"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Endişe bulutunun altındaki Türkiye

KÜRT sorunu çerçevesinde günlerdir birbiri ardına meydana gelen gelişmelerin yarattığı bir belirsizlik ve karamsarlık havası, kesif bir endişe bulutu halinde Türkiye’nin üzerinde asılı duruyor.

Bu endişe bulutunun nasıl dağılacağı, Türkiye’nin içine girdiği sıkıntının içinden nasıl çıkacağı konusunda toplumu iyimserliğe sevk edecek bir ışık şu aşamada ufukta gözükmüyor.


Kuşbakışı bakmaya çalıştığımızda görüntü şöyle okunabilir:

SAVAŞ DÖNEMİNDE YAŞANMAYAN HUSUMET BUGÜN UÇ VERİYOR

Her şeyden önce çatışmanın niteliği, PKK terörünün en şiddetli noktasına çıktığı 1990’lı yılların başındaki durumla kıyaslandığında, önemli ölçüde değişmiş gözüküyor. Çatışma, geçmişte daha çok Güneydoğu’da kırsalda asker ile PKK arasında sıcak bir şekilde cereyan ediyordu. Oysa bu kez, arkasına kitle desteği de alan sokak eylemlerine dönüşerek, Kürt göçü alan güneyde ve batıdaki bütün kentlere yayılma eğilimine girmiştir.


Bir fark daha var. Öcalan’ın 1999 başında yakalanmasına kadar geçen dönemde Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru, çatışma alanı dışında kalan büyük coğrafyasında savaştan fazla etkilenmemişti.


Türkiye’nin belki de en büyük şansı, ülkenin uzak bir köşesinde yaşandığı algılanan savaşın, ülkenin bütününde Türklerle Kürtler arasında büyük bir husumet havası yaratmamış olmasıydı. Savaş döneminde hissedilmeyen bir husumet, askeri çatışmaların gerilemesinden sonra uç vermiştir.

PROVOKASYONLARA AÇIK ÜLKE GÖRÜNTÜSÜ

Ülkenin batısında, hemen hemen her gün Türk ve Kürt kimliklerinin karşı karşıya geldiği bir toplumsal ayrışmanın sayısız örneği yaşanıyor. Bazı durumlarda küçük ölçekte yaşanan tatsız olaylar, bazen saman alevi gibi birden büyüyebiliyor. Bunların birbiri ardına eklenmesi, bir çoğaltan etkisiyle kuvvetli bir trende dönüşebilir.


Bu yönelişin kontrol edilememesi halinde, Türkiye’nin kendisini ciddi bir toplumsal çatışmanın içinde bulması olasılığı yabana atılmamalıdır. Türkiye, bugün itibarıyla ne yazık ki, her türlü provokasyona açık bir ülkedir.


En vahimi, bütün bu olumsuzlukların Türkiye’nin ilk ciddi Kürt açılımını gerçekleştirdiği bir sırada yaşanmasıdır. Açılım inisiyatifi, meseleyi yumuşatmak yerine tırmandırıyor. Burada hükümet açılımı iyi yönetemediği, anamuhalefet de yapıcı bir tutum sergilemekten kaçındığı için sorumludur.


Bu noktada, Kürt hareketinin siyasi temsilcilerinin terörle aralarına mesafe koyamadıkları gibi, terörü geçerli bir enstrüman olarak kullanarak siyaset yapma ısrarı, işi tam bir çıkmaza sokuyor. Tam bu zamanlamada Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatma kararı alması da sorunu daha da ağırlaştırıyor.

HÜKÜMET VE ANAMUHALEFETE DÜŞEN GÖREV

Bu olumsuz yönelişler, Türkiye’nin çok sancılı bir döneme doğru yol almakta olduğunu gösteriyor. Bütün mesele, bu dönemin, demokrasiyi ve toplumsal barışı tehlikeye düşürmeden atlatılmasıdır.

Bunun için mevcut vahim gidişin bir an önce idare edilebilir bir eşiğe çekilmesi gerekiyor. Bu çerçevede herkese büyük görevler düşüyor. Bunun olmazsa olmazlarından biri, iktidar ve anamuhalefetin durumun ciddiyeti üzerinde mutabık kalarak en azından bir diyaloğa girmesidir. Siyasette yeni bir dile ve yeni bir anlayışa son yıllarda hiçbir zaman bu ölçüde ihtiyaç olmamıştı.


Oysa siyasetin tepesinde hâkim olan diyalogsuzluk ve çatışma hali kamuoyundaki bezginliği de kökleştiriyor, istikrarsızlık, kaos ve çatışmadan medet uman -başta PKK olmak üzere- çevreleri cesaretlendiriyor.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, liderliğinin belki de en kritik sınavlarından biriyle karşı karşıyadır. Kendisine düşen görev, kavga siyasetini bir tarafa bırakarak ülkede yeni bir mutabakat zemininin yaratılması yolunda adımlar atmasıdır.


Bu da, kendisinin mizacından da kaynaklanan çatışmacı çizgisini bir süre baskılayıp, önceliklerini yeniden gözden geçirmesini gerekli kılıyor. 

X