"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

En kötü adamın dönüşü muhteşem oldu

MAYISIN ikinci haftasında Londra Heathrow havalimanında iki dergi satın aldım.<br><br>Birbirine zıt iki dergiydi.

Biri, popüler magazin dergisi:

“People”.

Öteki ise entelektüel müzik dergisi:

En kötü adamın dönüşü muhteşem oldu

Steven Tyler



“Rolling Stone”.

İkisinin kapağında da aynı insan vardı.

Steven Tyler.

İki dergi de aynı soruyu soruyordu:

“En kötü adam, nasıl Amerika’nın sweetheart’ı oldu.”

Yani en sevilen insanı.

* * *

Steven Tyler’ın kim olduğunu bilmeyenlere anlatayım.

Aeorosmith isimli rock grubunun solisti.

Liv Tyler’ın babası.

63 yaşında ve hâlâ rock müziğin ilahlarından biri.

Ama adamda her tür kötü alışkanlık var.

İçki, uyuşturucu, kötü beslenme...

Ayda bir uyuşturucu tedavisi için kliniklere yatıyor.

Her gün altı doz sakinleştirici alıyor, uyumak için bir avuç uyku hapı yutuyor.

Öyle ki, 2009 yılında grubu onun yerine yeni bir solist bulmaya karar veriyor.

Oğlu karşısına dikiliyor ve ağlayarak “Baba her akşam öyle uçuyorsun ki, korkuyorum” diyor.

İşte böyle bir adam, hayatında devrim yaptı ve üç ay içinde Amerika’nın en sevilen insanlarından birine dönüştü.

Ne mi yaptı?

Amerikan televizyonlarının en başarılı reality show’larından biri olan “American Idol”da, yani Popstar yarışmasında jüri üyesi oldu.

Öbür jüri üyeleri ise Jennifer Lopez ve Randy Jackson.

Herkes ondan bir Armağan Çağlayan bekliyordu.

Yani jürinin en kötü adamı olmasını.

Herkesi şaşırttı.

İyi insan oldu.

Elenen gençlerin arkasından ağladı.

Hüngür hüngür ağladı.

Amerika’yı ağlattı.

Kazanan gençlerle birlikte güldü.

Amerika’yı güldürdü, sevindirdi.

* * *

Neticede, 3 ay içinde bambaşka bir insana dönüştü.

Kısaca, Beatles’ın, “When I’m 64” (64’üme geldiğimde) şarkısındaki gibi olağanüstü bir transformasyonu gerçekleştirdi.

Geldiği noktayı da şöyle açıklıyor:

“Eğer bugün hayatımda tek bir duygu varsa, o da şu: Minnettarlık”.

Neye?

Hayata, geldiği yere, dönüşümüne.

Gençliğimden beri hep ukala bir entelektüel çevrede büyüdüm.

O mahallenin baskısıyla, sevdiğim şeyleri bile içimde saklamak zorunda kaldım.

Johnny Depp, Vanity Fair dergisi için kendisi ile konuşan Patti Smith’e bir itirafta bulunmuştu.

“Ben Monkeey’s topluluğunun ‘I’m a beliver’ şarkısını çok seviyordum ama arkadaşlarım küçümser diye hiçbir zaman söylemedim” demişti.

Patti Smith’in cevabı da şu olmuştu:

“Ben de aynen öyleydim”.

Ben de öyleydim. “I’m a beliver”i hâlâ aynı keyifle dinliyorum.

O nedenle 30’lu yaşlarımdan itibaren, üzerimdeki entelektüel mahalle baskısını atmaya başladım.

* * *

Popüler kültür hayatımın merkezine yerleşti.

Yıldo’nun programlarını sevdim ve yazdım. Yıldız Tilbe’yi yazılarıyla ilk alkışlayan ben oldum... Kibariye’yi, Tarkan’ı, Burak Kut’u, Ebru Yaşar’ı yazdım.

Kızı Mia, babasını “American Idol” yarışmasının jürisinde seyrettikten sonra şunu söylemiş:

“Baba inanamıyorum. Şovda o kadar iyi ve mutlu görünüyorsun ki!”

Diyeceğim, algılama, her zaman gerçeğin kendisi değildir.

X