklı olamayacağına göre, birinden birinin o koltukta oturmaya devam ediyor olmasının bir izahı var mı?

Başbakan, bu haberleri yayımlayanlara sinirleneceğine önce bunun bir muhasebesini yapmalı. Ölenlerin arkasından “Vadeleri bu kadarmış” diyebilir belki ama bu onun siyasi sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor!

 

Önlemeye çalışmadığınız için sorumlusunuz

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, telefon dinlemeler ile ilgili olarak Beni bile yasa dışı dinlediler” diyor.


Son ortaya çıkan telefon dinleme skandalı ile ilgili olarak hükümetinin suçlanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Başbakan elbette haklı olabilir, telefon dinlemelerin çığırından çıkmasının, yasa ve yönetmeliklerin yok sayılmasının nedeni kendisinin ya da bir bakanının verdiği emir olmayabilir. Ancak ihmal ettiği bir gerçek var: Bugün hükümet yetkisi ve gücü onda ve o bu durumu engellemek, önüne geçmek için kendi başına gelene kadar kılını kıpırdatmadı!

Hükümete hakim olan hava tam tersine “söylediklerinden korkmuyorsan, dinlenmekten neden korkuyorsun” şeklindeydi.

Bu kadar tartışmanın ardından bile Kültür ve Turizm Bakanı hâlâ aynı şeyi söyleyebiliyor!

Hükümet ve Başbakan, kendi başına gelene kadar bu işe sesini çıkarmadı, çünkü olanlardan memnundu. Telefon dinmeler ile yapılan yargısız infazlardan siyasi sonuç elde ettiğini düşündüğü için elindeki iktidar gücünü bu işi önlemek için kullanmaya tevessül etmedi.

Tam tersine, bu konuyla ilgili tartışma ne zaman açılsa hükümet sözcülerinden ve yandaş medyadan aynı şeyi duyduk: “Nasıl elde edildiğine değil, ne konuşulduğuna bakın!”

Evet, belki yasaların hiçe sayılarak muhalif herkesin dinlenmesi emrini o vermemiş olabilir ama bu önlemek için hiçbir şey yapmamış olması, onu sorumlu kılıyor.
Bir ülkede yasalar uygulanmıyor, vatandaşların temel anayasal haklarından biri, onu korumakla görevli olanlar tarafından açıkça çiğneniyorsa, hükümeti ve Başbakan’ı sorumlu tutmayacağız da kimi tutacağız?
Yazarın Tüm Yazıları