Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emperyalizmin uzun gölgesi

BUNDAN birkaç yıl önce iki arkadaşım bugün ismi Mumbai olarak değişen ama bizim Bombay diye bildiğimiz şehirde, güzel bir otelin lobisinde bir şeyi hatırlamaya çalışıyorlar: Acaba Hindistan, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını hangi yıl kazanmıştı?

Biri 1948 diyor (ki doğrusu budur), diğeri 1947. Bir türlü emin olamadıkları için yanlarından geçen bir garsona ‘İngilizler ne zaman gitti’ diye soruyorlar. Garson elbette soruyu yanlış anlıyor, ‘Bu sabah efendim’ diye cevaplıyor, muhtemelen kalabalık İngiliz turist kafilesini kastederek.
Aslına bakacak olursanız, Birleşik Krallık emperyalizminin kurbanı olmuş ülkelere, ki bunların arasında Mısır da var, Hindistan da, Kıbrıs da, bu ülkeler sömürge olmaktan ne zaman kurtulmuş olurlarsa olsunlar hep İngilizlerin ‘az önce’ oradan gittiği duygusunu yaşarsınız.
Birleşik Krallık’ın küresel hazinesinin en değerli mücevherlerinden biri olan Mısır, 1952’de, aynen bugün yarattığı heyecan gibi büyük bir heyecan yaratmıştı, önce Arap dünyasında ve ardından kaçınılmaz olarak İslam aleminde.
Cemal Abdülnasır ve arkadaşlarının Baas Partisi ve yaptıkları darbe bir anda yayılma istidadı göstermiş, Irak’ta, Suriye’de ‘kardeş’ rejimler kurulmuştu. Arap dünyası ‘tiran’ krallardan kurtulacak, Arapça konuşanlar birleşecek, tek bir büyük İslam milleti oluşturacak, yüzyılların sömürgeliğinden nihayet kurtulacaktı. (Arap milliyetçilerinin en büyük düşmanı Osmanlıydı, Türklerdi, Batılı emperyalistler daha sonra geliyordu. Okul kitaplarına bakarsanız bunun hala böyle /images/100/0x0/55ea51cdf018fbb8f87823a0olduğunu, arap milliyetçiliğinin özünü Türklere düşmanlığın oluşturduğunu görürsünüz.)
Mısır’da Nasır’ın ölümünün ardından güç bir iç darbeyle onun yardımcısı Enver Sedat’a geçti. (Bu arada Nasır’ın ilk adı olan Cemal de, Sedat’ın ilk adı olan Enver de, bizim İttihatçi paşalarımızdan geliyordu, bir Talatları eksikti.)
Sedat’ın suikaste kurban gitmesinin ardından Hüsnü Mübarek iktidara geldi. Şimdiki olayların arkasındaki sebeplerden biri, Mübarek’in iktidarı oğluna bırakacağı söylentileri.
Yani, 1952’den beri süren bir yönetimden, bir ideolojiden söz ediyoruz. ‘İdeoloji’ lafı sizi yanıltmasın, tamamen iktidarda kalmaya yönelik son derece pragmatist bir ideoloji bu.
Dün Mısır’dan gelen haberler, Mübarek ve ailesi için hiç de içaçıcı değildi. Ben durumu Mübarek yönetiminin artık sonunun gelmiş olması olarak görüyorum. Belki siz bu satırları okurken Mübarek çoktan kaçmış olacak Mısır’dan... Belki birkaç hafta sonra olacak bu ama inanın bana sonunda olacak.
Sırf darbe yapmasın diye görevde tutulan 80’ine merdiven dayamış Genelkurmay Başkanı ‘Mareşal’ Tantawi bile Mübarek’e sırtını dönüyorsa, Amerika Mısır’ı ‘Askeri yardımı gözden geçirmek’le tehdit ediyorsa, Mübarek artık orada duramaz. Zaten ordu göstericilere ateş açmayı da reddetti, Mübarek’in ordu kadar kalabalık olan ama halk nezdinde bir saygınlığı olmayan polisleri başkanlık sarayının etrafına mevzilendi.
Başa dönecek olursak, Mısır’da emperyalizmin uzun gölgesinin sonuçlarını yaşıyoruz aslında. Mısırlılar hâlâ kendilerine ait, meşruiyetini kendilerinden alan bir iktidarın peşinde.
Keşke dilekleri yerine gelse ama sömürgeciler daha ‘bu sabah’ ayrıldılar ülkeden, gölgeleri hâlâ yerinde duruyor.

Tiranlık zor zanaat

SURİYE’nin, Ürdün’ün, Suudi Arabistan’ın ‘tiran’ları bugünlerde ne düşünüyor merak ediyorum.
Mısır’daki ‘tiran’ koca ülkenin avuçlarının arasından kayıp gittiğini gördü, görmeye devam ediyor.
Peki diğerleri ne yapacak?
Şimdi sırada görece önemsiz Yemen var gibi gözüküyor ama Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’da da insanlar Mısır’da neler olduğunu gözlüyorlar, izliyorlar.
Bugünlerde tiran olmak çok zor iş doğrusu.

Türkiye’nin söyleyecek tek lafı yok mu?

NE oldu ‘Osmanlı coğrafyasında olup bitenle yakından ilgiliyiz’ laflarına?
Hadi Tunus uzaktı, ya Mısır? Ya Yemen? Buralarda olup bitenler hakkında Amerika’nın söyleyecek onca şeyi var ama Türkiye’nin yok, öyle mi?
İnsan haklarını, demokrasiyi, halkın kendi kaderini tayin hakkını telaffuz etmek bu kadar mı zor?

X