"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

En iyi ada Bozcaada

DUYMAYAN kalmasın...Ege Bölgesi’nin güzelliğini dünyanın tüm gezginleri onaylıyor.

Henüz Amerika’dakiler okumadan, Conde Nast Traveller’in Ekim 2011 sayısında, bölgemizle ilgili çıkan güzel haberleri, Amerika’dan bir arkadaşım ışık hızıyla gönderdi.
Dünyanın en çok okunan seyahat dergisi Conde Nast Traveller’a göre, ‘Dünyanın En İyi Adaları’ sıralamasında Avrupa kıtasındaki adalar arasından Bozcaada ve Ege Denizi’ndeki Türk adaları ilk sırayı aldı. En prestijli seyahat dergisi olarak kabul edilen Conde Nast Traveller her yıl okuyucularından gelen oylarla yılın en iyi seyahat yörelerini ve otellerini belirliyor.
Bu yıl ‘Dünyanın En İyileri’ listesinde, “Avrupa’daki En İyi 10 Ada” sıralamasında Bozcaada ve Ege Denizi’ndeki Türk adaları ilk sırayı aldı.
Capri, Mikonos ve Kiklades Adaları, Mallorca, Madeira gibi dünyaca ünlü birçok adayı geride bırakarak En İyi Adalar Listesi’nde birinci olmayı başaran Bozcaada ve Türk adaları bu kategorideki oyların yüzde 84.2’sini almış. Daha önce de aynı derginin okurlarının oylarıyla listede çeşitli sıralarda yer alan Bozcaada, bu yıl ise ilk sıraya yükseldi.
Dünyanın en iyi otellerinin de belirlendiği listede, İzmir Swissotel Grand Efes ‘En İyi Güney Avrupa Otelleri’ arasında 13’üncü sırada gösterilmiş. Listeye Ege Bölgesi’nden giren tek otel olan Swissotel Grand Efes aldığı yüzde 93.5 oyla ünlü oteller Hôtel Plaza Athénée Paris, Hotel Ritz Paris, Swissotel Bosphorus, Four Seasons Bosphorus ve Milano’yu da geride bırakmış. Tebrikler Swissotel Grand Efes...

Başarılı Türk doktoru

Hani, Amerika’dan bir arkadaşım haber verdi dedim ya, bu arkadaşımdan bahsetmezsem haksızlık olur. Çünkü şu anda Amerika’nın en önemli epilepsi merkezlerinden biri olan Güney Carolina Tıp Fakültesi’nde çalışan nörolog Doç. Dr. Ekrem Kutluay, Amerika’da çok başarılı olmuş İzmirli bir doktor.
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ardından Ege Üniversitesi’nde nöroloji ihtisası yapan Kutluay,bir yıl Cleveland Kliniği, iki yıl da Michigan Üniversitesi’nde epilepsi ve uyku bozuklukları üst ihtisası yaptı. Michigan Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken epilepsi hastalarının yeni ilaç tedavileri üzerinde çalışan başarılı doktor, 2005 Şubat’ta Türkiye’ye dönüp Kent Hastanesi’nde Uyku Bozuklukları Laboratuvarı’nı kurdu ve iki yıl çalıştı. Ama Amerikalılar başarının peşini bırakmadıklarından Medical College of Wisconsin’den teklif alınca 2007’de ABD’ye geri döndü. Bu önemli tıp merkezinde epilepsi ilaç tedavileri direktörü olarak 3.5 yıl çalışan Kutluay, 2009’da doçent olduktan sonra Güney Carolina Tıp Fakültesi’ne geçti. “Düzey 4” denilen en yüksek derecede epilepsi tedavi merkezi olan ve o ana kadar yapılan tedavilere cevap vermemiş ağır hastalar üzerinde çalışılan Epilepsi Cerrahisi Merkezi’ndeki beş epilepsi uzmanından olan Kutluay, İzmirli başarılı bir doktor olarak dünyanın her yerinden bu merkeze başvuran hastalara yardım ediyor.

Amerika’nın en güzel şehrinde İzmir Guide

Yazın görüştüğümüzde yaşadığı şehir Charleston’ın güzelliğini anlata anlata bitirememişti Ekrem. Haklıymış; çünkü, Bozcaada’nın en güzel ada seçildiği araştırmada Charleston, Amerika’nın en güzel şehri seçildi. Charleston, 1600’lerde kurulduğundan, ABD’nin en eski Avrupalı yerleşim bölgelerinden biri. Kuzey-Güney iç savaşı da burada başlamış.
Atlantik kıyısındaki en uzun plajlardan olan Isle Of Palms, denizden içeri giren kanallarıyla Sheem Creek gibi özel yerleriyle Amerikalıların yeni gözdesi Charleston. Eğer yolunuz bir gün buraya düşerse, Charleston Gümrük Binası Müzesi’ne mutlaka uğrayın. Çünkü Charleston Limanı’ndan dünyanın birçok limanına gidip gelen gemiler, oralardan mutlaka hatıralar getirip müzeye bağışlıyorlarmış. Charleston’dan İzmir Limanı’na gelen gemiler de buradan Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü yazılı çini bir tabak ve 2007 yılına ait bir İzmir Guide’ı alarak müzeye koymuşlar.

Şiddetle mücadelede nereden başlanmalı

Kadınlar ya ölüyor ya da dövülerek ölmekten beter hale getiriliyor. Bu aile içi şiddetin bizlere, basına yansıyan yüzü. Ya bilmediklerimiz? Evlerde, kapalı kapılar ardında yaşananlar, olan bitene sessiz kalan aile bireyleri, komşular, arkadaşlar... Ne akıl verebilirler ki mağdurlara... Çık git ama nereye git? Çocuğun ne olacak, nereye gidersin, neyle geçinirsin... Off yazarken bile daraldım... İşin bu kısmı derin bir kuyu... Bu konuda yapılanlar o kadar sınırlı, yapılabilecekler ise sınırsızken, elde var sıfır...
Olayın bir başka boyutu ise toplum olarak şiddete yatkınlığımız... Evleri bilemeyiz ama çıkın alt gelir grubundaki semtlerin okullarına bir bakın. Teneffüslerde hele ki oynayabilecekleri top ya da herhangi bir spor aleti yoksa çoğu öğrencinin tek yaptığı diğerlerini çekiştirmek, itmek, vurmak... Yanlış anlamayın çocukça itiş-kakıştan bahsetmiyorum. Olanca gücüyle, acıtmak için vuran, zarar verme içgüdüsünden bahsediyorum. Bu bazen özel okullarda da yaşanmıyor mu sanıyorsunuz, tabii ki yaşanıyor. Evet; onlar daha çocuk, yaptıklarının sonucunu görüp bilemeyebilirler. İşte o noktada şiddetin büyüğü, küçüğü olmaz diyerek hem öğretmenlerin hem de ailelerin müdahale etmesi gerekli.. Çünkü haklı sebeple bile olsa “Çocuğum sana vurana sen de vur” demek şiddete evet demektir.

 

X