En ciddi problemi tartışmıyoruz

Emek Kaplangil
30.05.2011 - 00:00 | Son Güncelleme: 17.10.2011 - 13:48

"Ekonomistler olarak cari açığı konuşmaktan sıkıldık, Türkiye'nin asıl tartışması gereken şey 2023'e giden yolda nasıl bir büyüme modeli seçileceği" diyen Bahçeşehir Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Taner Berksoy, seçim yarışının hızlandığı bu dönemde, iki büyük partinin büyüme modellerinde önemli eksiklikler olduğunu söyledi.

Berksoy ile yaptığım söyleşide cari açık, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın (TCMB) buna karşı aldığı tedbirler, Türkiye'nin büyüme modeli ve Avrupa'da yaşanan son gelişmeler ile euronun kaderi ana başlıklar oldu.

 

Berksoy, Türkiye'de cari açığın kronik bir hal aldığını bunu konuşmaktan artık sıkıldıklarını vurgulamasına rağmen, sorun devam ettikçe, 'konuşmaya ve tartışmaya' devam edeceklerini de belirtti.

 

ASIL TARTIŞILMASI GEREKEN BÜYÜME MODELİ

 

Berksoy, cari açığın yönetilebilir bir seviyeye gelmesi durumunda, 2023 yılı için hedeflerin ardı ardına açıklandığı bu dönemde asıl tartışılması gerekenin, 'büyüme modeli' olduğuna dikkat çekti. Hem iktidar hem de ana muhalefetin modellerinde hatalar olduğunun altını çizen Berksoy şu değerlendirmeyi yaptı:

 

Emek KAPLANGİLhurriyet.com.tr

"Türkiye ekonomisiyle ilgili şu anda ileriye dönük iki görüş var. Birisi Ak Parti'nin diğeri ise CHP'nin görüşü. Ak Parti, 2023 yılında Türkiye ekonomisinin büyüklüğünü 2.1 trilyon dolara, CHP ise 2.6 trilyon dolara çıkaracağını belirtiyor. CHP yıllık yüzde 7 büyüme yakalamayı hedefliyor, AK Parti'ninki ise 2.1 trilyon dolar üzerinden hesap yapıldığında yüzde 5.5 civarına geliyor. Yüzde 5.5 büyüteceğim demek yanına bir şey koymadan, ben halimden memnunum demektir. Yani, '2002 ile kriz öncesi dönemin aynısını devam ettireceğim' demek oluyor. CHP de 'tasarrufları artıracağım, yapıyla uğraşacağım' diyor."

 

Ben AK Parti'nin geçmiş dönemi tekrar edeceğim demesinin doğru bir zemini olmadığı kanaatindeyim. Çünkü geçmiş dönem çok özellikliydi. Biz çok büyük bir krizden çıkmıştık. Kendi istikrar programımızı uygularken, dünya ekonomisi birden gelişti. Faizler düştü, bol para ortamı oluştu. O da bizi büyüttü. Yani bizim büyüme rejimimiz bize ait değil. Dışarıdan ithal. Dünyadaki bu koşullar bir daha olmaz. Önümüzdeki dönemde bol likidite, düşük faiz oranları serbest dolaşan para, risk iştahının tepeye vurması olmaz. Dolayısıyla, eğer 'geçmişte başarılı olduğumuz dönemi tekrar ederek gideriz' diyorlarsa öyle bir şansları yok. Ak Parti'nin böyle düşündüğüne yönelik bir izlenim edindim. Böyle düşünüyorlarsa yanılıyorlar" dedi.

 

Berksoy şöyle devam etti:

 

"CHP de yüzde 7 büyüteceğini belirtiyor. Peki nasıl artıracaksın. 'Tasarrufla' diyorlar. Türkiye ekonomisinin şu andaki temel yapısal problemi tasarruf. Yani cari açık da oradan kaynaklanıyor. Şöyle bir yapı sıkıntımız daha var. Türkiye'de tüketimi caydırmaya başladığınızda sanayiyi öldürürsünüz. Bırak yüzde 7 büyümeyi, ekonomi yıkılır gider. Belki yüzde 7 büyük bir hedef değil ama bunu nasıl yapacağını belirtmen lazım. Burada bir politika eksikliği var gibi. Bunu söylediğiniz zaman da, 'Biz onu açıklayacağız' diyorlar".

 

Berksoy, her iki partinin de bir mevcut durumda büyüme modeli seçme sıkıntısını hissetmediklerini, seçimden sonra ekonominin ya kendi haline bırakılacağını ya da düzgün bir patikaya sokulması isteniyorsa, yepyeni bir büyüme modelinin oluşturulması gerektiğini belirtti. Berksoy, siyasetçiler yapmasa da özellikle iktisatçıların bunu tartışmaya açması gerektiğine dikkat çekti.

 

SERMAYE GİRİŞİ DEVALÜASYONU ÖRTÜYOR

 

Berksoy cari açık sorunuyla ilgili olarak ise, bu problemin iki boyutlu olduğunu, bunlardan ilkinin üretim, sanayi, ekonomideki verimlilik ve rekabetçilik düzeyinden kaynaklı olmak üzere yapısal, ikinci boyutunun ise büyümeyle bağlantılı konjonktürel taraf olduğunu söyledi.

 

Ekonominin yapısından dolayı, büyüme hızlandıkça, cari açığın arttığına, büyüme yavaşladıkça cari açığın azaldığına dikkat çeken Berksoy yüzde 3 civarında bir cari açığın yönetilebilir olduğunu da belirtti.

 

Türkiye'ye gelen sermayenin kuru baskıladığını ve liranın değer kaybının önüne geçtiğini belirten Berksoy, ihracatın yanı sıra giren bu dövizin arzının, döviz talebini dengelediğini ve devalüasyon riskini örttüğünü söyledi. Berksoy, "Bunu hep söylüyorum giren bu sermaye, kur riskini ortadan kaldırmıyor. Sadece riskin üzerini örtüyor" dedi.

 

Berksoy, bu noktada sermaye akımının durması ya da terse dönüp ülkeden çıkması durumunda kur üzerinde büyük risk yaşanabileceği uyarısını da yaptı.

 

FAİZ SONBAHARDA ARTAR

 

Cari açık nedeniyle ekonominin soğutulması gerektiğini de belirten Berksoy, Merkez Bankası'nın aldığı munzam karşılık oranlarındaki artış tedbirlerinin etkili beklenen etkiyi yapmadığını, bunun en etkili silah olan faizlerin artırılması yoluyla yapılması gerektiğine dikkat çekti. Berksoy, faizlerin sonbaharda artırılacağı tahminini yaptı.

 

Berksoy, Türkiye ekonomisinin 2011 yılında yüzde 6 civarında bir büyüme kaydedeceğini ve cari açığın GSYİH'ya oranının ise yüzde 7 ile yüzde 8 arasında gerçekleşerek 60-65 milyar dolar arasında gerçekleşeceği öngörüsünde bulundu.

 

En ciddi problemi tartışmıyoruz

 

SEKİZ SENEDE TÜRKİYE’Yİ TANIYAMAZSINIZ

 

Berksoy yüzde 5.5 ile yüzde 6 arasında istikrarlı büyümenin Türkiye'nin diğer kronik sorunu işsizliği azaltabileceğini, bu performansın yakalanması durumunda Türkiye'nin gelecekte iyi anlamda tanınmayacak bir hal alacağını savundu.

 

Berksoy, "Türkiye'yi ortalama yüzde 5.7 ya da 5.8 olan bir büyüme hızıyla götürün yedi ya da sekiz sene sonra o kadar hızlı bir düzelme kaydederiz ki Türkiye'yi tanınmayacak durumda görürsünüz. Ama bu basit bir parmak hesabı değil... Dengeyi koruyan, istikrara dayalı, kopup gitmeyen bir patika daha iyi yol olur... Ne zaman ekonomiyi biraz da popülist kışkırtmalarla hızlı büyütsek bu iş karakolda bitti" dedi.

 

Küresel ekononmi ve Avrupa'nın yaşadığı zor süreci de değerlendiren Berksoy, euronun çökmeyeceğini ancak küresel ekonomi içerisindeki nispi yerinin değişeceğini belirtti.

 

Berksoy, "Avrupa olması gereken yere gelir. Son krizde Avrupa'nın birlikte karar alamayan, birlikte politika oluşturamayan sorunlu bir alan olduğu ortaya çıktı... Katılaşmış, esnekliğini kaybetmiş bir kütle gibi duruyor... Benzer durumu gelişmekte olan bir ülke yaşasaydı küresel ekonomideki yeri değişirdi. İşin içinde Avrupa olunca bu biraz gecikti... Son ortaya çıkan tabloda Yunanistan bitmiş durumda. Şu anda Almanya ve belki Fransa’nın dışında, birliği alıp götürecek büyük bir güç yok. Aslında küresel çapta ağırlıklar değişmeye başladı. G7'nin, G20'ye dönüşmesi bunun yansıması" dedi.

 

Berksoy, kur tarafında AB'nin yaşadığı sıkıntılar rağmen euronun, dolarla başa baş 'itişerek' seyrini devam ettireceğini, Çin'in para birimi yuanın ise bu ikiliye alternatif olamayacağını söyledi.

 

EURODAKİ ARTIŞ ABD OYUNUNUN YANSIMASI

 

Berksoy, "Şu anda dolarla başa çıkabilecek para eurodur. Eğer ekonominin zaaf içerisinde olduğu görülür ve kaçış başlarsa euro değer kaybeder. ABD'de zaaf içerisinde olduğu için çok fazla değer kaybetmiyor. İkinci olarak benim kanaatim, ABD ve tüm dünya Çin'in parasının düşük değerde olmasından rahatsız. ABD tüm baskısına rağmen Çin'e söz geçiremiyor. Dolayısıyla, rekabet için kendi parasını değerini düşürmek zorunda. Euronun son günlerdeki düşüşünden önce yaşadığı değer kazancıyla, sanki doları ezdiği yönünde ortaya bir görüntü oluştu. Bu, bana ABD'nin Çin'e karşı yaptığı oyunun yansıması gibi geliyor. Bunun yükünü de Avrupa çekiyor" dedi.

 

Berksoy son değerlendirmesi ise dünyanın yükselen gücü Çin üzerine oldu. Berksoy son dönemde Çin üzerine çalışmalar yaptığını ve Asya'nın Süper Gücü konumundaki bu ülkenin kendini taşıyamayacak noktaya doğru hızla ilerlediğini belirtti.

 

http://twitter.com/emekkaplangil

ekaplangil@hurriyet.com.tr

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı