Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

En tanınmış markamız ve kültür endüstrisi

AVRUPA ’nın beş büyük ülkesinde yapılan gençlik araştırmasına göre Türkiye denince ilk akla gelen, İstanbul. Geçen hafta Kopenhag’da uluslararası bir iletişim toplantısına katıldım. Gelecek toplantının İstanbul’da yapılması önerim kabul edildiğinde yabancıların sevincini görmeliydiniz.

İstanbul yavaş yavaş hak ettiği konuma geliyor.


Olumlu tarafından alırsak 2010’da Avrupa Kültür Başkenti olması öyle ya da böyle İstanbul’a pek çok şey kazandırmaya başladı. 2010 Ajansı etrafındaki tartışmalar şaşırtıcı olmamalı. Daha önce hiç yapmadığımız bir işe girişildi. Paydaş olması gerekenlerin bir kısmı “Ne katkıda bulunabiliriz?” değil, “Ne koparabiliriz?” yaklaşımı içinde oldu. Birlikte iş kotarma geleneğimiz olmadığı için de hâlâ zorlanıyoruz, ama ister istemez öğreniyoruz.


* * *


Kültüre harcanan 1 Euro, ekonomiye 16 Euro olarak geri dönüyor. İstanbul 2010 gündeminde bu hafta düzenlenen Avrupa ve Türkiye’de Kültür Politikaları Sempozyumu’nun “Kültür ve Ekonomi: Kültür Endüstrileri” oturumunu sadece tüm belediye başkanlarının değil Bakanlar Kurulu’nun da izlemesini isterdim.


Neden mi?


Öncelikle konuşmacılardan Prof. İsmail Ertürk’ten söz etmeliyim. Prof. Ertürk, İngiltere’deki Manchester Üniversitesi’nde bankacılık dalında öğretim üyesi, ama disiplinlerarası çalıştığından kültür ekonomisi konusunda uzman. Onun aktardıkları çok ilginç. Günümüzde eski sanayi şehirlerinin yeniden canlandırılması için kültür politikaları üretiliyor. Örneğin İspanya’nın hiç özelliksiz Bilbao kenti, Guggenheim Müzesi yapılarak yepyeni bir kimliğe kavuşuyor ve dünya gündemine oturuyor.


Şehirler arasında yarış var. Londra, bankacılık endüstrisini New York’tan çekebilmek için kültürel altyapısını güçlendiriyor. “Yaratıcı kentler” kavramı oluşuyor. Ekonominin kendini yaratıcılıkla yenileyeceği fikri kabul görüyor. Avrupa’da sanattan modaya, internetten oyunlara, yaratıcı sektörlerin oluşturduğu ekonomi 780 milyar Euro’luk bir toplam. Yaratıcı endüstrilerin ekonomideki payı arttıkça istihdam da artıyor. Gelişmiş şehirlerde yaratıcı endüstri ürünlerine ayrılan hane halkı harcaması gıdanın önüne geçiyor. Yaratıcı endüstrilerde çalışanların istihdamdaki payı Londra’da yüzde 12.4.


* * *


Ve Abu Dabi örneği. Orada yapılan Saadiyat Kültür Köyü’nde Louvre Müzesi’nin şubesi açılıyor. Louvre Müzesi buradan her yıl 450 milyon dolar franchising ücreti kazanacak. Abu Dabi’nin Formula 1 ve yeşil enerji yatırımlarını da buna eklerseniz, izlenen strateji daha net ortaya çıkıyor.


Gelelim Venedikli profesör Blessi’nin bu sempozyumda anlattıklarından çıkardığım derse: Turistik kentlerimiz Venedik gibi olmasın! Venedik’te turizme yatırım yapılırken kültür ve yaratıcılık ihmal edilmiş. Nüfus 150 binden 60 bine inmiş. 20 milyon turist geliyor, ama kötü bir yerel kalkınma modeli... En ufak ekonomik krizde Venedik yalpalıyor.


Avrupa’nın yaratıcı endüstriler haritasındaki yerimiz neresi? Türkiye’nin de, İstanbul’un da gelecekteki konumunu belirleyecek olan asıl konu işte bu.  

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI