Gündem Haberleri

    En büyük günah: Riyakârlık!

    Hürriyet Haber
    01.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Tanrı elçisi Hz. Muhammed'in savaşı şirke karşı verildi. İslam'a göre şirkin bir çeşidi de riyakârlık olduğuna göre, Son Peygamberi, hayatını, riyanın saltanatını yıkmaya adamış bir evrensel ruh olarak tanıtmak, abartma olmayacaktır. Gerçekten de, onun riya saltanatını yıkmaya yönelik tavır ve sözleri burada sıralanamayacak kadar çoktur. Bir tanesini verelim: İslam düşünesinin zirvelerinden biri olan Abdullah b. el-Mübarek (ölm. 797) Kitab ez-Zühd'ünde Peygamberimizden naklen şunu kaydediyor: ‘‘Bu din öylesine gelişir ki, okyanusları, kıtaları aşar. Allah yolunda sefer edenler tarafından denizler ötesine götürülür. Daha sonra, birtakım insanlar çıkar, Kuran'ı okurlar ve okudukça da şöyle derler: 'Okuyan biziz. Bizden daha iyi kim okuyabilir? Dini bilen biziz. Bizden daha iyi kim bilebilir?' Tanrı Elçisi, bunun ardından sahabilerine baktı ve sordu: 'Bu insanlarda bir hayır görür müsünüz?' Onlar cevap verdiler: 'Hayır, ey Allah'ın Elçisi!' Hz.Peygamber şöyle buyurdu: 'Onlar bu ümmet içinden çıkacak ve onlar cehennem yakıtı olmaktan başka bir işe yaramayacaklardır.' (İbn Mübârek, Kitab ez-Zühd, 152). Peygamberimizin tanıttığı bu insanlardır ki, Kuran onların namazlarına ‘‘veyl olsun’’ yani yazıklar ve tiksintiler olsun diyor. (Bk. Maûn suresi).

    Riyakârlığın, din bahsinde en yıkıcı görünümü, ibadetler alanındadır. Yaratıcı'nın rızası dışında maddi veya manevi herhangi bir hesap veya çıkarı ibadetler için gaye haline getirmek, kulun bütün gayretlerini sonuçsuz bırakır. Hz. Peygamber bu noktada şu evrensel prensibi koymuştur: ‘‘Allah rızası dışında bir gaye gözetenin bekleyeceği hiçbir karşılık olamaz.’’ (İbn Mübârek, aynı eser, 49).

    Kısacası, riyanın kuşattığı benliklerin temsil ettikleri tüm değerler hayal kırıklığından öte bir şey getirmez. Riyakârların doldurduğu mabetten Allah'a yükseliş beklemek, aldanmaktır.

    Tanrının temel buyrukları
    Kuran'la öğüt verin!

    ‘‘Eğer hatırlatmak yarar sağlarsa, hatırlat/öğüt ver.’’ (A'lâ 9; Kaf 45; En'am 70; Zâriyât 55, Gâşiye 21; Tûr 29).

    Buyruğun vahiy bünyesinde ikinci tekrarlanışı (Kaf, 45) şu şekildedir: ‘‘...Benim tehdidimden korkanlara sadece Kuran'la öğüt ver.’’ Demek oluyor ki, öğüt verme Kuran'la olacaktır.

    Buyrukta kullanılan kelime, ‘‘zekkir’’dir. Zikir kökünden gelir. Zikir, Kuran'ın adlarından biridir. O halde, buyruktaki ‘‘öğüt ver’’ emrinin omurgasında Kuran yer alacaktır. Nitekim Kuran'ın adlarından olan ‘‘Tezkire’’ kelimesi de zikir kökünden olup kendisiyle öğüt verilen mesaj anlamındadır.

    Tam bu noktada Kuran'ın şu ayetini de zihinlerimize yerleştirmemiz gerekiyor: ‘‘Sor: 'Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?' De ki: 'Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kuran bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım. Siz gerçekten Allah'ın yanında başka ilahların bulunduğuna tanıklık ediyor musunuz?' De ki: 'Ben buna tanıklık etmiyorum.' De ki: 'O, sadece tek bir tanrıdır. Ve ben sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım.’’ (En'am, 19).

    Bu ayetten şu sonuçlar çıkmaktadır: 1. Allah'tan daha güvenilir tanık yoktur. 2. Peygamber'le insanlar arasında tek söz sahibi tanık Allah'tır, 3. Allah'ın tanıklığını yeryüzünde Kuran temsil etmektedir. 4. Kuran'ın tanıklığının bağlayıcı olması için ulaştırılıp dinletilmesi gerekmektedir. 5. Kuran'ın tanıklığının dışına çıkıp başka uyarı kaynakları aramak, Allah'ın tanıklığını zedeleyerek devreye yedek ilahlar sokmaktır.

    Kuran'la öğüt verilmesi öncelikle iki zümreyi rahatsız eder:

    1. Dini, hurafeye boğan din sömürücüleri,

    2. Dinin çirkin gösterilmesini sömürerek dinsizlik ticareti yapan inkârcıları.

    İslam dini sosyal yaraları onarır

    İzmir Müftüsü Mehmet Altınkaya, Türk toplumunda son yıllarda sevgi ve muhabbet köprülerinin yıkıldığını, insanların birbirine güven duymadığını, bunu onarmanın en iyi yolunun İslam dinini iyi öğrenmekten geçtiğini vurguladı. Altınkaya, ‘‘Bugün Türkiye'de dini sağlıklı öğrenmenin tek doğru adresi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın merkezi ve taşra örgütleridir’’ dedi.

    Din eğitiminin önemini vurgulayan Müftü Altınkaya, İzmir'de 125 ayrı noktada Diyanet İşleri'ne bağlı Kuran kurslarının yaz-kış eğitim verdiğini bildirdi. Ramazan nedeniyle dini açıdan duyarlı olunan günlerde İzmirliler'in bunu değerlendirmesini isteyen Altınkaya, insanların dini eğitim konusunda titizlikle seçim yapmasını önerdi. İzmir’de 1400 din görevlisinin hizmet verdiğini kaydeden Altınkaya, Ramazan boyunca, 1044 camide toplumu eğitmeye yönelik vaazlar verileceğini bildirdi. Altınkaya, topluma mesajların daha doğru ulaşması için Türkiye genelindeki 28 kadın vaiz sayısının 5 bine, 300 olan erkek vaiz sayısının ise 25 bine çıkarılması gerektiğini ekledi.

    MEHMED İZZET EFENDİ:

    19. yüzyıl hattatlarından Mehmed İzzet Efendi'nin imzasını taşıyan bu levha 1847 tarihini taşıyor ve Topkapı Sarayı Müzesi'nda muhafaza ediliyor. Sanatçı, kelimelerde geçen bazı harfleri altalta sıraayarak son derece güç bir istif yapmış. Levha, lÁciverd üzerine altın yaldızla yazılı.

    Sorun söyleyelim
    Soru: Türk Müslümanlığı kavramına nasıl yaklaşıyorsunuz?

    Cevap: Bir defa Türk Müslümanlığı ile Türk İslamı tabirlerini birbirine katmayalım. İslam'ın Bulgar'ı, Acem'i, Türk'ü, Çin'i, Arap'ı olmaz. İslam bir tane, Allah adını koymuş. Bu ad üzerinde de oynamayın demiştir. Ama İslam'ın yaşanmaya başladığı andan itibaren ortaya çıkan binlerce Müslümanlık olabilir.

    Müslümanlık dediniz mi insan unsuru devreye giriyor. Bunları katıyor bazıları birbirine, sanki Türk İslamı denmiş gibi ortalığa empoze ediyor. Türk İslamı falan diyen yok. Türk Müslümanlığı olur, binlerce Müslümanlık olur. Çin Müslüman olsa, onun apayrı bir yaşayış tarzı çıkar ortaya. Müslümanlık dedim mi, hatta Müslüman dedin mi insan unsuru giriyor işin içine. İnsan girdiğine göre içine, artık o sayısızdır. Ama İslam bir tanedir. İslam, Allah'ın elinden gelmiştir. Onun sahibi bir tanedir, onun üçü-beşi olmaz. Bir defa bunları karıştırmayalım. İşte bütün bunlardan sonra şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz: Türk Müslümanlığı bal gibi olabilir ve vardır. Yani Allah'ın dini olan İslam'ı yaşayan kitlenin ona kendi renk ve desenleri içinde bir görüntü vermesi. Müslümanlık budur. Türkler'in de böyle bir Müslümanlığı vardır. Ve bence tarih içinde en güzel Müslümanlık, Türkler'in Müslümanlığıdır. Özellikle de Türkmen Müslümanlığı. Sonra, hilafetin de bize geçişi üzerine maalesef bu Türkmen Müslümanlığından Arap-Emevi Müslümanlığına doğru gittik.

    Evrensel bir din olan İslamiyet'i, sadece bir Arap-Emevi anlayışının tasallutuna maruz bırakmak akıllı insanların yapacağı bir iş değildir. O halde özetleyelim: İslam bir tane, Türk İslamı, Arap, Acem İslamı olmaz. Oysa Müslümanlık yüzlerce, binlerce olabilir. Zaten Kuran'ın istediği de budur. Kuran, bütün insanlığa hitap ettiğine göre, bütün insanlığı siz aynı zevklerde, renklerde, desenlerde birleştirebilir misiniz? Bu bizzat Allah'ın iradesine ters düşmektir. Türk Müslümanlığı bal gibi olur ve olması da lazımdır. Türk Müslümanlığı olmazsa, bin küsur yıldan bu yana Arabizmi dünyaya İslam diye dayatan zihniyeti deşifre etmemiz mümkün olmaz.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı