"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Emniyet’te reform İsteyen polisler anlatmaya devam ediyor

3. Polis:Gazdan fenalık geçirdim, eylemciler yardım etti!

GEZİ olaylarının başından beri, bu sütunlarda “tanıklık” okuyorsunuz.
Elimden geldiğince, herkese kendi açısını anlattırmaya çalıştım.
Gezi’de eylem yapan gençler de anlattı.
Avukatlar da.
Olaylar sırasında revirlerde görev alanlar da.
Doktorlar da.
LGBTT’ler de.
Gaz kapsülü ve bilyeli mermi yüzünden gözünü kaybeden protestocular da.
Kafasından gaz kapsülüyle yaralanan ve konuşma yetisini kaybeden Lobna Allami’nin kardeşi de, Ankara’daki olaylarda hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün abisi de.
Eminönü’ne bal almaya gidip, dönüşte Taksim’de biber gazına maruz kalan ve bir süre sonra kalp krizinden vefat eden Selim Önder’in kızı da.
Maltepe’de kızıyla yürürken bir grubun arasında kalan ve kafasına tencere yediğini söyleyen başörtülü Yeşim Sönmez de.
Herkesin kendi bakış açısı var./images/100/0x0/55eb2e07f018fbb8f8b083e0
O yüzden de ben, olabildiğice farklı açıyı yansıtmaya çalıştım.
Son olarak da polislerle konuştum.
Ortaya çıkan tablo şöyle: “Taraf” olanlar yaptığım bazı işleri onayladı, göklere çıkardı, kendi bakış açılarına uymayan diğer tanıklıklara da karşı çıktı, yerin dibine batırdı.
Bu da normal.
Herkes netice de inanmak istediği şeye inanıyor.
Ama ben bütün bu röportajları teyple yaptım.
Hepsi kayıtlı.
Ama tabii, konuştuğum insanlardan her biri, bütün eylemcileri, direnişçileri temsil etmediği gibi, pazar günü konuştuğum 4 polis de bütün polislerin görüşlerini temsil etmiyor.
Onlar bir grup polis.
Teşkilattan ihraç edilmemek için benden kimliklerini özellikle gizlememi rica ettiler.
İkisi Çevik Kuvvet’ti, ikisi sivil polisti.
Haklarında soruşturma var ama hâlâ emniyet mensupları.
Onlar, polislerin zencileri olduğunu düşünenler, polis teşkilatının reforma ihtiyacı olduğunu düşünenler.
Benim konuştuğum polislerin iddiasına göre, 300 bin kişilik teşkilatın içinde 11 bini onlar gibi düşünüyor.
Ve neredeyse hepsi hakkında soruşturma açılmış durumda.
Bugün ve yarın röportajın pazar günü yayınlanamayan kısmını okuyacaksınız.
Meslekten ihraç edilmemeleri için yaşlarına dokunmadım ama kaç senedir teşkilatta oldukları bilgisini değiştirdim, orada bir yanlış yapmışım.
Ama zaten burada takılınması gereken kaç senedir mesleği icra ettikleri değil, bize aktardıkları...
Yeni tanıklıklarda buluşmak üzere...
Kendi açısını anlatmak isteyen herkese hâlâ bu sütun açık...

Sen nasıl değerlendiriyorsun olup biteni?
-3. POLİS: 2011, 2012 1 Mayıs’ları olaysız geçti. Neden? Polis kullanılmadığı için. Demek ki, böyle müdahalelerde olay olmayabilirmiş. Gerçekten vahşet yaşandı. Çok üzücü. Ben birkaç gün görevli değildim. Televizyonda o müdahaleleri görünce yerimde duramadım. Tamam polis de emredileni yapmak zorunda ama sen insanların kafasını hedef alıp atıyorsan, bunun izahı yok ne emirle ne talimatla. “Gidip bir göreyim” dedim. Hem de parktaki gençleri merak ediyordum...
Gezi’ye mi gittin?
-Evet, izin günümde gittim. Tabii silahımı ve kimliğimi almadım. Tam ben parka girdiğimde, aksi gibi müdahale oldu. Sokaktan çıkmaya çalışıyorum, gaz yiyorum, her taraftan gaz yedim. En sonunda fenalık geçirdim. Eylemciler geldi, başıma üşüştüler. Talcid-malsit sıktılar yüzüme. Tabii çok duygulandım.
Polis olduğunu söyledin mi?
-Yok hayır. Ama oradaki dayanışmayı gördüm. Bizim teşkilat olarak başaramadıklarımızı başarmışlar. Yemin ediyorum bizim teşkilatımız da bu kadar birbirine tutkun olsa, her şey güllük gülistanlık olur. Haksızlıklar ve intiharlar son bulur.

SİSTEM-VALİ-EMNİYET MÜDÜRÜ

Baş sorumlu sistem. Sonra vali ve emniyet müdürü. Çünkü en ufak bir aksaklık olursa, koltuklarından olacaklarını düşünüyorlar.

POLİS HAKLARI GRUBU

Siz polis içinde bir grup musunuz?
-Evet, Polis Hakları Grubu. Bizler polis hakları için sosyal medyada mücadele eden bir grubuz. Birbirimizi tanımıyorduk. Facebook ve Twitter aracılığıyla bulduk. Polis hakları için mücadele ediyoruz. Aramızda CHP’lisi de var, AK Partilisi, cemaatçisi de, herkes. Amacımız teşkilatın daha iyi hale getirilmesi...

17 GÜNLÜK BEBEK

Arkadaşın eşi doğurdu, aradan 17 gün geçti, çocuğunu göremiyor. Yeni doğmuş bebeği Taksim’e getirip, babasına gizlice gösterdiler. O haldeydik...

POLİS OLMAK BAŞKA AMİR OLMAK BAŞKA

Teşkilatın yüzde 93’ü polis memuru, yüzde 7’si idareci, amir, yönetici. Yüzde 87’si üniversite mezunu. Bu teşkilatın bu halde olmasının sebebi idarecileri. Onlara cesaret veren de, sistem ve mevzuatlar. Adamlar saltanatlarını kurmuşlar. Altta kalanın canı çıksın. Onların gözünde biz polislerin böcek kadar değeri yok, böyle bir yaklaşımları var. Biz gaspçıdan, tecavüzcüden çekmediğimiz çileyi başımızdaki adamlardan çekiyoruz. Terörden değil, amirlerden. Sorunlarımızı da yöneticilerimize anlatamıyoruz. Onlar kendilerini izole etmişler. Emniyet teşkilatında amirler, müdürler ve memurlar şeklinde çok büyük bir ayrım var. Düşmanız birbirimize. Kendilerine, “Polisim” demezler, “emniyet amiriyim” der. Polis bizleriz, onlar değil! Nöbet tutarken biz neyi gözetler haldeyiz biliyor musun? Bir yerden saldırı olacak mı, terörist gruplar gelip bize ateş açacak mı değil. Nereden bir amir çıkacak da, müdür gelecek de, bizim bir açığımızı yakalayacak?

POLİSLERE GAZ SIKAN POLİS

Yanımdaki gaz sıkan polislerden biri yaralandı, burnu kırıldı. Kan, maskenin içine damlamaya başladı. Yanımızda bulunan diğer polis, elinden gaz silahını aldı. Resmen cinnet geçiriyordu. Nereye sıktığını bilmiyordu. Biz onu tutana kadar 15-20 dakika geçti, bize de gaz attı. Kendi grubunun içine. Düşürdük de aldık silahı elinden. “Ben ne yapıyorum?” diyordu, elleri ayakları titriyordu...

Çadırların yakılmasına izin vermemeliydik

Her şeyin başlangıcı, çadırların yakılması. Yakanların zabıta olduğu ortaya çıktı. Olayda insan hayatına kasıt var. Tamamen yönetim eksiliği ve basiretsizlik. Çadırların yakılması suç. Yakmak demek, oradaki göstericileri kışkırtmak demek. Biz de suçluyuz. Bu olan bitene izin vermemeliydik...

HEPİMİZİ SÜRÜYORLAR

1. POLİS: 4 senede dört birim ve dört ilçe değiştirdim.
2. POLİS: Beni de İstanbul içi sürüyorlar, bir gün bir ilçeye, öbür gün öbür ilçeye.
3. POLİS: Beni yalnız, tek başıma çalışacağım yerlere veriyorlar. Örgütlemeyeyim diye. Sanki zehirliyorum insanları. 168 yıldır polis teşkilatında ilk defa bir sendika kuruldu ve bu kadar baskılara rağmen 11 bin üye var. Türkiye genelinde 34 yönetici var ama 6 yönetici ihraç edildi. Diğerleri de soruşturma geçiriyor.

Polis, keyfi olarak kullanılıyor

Ethem Sarısülük’ü vuran polis nasıl serbest olabilir?
3. POLİS:
Suçluysa ceza alacaktır. Tutuksuz yargılanması suçsuz olduğu anlamına gelmiyor. Kasıt varsa ihraç edilmeli. Kasıtlı yapılan şey hepimizin adını lekeliyor. Sebep ne olursa olsun, yaşananların hiçbir savunulur tarafı yok. Çalışma koşulları olsun, psikolojik nedenler olsun... Zaten psikolojik nedeni varsa, teşkilatta yer almasının gereği yok. Psikolojisi bozuksa kime ne faydası olur. Ama burada tartışılması gereken en önemli şey, sistem. Polise psikolojik destek verilmiyor. Bir rehabilitasyon merkezimiz bile yok. Yapılan eğitimler göstermelik. Yaptık mı yaptık. Âdet yerine bulsun diye. Sistem o kadar kokuşmuş, o kadar çürük ki. Bu sisteme ister istemez adapte oluyorsunuz. İster istemez kullanılıyorsunuz. Ben polis olarak bile, Allah muhafaza bir karakola düşmek istemem. Eşimi, akrabamı kesinlikle bir karakola tek başına göndermek istemem. Çünkü onlara güvenmiyorum. Niye güvenmiyorum? Bugün karakollar, emniyetin vitrini olması gerekirken, sürgün yeri. Nerede soruşturma geçiren ceza alan kişiler var, oraya tayin ediliyor. Yanlış bir şey. Oraya daha profesyonel, daha güler yüzlü, iletişimi daha güçlü polislerin atanması lazım. Bizde tam tersi. Neden? Keyfiyet var: “Aldım seni oraya verdim!”
Ankara’da 12 yaşındaki çocuğu gözaltına alınan bir anneyle röportaj yaptım. Akrebin içine çocuğu ve bir başka kadını daha alıyorlar, bayağı tartaklıyorlar. Kadına, rozetlerini öptürmeye çalışıyorlar. Niye yapar insan böyle bir şeyi? Nasıl bir psikolojidir?
-Savunulacak hiçbir yanı yok. İçinde biraz vicdan taşıyan biri, bunu mümkün değil yapamaz. Ama şunu araştırmak lazım: Bu insanlar mesleğe başlarken böyle miydi? Yoksa meslekteki sorunlar nedeniyle mi bu hale geldi? Biz diyoruz ki, “13 günde bir, bir polis intihar ediyor, Allah aşkına önüne geçin!” 2013 yılında intihar oranı daha da arttı. “Bir araştırma komisyonu kurun” diyoruz. Niye kurmuyorlar? Çünkü yaparlarsa teşkilattaki sorunlar açığa çıkacak. Hala 34 yılındaki kanunlarla idare ediliyor bu teşkilat. 79 yılındaki disiplin tüzüğüyle cezalandırılıyoruz. İntiharlar araştırıldığı zaman bunların da değişmesi gerekecek. Çünkü intiharların en büyük müsebbibi disiplin tüzüğü. Değiştirdiği zaman, polisler nasıl keyfi olarak kullanılacak? Kullanılamayacak. Bu da birilerinin işine gelmiyor...


 

X