En sıkıcı hayalim gerçek oldu: Türk şiiri polemiğine giriyorum

AHMET Hakan yazarlık hayatının en zorlu polemik savaşının alanını belirlemiş oldu "şiir"e bulaşarak.

Kiminle tartışacak, neyi tartışacak diye merak içindeyim bir yandan.

Ama bir yandan da çok mutlu oldum.

Konu Ahmet Güntan olmasa girer miydim bu topa?..

Sanmam.

Zaten yine girmeyeceğim, camdan bakıp, bir not yazıp, süratle uzaklaşmayı planlıyorum.

* * *

Önce Ahmet Hakan’a teşekkür edilmeli.

"Öyle şiir mi olur? Bok için şiir mi yazılır yahu?" şeklinde de olsa, yıllardır komada olan Türk şiirini kaşımış oldu.

Şiiri herkes sever, herkes yazar ama kimse okumaz.

Siyasiler ve köşe yazarları, halkın coşku ayarlarıyla oynamak için bazen başvururlar.

Matemli dulların yazıp kitaplaştırdıklarına veya asker defterinden içtenlikle kopyalanan hasret şiirlerine bakarsak milletçe çok severiz şiiri.

Ama -Best Of Orhan Veli ve bazı antolojiler hariç- şiir kitabı satışları bu durumu yalanlar.

Oysa çok iyi şairler çıktı bu topraklardan: Názım, Edip Cansever, İsmet Özel, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Yahya Kemal...

Liste uzun olur, kısa keselim.

Hem şiirin okunmaması Türkiye’ye özgü bir "kabahat" (!) değil.

"Yağdı internet, çaktı iççevrim; sen de mi şair oldun bre İbrahim!" durumları...

2009 itibarıyla "Álem şair olmuş", n’apıcan?

Neyse...

* * *

Ahmet Güntan 1980’lerin sonunda "Dük L. Visconti" ve "Beyaz Peugeot" şiirleriyle hayatımıza girmişti.

Çoğul konuşmamın nedeni; şiiri, Oğuz Atay’ı ve Cohen’i ve Dylan’ı seven, hayat yolunun sol şeridine yakın seyreden ve mesela öğrenci evinde "Prag’da Silahın Namlusuna Karanfil Uzatan Kız" posteri asılı olan, 1989 model bir grup öğrenciden bahsediyor olmam.

Ahmet Güntan paket içinde gelmişti.

Paket dediğim, o yıl içinde zincirleme şekilde keşfettiğimiz ve sevdiğimiz bir tür Şairler Paketi.

Ecnebilerden Ferlinghetti ve Ginsberg’e takılıyoruz.

Yerli listemiz daha uzun: Lale Müldür, Nilgün Marmara, Ahmet Güntan...

Küçük (İskender) arkadaşımız, bir önceki paketten İsmet Özel’le, Murathan Mungan’la beraber çıkmıştı.

Sadede gelelim; iş "Anılarım, şiir görüşüm, derbeder gençlik yıllarım. Cilt 1"e dönüyor hafiften.

Tırstım kendimden!

* * *

Dostum Ahmet Hakan.

Fikrimi hemen özetleyeyim: "Bok" diye şiir olur, "kuku" diye de olur, "pipi" diye de.

Yeni veya şok bir durum da değildir bu.

İyisi yazılmış, kötüsü yazılmış tarih boyunca.

Mesela meşhur bir blues gitaristinin "büyük abdestin zorlukları" üzerine yazdığı bir şarkı vardır; İngilizce bilmeyen dinleyiciler "Adam da ne içli söylemiş... Vay yüreği yanana!" diye dertlenir.

Bok’tan bahsetmesi kötü bir şiir olduğu anlamına gelmez.

Bok’tan bahsediyor diye boktan bir şiiri sahiplenmek de gerekmez.

Bu konularda Ahmet’le hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Ancak Ahmet Güntan’ın şiirini böyle ortaya atıp sonra da "Aman ne haliniz varsa görün; şimdi lütfen defol uyaklı birer şiir yazarak dağılın" demek de pek olmaz...

* * *

Dostum Ahmet Hakan.

Ben sana Ahmet Güntan tavsiye edeyim. Yapı Kredi Yayınları’ndan bulunabilecek "İlk Kan"ın "intro" bölümünden başlayarak biraz oku:

"...’Gece ve Müzik’ programının son şarkısını dinleyebilmek için farları söndürüp arabanın içinde, park yerinde beklerken... genç, güzel ve karnı aşağıya dümdüz inenler için yazdığım, arabayı kilitleyip eve girerken hatırlamalarını istediğim şiirler" diye biten intro’yla...

Çok gerekli görmüyor olabilirsin ama tartışmanın yarattığı tansiyonu unut ve biraz Ahmet Güntan oku.

Seveceğini düşünüyorum.

Bak, sayende bu gündemde şiir düşünmüş oldum; fena mı oldu?

Belki Özdemir İnce ve Doğan Hızlan da girer topa.

İyi şiir böyle kaotik ortamlarda nefes almayı kolaylaştırabilir.

O yüzden inceden devam et.

Ahmet Güntan’ı okuyacak mısın?
Yazarın Tüm Yazıları