"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

En büyük devrim, aşktır!

BU yazıyı yerden 10 küsur bin metre yükseklikte, bir uçağın kabininde yazıyorum.<br><br>Bu çelik kuşun içinde hissettiğim tek şey hayatımın, benimle hiç ilgisi olmayan şeylerin elinde olduğu.

Uçmaktan hiç korkmam. Tam tersine bindiğim uçak bulutların arasından sıyrılıp, masmavi gökyüzüyle kucaklaştığında içim neşe dolar. O sabah hangi şarkıyla uyandıysam, onu söylerim kendi kendime.

Tatlı bir açık hava türbülansı olursa daha da çok keyiflenirim.

Ama sonuç olarak bindiğim uçak, bütün parçaları açık eksiltme usulüyle, en ucuz fiyat verene yaptırılmış bir alet. Bakım teknisyenlerinin nerede dalga geçtiklerini de bilmeme olanak yok.

İspanyol pilot az önce konuştu, sesi de bir tuhaf geldi kulağıma, ona ne kadar güvenebilirim?

Hava trafiğini kontrol eden bilgisayarın devreleri arasında öngörülmeyen temaslar olmadığı ne malum?

Belki de uçmayı bu yüzden çok seviyorum. Kesin bir bilinmezliğe, çok değişkenli kader oyunlarına açık bir durum bu.

Zaten hayatı ilginç kılan da budur:
Hesaplayamazsın, planlayamazsın, ölçüp biçemezsin. Ne zaman başlayacağı da senin elinde değildir, ne zaman biteceği de!

Bir oyun gibi bunu yaşar gideriz. Başka bir oyun bilmediğimizden belki de!

İpler çoğunlukla elimizde değildir ama bazen hepsinin eline geçtiğini düşündüğün anlar da olur.

Kendine güvenin artar. Büyük dağları Tanrı yarattıysa, küçükler de benim elimden çıktı diye düşünürsün.

HAYATININ OSCAR’INI ALABİLİRSİN

Hesaplanamaz ve planlanamaz olduğunu düşündüğün hayatını eline almak, kendine yeni bir yol çizmek istersin.


İstemekle kalmaz, bunu yapabilecek gücün, kalbinden uzuvlarına doğru pompalandığını da hissedersin.

Kolay bir süreç değildir. Vedalaşmak istediğin hayatının kötü geçmediğini de bilirsin çünkü.

Ve önünde uzanıp giden hayat yolunun sadece güzel çiçeklerle donatılmadığına da kuşku yoktur.

Ayağına diken batmasını da göze alman gerekir, ayakkabının vurmasını da!

Yolculuğun temel kuralı budur: Yolda başına gelenler nedeniyle kimseyi suçlamayacaksın.

İşte bunu fark ettiğin o anda, kendi hayatının efendisi olabilir, kendi menkıbenin başrolünde bir Oscar heykeli de kapabilirsin.

Uçakta aklımdan bunlar geçerken elimdeki "K" isimli dergide Nobelli yazar Jose Saramago ile ilgili bir yazı okudum.

Portekizli bu büyük devrimci yazar bir gün hayatındaki işlerin yolunda gitmediğinin farkına varır. Portekiz’in saygın bir gazetesinde yapmakta olduğu genel yayın yönetmenliğini bırakır ve kendisinden 28 yaş küçük bir İspanyol gazeteci kıza, Pilar Del Rioya áşık olur.

1998 yılında Nobel’i aldığında, tören salonunun çıkışında gazeteciler bu ödülün onun için ne anlam ifade ettiğini sorarlar.

Saramago’nun yanıtı şöyle olur: "Boş verin bunları. Hayatımda aldığım en iyi ödül Pilar’dır. Aslına bakılırsa, en büyük devrim de aşktır!"

Bu koca çelik kuşun içindeki rahat koltukta oturur, içimdeki boşluğa doğru uçar giderken bu sözü tekrarladım, kendi kendime: En büyük devrim aşktır!

Amacını aşan bir yazı

YENİ Şafak’ın çift kişilikli yazarı, hoşuna gitmeyen sözler söylediği için Şerif Mardin’in özel hayatıyla ilgili bazı imalarda bulunmuştu. Ve amacına ulaştı. Bazı internet siteleri şimdi bunu dillerine dolamış durumdalar.

Dün de Ahmet Hakan, Hürriyet’teki köşesinde buna dikkat çekiyor ve Anayasa taslağı hazırlayan bir profesörün, hayatını paylaştığı bir kadını komisyona almasını eleştiriyordu.

Ahmet Hakan, işin aslına bakarsanız haklı da olabilir. Çünkü Anayasa taslağını hazırlamak bir kamu görevi ve kamu görevlerinde bulunanların özel hayatlarının medya tarafından mercek altına alınmasında bir tuhaflık yok.

Ancak yine de Ahmet Hakan’ın "amacını aştığını" düşünüyorum. Birileri siyasette bel altına vurmayı meşru görüyor olabilir. Bunu eleştirmenin yolu, benzer bir davranışta bulunmaktan geçmemeli. Bu konularda yazarların "empati" kurmalarında yarar var. Ahmet Hakan da söz konusu hanımla bir empati kurmayı deneseydi, bunun onu ne kadar yaralayıp üzebileceğini görür ve dünkü yazıyı hiç yazmazdı. Buna eminim.

Çünkü yazısındaki amacının, söz konusu hanımı kırmak değil, özel yaşamları diline dolayanları eleştirmek olduğu çok açıktı. Ama dün Hürriyet yazı işlerine ulaşan bilgiler, bu yazının istemeden de olsa değerli bir insanı kırdığına işaret ediyordu. Eleştirdiğimiz kişiler gibi davranırsak, onlardan bir farkımız kalmayacağını unutmamalıyız.
X